Özgün Metin

Vezin: Mef‘ûlü Fâ‘ilâtü Mefâ‘îlü Fâ‘ilün

Çün rûz-ı ‘îd mevsim-i faṣl-ı bahârdur
‘İşret demi feraḥ güni ḫoş rûzgârdur
Ṣubḥuñ nesîmi ireli her câya ḳıl naẓar
Rengîn çiçekler ile ḳamu lâle-zârdur
Ḳudret eliyle gör yine reyḥânî ḫaṭları
Yazdı yeşil varaḳlara k'ol Kird-gâr'dur
Ḫıżr-mis̱âl olsa cihân ṭañ mı sebze-pûş
Āb-ı ḥayât irgüren ebr-i bahârdur
Enfâs-ı bâd irişdi meger gülsitâna kim
Ṣaḥn-ı benefşe şâm u seḥer müşg-bârdur
Ḥâl-i zebân ile derilüp Ḥaḳḳ'ı ẕikr ider
Gülşenler içre murġ-ı hezârân hezârdur
Ferş-i zeberced üstine ḳuruldı ḫaymeler
Gûyâ kimisi zer kimi sîmden ḥiṣârdur
Envâ‘-ı zînet ile cihân olsa ṭañ mı zeyn
‘Arż eyleyen cemâlini çün şehriyârdur
Sulṭân Aḥmed ol ki Ferîdûn-ı dehrdür
Mülk-i cihânda devlet ile tâc-dârdur
Olsa ‘aceb mi ḫalḳ ile güneş gibi ‘ayân
Ol pâdişeh ki sâye-i Perverdigâr'dur
Mis̱lini görmedi döneli bir daḫi felek
Bunca ki mâh u sâl ve leyl ü nehârdur
Bâġ-ı İrem'de ruḫları gül la‘li ġoncadur
Ṣaḥn-ı çemende ḳâmeti serv ü çenârdur
Dil murġı bend-i zülfine ṭolaşsa vechi var
Zîrâ kemend-i dâmına cânlar şikârdur
Her cân şehâ ki olmaya ḳurbânı ḥüsnüñüñ
Taḥḳîḳ belki âḫir anuñ yeri nârdur
Ey âfitâb ‘aks-i ruḫuñla güneş iñen
Faḫr itmesün cihânda k'aña müste‘ârdur
Sen Müşterî-cenâba şehâ gelmesün zevâl
Niteki âfitâb semâda süvârdur
Mâdem ki bu sipihr-i felek eylemez ḳarâr
Mâdem ki bu zemîn ü zamân ber-ḳarârdur
Ol sen hemîşe taḫt-ı sa‘âdetde muḥterem
Gelsün ṭapuña şol ki ṣaġîr ü kibârdur
Eyyâm-ı devletüñde cihân begleri gelüp
Ṭursun ṭapuñda ḫıdmet içün her ki vardur
Medḥ eylemek şehâ seni Mihrî muḥâldür
Meddâḥ saña ancılayın ṣad-hezârdur

Günümüz Türkçesiyle

1. Bayram günü bahar mevsimine denk geldiğine göre şimdi eğlence zamanı, sevinç günü, hoş bir vakittir.

2. Sabah rüzgârı esmeye başladı; her yere bir bak: her taraf rengârenk çiçeklerle bir lale bahçesine dönmüş.

3. Bak, Allah kudret eliyle yeşil yapraklara yine reyhânî yazılar yazdı: "Yaratan O'dur" diye. ("Reyhânî" hem bir hat çeşidinin adıdır hem de "reyhan otuna ait" demektir; "varak" da hem yaprak hem kâğıt sayfası anlamına gelir. Yeşillenen bitkiler, Allah'ın yazdığı bir kitap gibi düşünülür.)

4. Dünya Hızır gibi yeşiller giyse buna şaşılır mı? Ona ab-ı hayatı (ölümsüzlük suyunu) ulaştıran bahar bulutudur. (Hızır, ab-ı hayatı içtiği ve yeşil giydiği rivayet edilen kişidir; bahar yağmuru da toprağa can verdiği için ab-ı hayata benzetilir.)

5. Rüzgârın nefesleri gül bahçesine erişmiş olmalı ki menekşe meydanı akşam sabah misk saçıyor.

6. Gül bahçelerinde binlerce bülbül toplanıp hâl diliyle Allah'ı anıyor. ("Hezâr" hem "bin" hem de "bülbül" demektir; mısra sonundaki "hezârân hezâr" bu iki anlamla oynar.)

7. Zümrüt bir yaygının üstüne çadırlar kuruldu; sanki kimi altından, kimi gümüşten birer hisardır. (Beyit iki türlü okunabilir: çiçekler yeşil çimenin üstüne kurulmuş sarı ve beyaz çadırlara benzetiliyor olabilir; ya da bayram ve bahar eğlencesi için çayıra kurulan gerçek çadırlar anlatılıyor olabilir.)

