Özgün Metin
Vezin: Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün
Ey şeh-i devrân cihâna şehriyâr ol lâ-cerem
Devlet ile salṭanat taḫtında var ol lâ-cerem
Burc-ı iḳbâl-i sa‘âdetde ṭulû‘ it ḥaşre dek
Gün gibi ḫalḳ ile ḫalḳa âşikâr ol lâ-cerem
Geldügince ‘îd-i nev-rûz olduġınca nev-bahâr
Sâye-i rif‘atde şâhâ pây-dâr ol lâ-cerem
Ḫusrevâ rûy-ı zemîn olduḳça hengâm-ı çemen
Gülşeninde ‘âlemüñ servi çenâr ol lâ-cerem
Ṣaḥn-ı gülşenlerde ḳurduḳça şükûfe ḫaymeler
‘Ayş u ‘işret eyleyüp ḫoş rûzgâr ol lâ-cerem
Bâġ-ı ḥüsnüñ gülşeni hergiz ḫazânı görmesün
Ey yüzi gül tâze vü ter nev-bahâr ol lâ-cerem
Gülsitânı devletüñ virdi revâyiḥ ‘âleme
Bûy-ı luṭfuñla cihânda müşg-bâr ol lâ-cerem
Gün cemâlüñle żiyâ bulsun cihân tâ ḥaşre dek
Āfitâb-ı ‘âlem-ârâ tâb-dâr ol lâ-cerem
Bendeñ olsun âsitânuñda cihân ḫusrevleri
Sen serîr-i salṭanatda tâc-dâr ol lâ-cerem
Āl-i ‘Os̱mân içre çün olduñ Süleymân-ı zamân
İns ü cin fermânuñ olsun baḫtiyâr ol lâ-cerem
Ayru olmasun rikâbuñdan sa‘âdet bir nefes
Devlet atıyla cihân içre süvâr ol lâ-cerem
Ḳâyim olsun devletüñ devrânı tâ yevmü'l-ḳıyâm
‘Ömr bünyâdıyla şâhâ üstüvâr ol lâ-cerem
Bî-ḳarâr olduḳça eflâk u zemîn ṭurduḳça sen
Tâ ebed mülk-i cihânda ber-ḳarâr ol lâ-cerem
‘Īd-i aḍḥâñı mübârek ḳılsun ol Ḥayy-ı Ḳadîm
Devlet-i ‘izzetde dâ’im sâz-kâr ol lâ-cerem
Şi‘rüñi Ḥassân işitse dirdi ey şîrîn-kelâm
Gülşen-i cânda bu ṭab‘ ile hezâr ol lâ-cerem
‘İzzet isterseñ cihân yüzinde ey Mihrî hemân
Şeh Süleymân ḫâk-i pâyında ġubâr ol lâ-cerem
Eksük olma salṭanat taḫtında ey şâh-ı cihân
‘Ālem içre sâye-i Perverdigâr ol lâ-cerem
Günümüz Türkçesiyle
1. Ey devrin hükümdarı, elbette dünyaya padişah ol; devlet ve saltanat tahtında elbette var ol, hep orada kal.
2. İkbal ve mutluluk burcundan kıyamete kadar doğ; güneş gibi halkın arasında herkese apaçık görün.
3. Ey şah, Nevruz bayramı geldikçe, ilkbahar oldukça yüceliğin gölgesinde kalıcı ol. (Mısra bir süre bildirir: dünya durdukça, mevsimler döndükçe.)
4. Ey hükümdar, yeryüzünde çimen mevsimi sürdükçe dünyanın gül bahçesinde servi ve çınar ol. (Servi ve çınar, boyları yüksek ağaçlar olarak yüceliği ve dimdik durmayı anlatır.)
5. Gül bahçelerinin ortasında çiçekler çadır kurdukça (çiçekler açıldıkça) zevk ve eğlence içinde günlerin hoş geçsin.
6. Güzellik bağının gül bahçesi asla sonbaharı görmesin; ey yüzü gül olan, taze ve diri bir ilkbahar ol. (Sonbahar solmayı ve yaşlılığı anlatır; dilek, gençliğin ve güzelliğin hiç bitmemesidir.)
