Özgün Metin

Vezin: Feʻilātün feʻilātün feʻilātün feʻilün

Mevsim-i gül baña ey dil-ber-i gül-rū gelgil
Söyle nāz itme baña ṭūṭī-i ḫoş-gū gelgil
Baña raḥm eyle güzel başıñ içün cevr itme
Gelgil inṣāfa eyā şūḫ-ı cefā-cū gelgil
Mūy-miyānıñ alup āġūşa dem-i vuṣlatda
Öpeyin gerden ü laꜤliñ gül-i ḫoş-bū gelgil
Lāleveş dāġ-ı dil-zārımı seyr eyleyesin
Sāḥa-i sīneme ey gözleri āhū gelgil
Mihrī-i zāra neler eyledi derd ü Ꜥaşḳıñ
Görmege künc-i ġama gel ḳad-i dil-cū gelgil

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey gül yüzlü sevgili, gül mevsimi geldi, bana gel; ey tatlı dilli papağan, söyle, bana naz etme, gel.

2. Güzel başın için bana acı, eziyet etme; ey eziyet etmeyi seven şuh güzel, insafa gel, gel.

3. Kavuşma anında kıl gibi ince belini kucağıma alıp boynunu ve kırmızı dudağını öpeyim; ey güzel kokulu gül, gel.

4. Lale gibi yaralı gönlümdeki yanık izini seyredesin diye göğsümün meydanına gel, ey ceylan gözlü, gel. (Lalenin ortasındaki kara leke, divan şiirinde âşığın gönlündeki aşk yarasına benzetilir.)

5. Senin derdin ve aşkın inleyen Mihrî'ye neler etti; bunu görmek için gam köşesine gel, ey gönül okşayan boylu, gel.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Bu gazel Mihrî Hatun'un divanının bilinen nüshalarında bulunmaz. Kütahya Vahid Paşa İl Halk Kütüphanesi'ndeki 43 Va 2871 numaralı şiir mecmuasının 66b varağında Mihrî mahlasıyla yer alır. Mecmuayı inceleyen Mutlu Muhammet Aktaş, buradaki gazellerin Mihrî Hatun'a ait olmasını güçlü bir olasılık sayar; ancak kesin bir yargıya varılamayacağını özellikle belirtir. Bu yüzden şiirin Mihrî Hatun'a aidiyeti kesin değildir. Ne var ki Aktaş'ın aidiyet lehine gösterdiği dil ipuçlarının birkaçı tam da bu gazelde toplanır.

Gazel beş beyittir ve remel bahrinin "Fe‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Kafiye "-û" sesiyle kurulur (gül-rû, ḫoş-gû, cefâ-cû, ḫoş-bû, âhû, dil-cû), redif "gelgil"dir. Aktaş'ın dipnotuna göre matla beytinde "eyâ" seslenişi vezin gereği "ey" şeklinde yazılmıştır. Gazelin kime ve hangi vesileyle yazıldığı bilinmez.

"Gelgil" kelimesi "gel" emrinin, Eski Anadolu Türkçesinde emre kuvvet katan "-gil" ekiyle kurulmuş biçimidir. Aktaş bu eki aidiyet tartışmasında ayrıca ele alır: aynı ekin Mihrî Hatun'un divanında da "eylegil", "itgil", "sevmegil" gibi fiillerde kullanıldığını, bunun XV. yüzyılda yaşamış bir şair için doğal olduğunu ve gazelin de bu dönemde yazılmış olabileceğini düşündürdüğünü söyler. Aynı yerde ekin sonraki yüzyıllarda da seyrek olarak görüldüğünü, bu yüzden kesin bir sonuç vermediğini de ekler. Aktaş ayrıca Mihrî'nin divanında sıkça kullandığı "mevsim-i gül", "künc-i ġam" ve "mûy-miyân" ifadelerinin mecmua gazellerinde de geçtiğini belirtir; bu üç ifadenin üçü de bu gazeldedir. Divanda "mevsim-i gül" yüz on ikinci gazelde, "mûy-miyân" iki yüz üçüncü ve iki yüz dokuzuncu gazellerde karşımıza çıkar.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazelin bütünü bir davettir. Her beyit sevgiliyi başka bir sıfatla çağırır ve aynı sözle biter: gel. Sevgili sırasıyla gül yüzlü, tatlı dilli papağan, eziyet seven şuh, güzel kokulu gül, ceylan gözlü ve gönül okşayan boylu diye anılır. Bu sıfatların çoğu kafiye kelimesi olarak redifin hemen önüne yerleştirilmiştir; böylece her mısra sonunda sevgilinin bir özelliği ile davet sözü yan yana gelir.

Matla beyti bahar ile kavuşma isteğini birleştirir. Gül mevsimi divan şiirinde eğlence ve sevgiliyle buluşma zamanıdır; gül yüzlü sevgilinin bu mevsimde gelmesi, yüz ile mevsim arasında bir uyum kurar. Sevgiliye "ṭûṭî" (papağan) denmesi tatlı konuşmasına işarettir. Papağan divan şiirinde güzel söz söyleyen kuştur ve sevgilinin dili, sözü bu kuşa benzetilir. İkinci beyitte sevgili hem güzel başıyla anılır hem de "cefâ-cû", yani eziyet arayan diye nitelenir; âşık ondan acıma ve insaf ister.

Üçüncü beyit kavuşmayı açıkça bedensel imgelerle anlatır: kıl gibi ince bel, boyun ve kırmızı dudak. "La‘l" kelimesi kırmızı bir değerli taşın adıdır ve divan şiirinde dudağı karşılar. Dördüncü beyitte lale ile göğüs arasında bir benzetme kurulur. Lalenin ortasındaki kara benek, âşığın gönlüne aşk ateşinin bıraktığı yanık izi (dâġ) gibi düşünülür; âşık sevgiliyi göğsünün "meydanına" bu izi seyretmeye çağırır. "Âhû" (ceylan) sevgilinin iri, ürkek gözlerini anlatan yaygın bir benzetmedir.

Makta beytinde davet acıma isteğine dönüşür. Mihrî kendini "zâr" (inleyen) diye anar ve sevgiliyi, dertten ve aşktan neler çektiğini görmesi için gam köşesine çağırır. "Künc-i ġam" (gam köşesi), âşığın dünyadan çekilip derdiyle baş başa kaldığı yeri anlatır. Beyitteki "gel ... gelgil" tekrarı, gazel boyunca sürdürülen çağrıyı son kez ve daha ısrarlı bir sesle yineler.

Kaynakça

  • Mutlu Muhammet Aktaş, "Mihrî Hatun'un Yayımlanmamış Gazelleri", Hikmet-Akademik Edebiyat Dergisi 9/18 (Bahar 2023), s. 121, gazel 16 ve dn. 6 (Kütahya Vahid Paşa İl Halk Ktp. 43 Va 2871 Mecmû‘a-i Eş‘âr, vr. 66b); "-gil" eki ve ortak ifadeler s. 111; aidiyet tartışması s. 110-112, 124. doi:10.28981/hikmet.1200789. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/2757129
  • Mehmet Arslan (hzl.), Mihrî Hâtun Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları (Kültür Eserleri Dizisi 576), 2018, Gazel 112, 203 ve 209 (karşılaştırma için). https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/58679,mihri-hatun-divanipdf.pdf

Çevrimiçi kaynaklar