8. Dünya türlü türlü süslerle bezense şaşılır mı? Çünkü güzelliğini gösteren hükümdardır.

9. O Sultan Ahmed ki çağın Ferîdûn'udur, dünya mülkünde devlet ve talihle taç sahibidir. (Ferîdûn, İran efsanelerinde adaletiyle anılan eski bir hükümdardır.)

10. Allah'ın gölgesi olan o padişah, halk arasında güneş gibi apaçık görünse buna şaşılır mı?

11. Felek döneli beri, bunca ay, yıl, gece ve gündüz boyunca onun bir benzerini bir daha görmedi.

12. İrem bağında yanakları gül, yakut dudağı goncadır; çimen meydanında boyu servi ve çınardır. (İrem bağı, cennete benzetilen efsanevî bir bahçedir.)

13. Gönül kuşu onun zülfünün bağına dolaşıp kalsa haklıdır, çünkü onun tuzağının kementine canlar av olur.

14. Ey şah, senin güzelliğine kurban olmayan her can, doğrusu, sonunda yeri ateş olan biridir.

15. Ey güneş yüzlü, güneş senin yanağının yansımasıyla pek övünmesin; çünkü o ışık ona ödünç verilmiştir. (Eski Türkçede "iñen" "pek, çok" anlamındadır. Güneşin ışığı övülen kişinin yüzünden alınmış sayılır.)

16. Ey Müşteri (Jüpiter) gibi yüce ve uğurlu şah, sana hiç zeval gelmesin; tıpkı güneşin gökte at sürüp gitmesi gibi. ("Zeval" hem düşüş, sona eriş hem de güneşin öğleden sonra batıya doğru inişi demektir.)

17. Bu dönen felek durup dinlenmedikçe, bu yer ve zaman yerinde kaldıkça,

18. sen hep mutluluk tahtında saygı gör; küçük büyük herkes kapına gelsin.

19. Devletinin günlerinde dünyanın beyleri gelip, var olan herkes hizmet için kapında dursun.

20. Ey şah, Mihrî'nin seni övmesi imkânsızdır; çünkü senin bu şekilde yüz binlerce övücün vardır.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Divanın kasideler bölümünde on üçüncü sırada yer alan şiir, 20 beyitlik bir kasidedir. Aruzun muzari bahrinden "Mef'ûlü Fâ'ilâtü Mefâ'îlü Fâ'ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Neşri hazırlayan Mehmet Arslan, 4. beytin ilk mısraında veznin bozuk olduğunu dipnotta belirtir. Redif "-dur" ekidir; ondan önce "bahâr, rûzgâr, lâle-zâr, Kird-gâr" gibi "-âr" sesiyle biten kafiyeler gelir. "Bahâr" kafiyesi 1. ve 4. beyitlerde, "hezâr" da 6. ve 20. beyitlerde ("sad-hezâr") tekrarlanır. İlk beytin iki mısraı birbiriyle kafiyelidir, yani kaside bir matla ile açılır.

Kaside, türün düzenini kısa ve derli toplu biçimde izler. İlk yedi beyit bayramın bahar mevsimine denk gelmesini, çiçeklerle dolan bahçeleri, Allah'ı anan bülbülleri ve çayıra kurulan çadırları anlatan giriş bölümüdür. 8. beyit, dünyanın süslenmesini "güzelliğini gösteren hükümdar"a bağlayarak övgüye geçişi sağlar; bu geçiş beytine girizgâh denir. 9-16. beyitler övgü bölümüdür ve Sultan Ahmed'in adı 9. beyitte açıkça anılır. 17-19. beyitler dua bölümüdür; 17. beyit tek başına tamamlanmaz, anlamı 18. beyitle bitirilir. Son beyitte şair mahlasını anar ve memduhunu övmenin kendi gücünü aştığını söyleyerek alçakgönüllü bir kapanış yapar. Kasidelerde sık rastlanan, şairin kendi sanatını övdüğü fahriye bölümü bu şiirde yoktur.

Anlam ve Söz Sanatları

Giriş bölümünde baharın tasviri dinî bir duyarlılıkla birleştirilir. 3. beyitte yeşil yapraklar, Allah'ın kudret eliyle "reyhânî" yazı yazdığı sayfalar olarak düşünülür. Reyhânî hem güzel bir hat çeşidinin adı hem de reyhan otuyla ilgili anlamına geldiği için söz, yazı ve bitki dünyasını bir arada çağırır; "hat", "yazmak" ve "varak" sözleriyle kurulan bu bağ, aynı alana ait kelimeleri bir arada kullanma sanatı olan tenasübün iyi bir örneğidir. 6. beyitte bülbüllerin ötüşü bir zikir olarak yorumlanır ve "hezâr" sözünün hem "bülbül" hem "bin" anlamı mısra sonunda yan yana getirilir. 4. beyit ise Hızır'a yapılan bir telmihtir: yeşil giyen ve ab-ı hayatı içen Hızır gibi dünya da bahar yağmuruyla yeşile bürünmüş, yeniden hayat bulmuştur. Bilinen bir hikâyeye ya da kişiye kısaca işaret etme sanatına telmih denir.

Övgü bölümünde Mihrî, kaside geleneğinin hükümdar övgüsünde kullanılan kalıp benzetmelerine başvurur. Şehzade "çağın Ferîdûn'u"dur (9. beyit) ve "Allah'ın gölgesi"dir (10. beyit). Bu son beyitte bir karşıtlık gizlidir: Allah'ın gölgesi sayılan kişi, halk arasında güneş gibi parlamaktadır. Gölge ile güneşi bir araya getiren bu söyleyiş, tezat sanatına dayanır. 12-14. beyitlerde övgü birden gazel diline kayar; şehzadenin yanağı gül, dudağı gonca, boyu servi ve çınar, zülfü de gönüllerin dolaştığı bir tuzaktır. Hükümdarı bir sevgili gibi övme tavrı, aynı şehzadeye sunulan 12. kasidede de görülür. 15. ve 16. beyitlerde gök cisimleri devreye girer. Güneş, ışığını övülen kişinin yüzünden "ödünç" aldığı için övünmemelidir. Müşteri yani Jüpiter, eski yıldız biliminde en uğurlu gezegen sayılır; şehzade bu gezegene benzetilir ve ona "zeval gelmesin" diye dua edilir. Zeval sözü güneşin öğleden sonraki inişini de anlattığı için beyit, gök ve güneş kelimeleriyle tutarlı bir bütün oluşturur.

Dua bölümünde de karşıtlıklar sürer: dönüp duran felek ile yerinde duran yer ve zaman (17. beyit), küçük ile büyük (18. beyit) yan yana getirilir. Son beyitteki "seni övmek imkânsız, senin yüz binlerce övücün var" sözü, kaside kapanışlarında görülen bir tevazu kalıbıdır.

Tarihî Bağlam

Kasidenin kime yazıldığı metinden açıkça anlaşılır: 9. beyitte "Sultân Ahmed" adı geçer ve neşirdeki başlık "Velehû Fî Medhihî Enârallâhu Burhânehû" (yine onun övgüsünde, Allah delilini nurlandırsın) şeklindedir. Övülen kişi, 1481'den 1512'ye kadar Amasya'da sancakbeyliği yapan Şehzade Ahmed'dir. Şiir, neşrin dayandığı dört yazmadan yalnız ikisinde, M ve Ü nüshalarında bulunur; M nüshasında "Kasîde-i İhdâ Aşere" (on birinci kaside) başlığını taşır ve orada 12. kasideden hemen sonra gelir. Mehmet Arslan'a göre divandaki on yedi kasideden onu Şehzade Ahmed'e sunulmuştur ve bunların hemen hepsi Ramazan ya da Kurban bayramı tebriği olarak yazılmıştır. Bu kaside de daha ilk mısraında "rûz-ı ıyd", yani bayram günü sözüyle açılır.

Bayram vesilesiyle bir büyüğe sunulan bu tür kasidelere "ıydiyye" denir. Şairler bu şiirlerle hâmilerinin bayramını kutlar, karşılığında caize alırlardı. Iydiyyeler genellikle bayramı anlatan bir giriş, övgü ve dua bölümlerinden oluşur; mevsime göre bahar ve bayramın birlikte işlendiği örnekler de vardır. Mihrî'nin kasidesi bu düzene uyar: bayram ile baharın aynı günlere rastlamasını sevinç ve eğlence vakti olarak över, sonra şehzadeye geçer. Şiir hangi bayram için yazıldığını açıkça söylemez. 14. beyitteki "kurban olmak" sözü âşıklık dilinin bilinen bir deyimidir ve tek başına Kurban bayramını gösteren bir işaret sayılamaz. Yazılış yılı da bilinmemektedir. Arslan'ın aktardığına göre Şehzade Ahmed'in Amasya'daki sarayında Âfitâbî, Münîrî, Makâmî ve Zeyneb Hatun gibi şairler bulunuyordu; şehzadeyi öven kalabalık bir şair çevresinin varlığı, son beyitteki "yüz binlerce övücü" sözüne gerçek bir zemin verir.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Mehmet Arslan (hzl.), Mihrî Hâtun Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları (Kültür Eserleri Dizisi 576), 2018, Kasîdeler 13, s. 41-43 (nüshalar: M 39a, Ü 22b); giriş, s. 5-6. ekitap.ktb.gov.tr

Kitaplar