7. Devletinin gül bahçesi dünyaya güzel kokular yaydı; lütfunun kokusuyla dünyada misk saçan ol.
8. Senin yüzünle dünya kıyamete kadar aydınlık bulsun; dünyayı süsleyen güneş gibi parlak ol. Beyit iki türlü okunabilir: "gün" kelimesi güneş anlamında özne sayılırsa ilk mısra "Güneş senin güzelliğinle ışık bulsun, dünya da kıyamete kadar" diye anlaşılır.
9. Dünyanın hükümdarları eşiğinde senin kulun olsun; sen saltanat tahtında taç sahibi ol.
10. Osmanoğulları arasında zamanın Süleyman'ı olduğuna göre insanlar ve cinler senin buyruğuna uysun; talihli ol. (Hz. Süleyman'ın insanlara ve cinlere hükmettiğine inanılır; memduhun adı da Süleyman'dır.)
11. Mutluluk bir an bile üzenginden ayrılmasın; devlet atına binerek dünyada süvari ol. (Üzengiye yakın olmak, hükümdarın yanında yürümek ve ona eşlik etmek demektir.)
12. Devletinin devri kıyamet gününe kadar ayakta dursun; ey şah, ömür temeli üzerine sağlam bir yapı gibi kurul.
13. Felekler dönüp kararsız oldukça, yeryüzü yerinde durdukça sen de sonsuza dek dünya mülkünde yerinde kal. (Eski gök anlayışında gökler sürekli döner, yer ise sabittir.)
14. Ezelî ve diri olan Allah (Hayy-ı Kadîm) Kurban bayramını sana kutlu kılsın; devlet ve izzet içinde daima hoşnut, işlerin yolunda olsun.
15. Hassân senin şiirini işitse "Ey tatlı sözlü, bu yaratılışla canın gül bahçesinde bülbül ol" derdi. (Hassân b. Sâbit, Hz. Peygamber'i öven şiirleriyle tanınmış şairdir. "Hezâr" hem bülbül hem "bin" demektir.)
16. Ey Mihrî, dünyada izzet istersen hemen Şah Süleyman'ın ayağının toprağında toz ol.
17. Ey dünyanın şahı, saltanat tahtından eksik olma; dünyada Yaratıcının gölgesi ol.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Mihrî Hatun divanının on altıncı kasidesi on yedi beyittir ve aruzun remel bahrinden "Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Kafiye "-âr" sesidir (şehriyâr, pây-dâr, çenâr, nev-bahâr, tâc-dâr, süvâr, ber-ḳarâr), redif ise her beytin sonunda tekrarlanan "ol lâ-cerem"dir. "Ol" emir kipinde "olmak" fiili, "lâ-cerem" ise "elbette, şüphesiz" anlamına gelen Arapça kökenli bir sözdür. Bu redif şiirin bütününü bir dua ve dilek zincirine çevirir: her beyit övülen kişiye bir şey olmasını diler ve dileği "elbette" diye mühürler. Kaside, birçok örnekte görülen tasvirli giriş bölümünü (nesib) atlar, ilk beyitten itibaren doğrudan memduha seslenir.
Neşirdeki başlık "Ḳaṣîde-i Sulṭân Süleymân"dır. Şiir Ankara Millî Kütüphane (M, 42b) ve İstanbul Üniversitesi (Ü, 20a) nüshalarında bulunur. Övgü ve dua beyitleri iç içe ilerler; on dördüncü beyitte Kurban bayramı anılır, on beşinci beyitte şair kendi şiirini över, on altıncı beyitte mahlas geçer, son beyit ise saltanatın sürmesi duasıyla kapanır.
Anlam ve Söz Sanatları
Kasidenin bütününde iki imge dizisi yan yana yürür. Birincisi gök ve ışıkla ilgilidir: memduh ikbal burcundan doğan bir güneştir (2), dünya onun yüzüyle aydınlanır (8), felekler dönerken o yerinde sabit kalır (13). İkincisi bahar ve bahçeyle ilgilidir: Nevruz ve ilkbahar (3), dünyanın gül bahçesindeki servi ile çınar (4), çiçeklerin kurduğu çadırlar (5), devletin kokusu dünyaya yayılan gül bahçesi (7). Gülşen Kaya, altıncı beyti divanda bahar ile hazanın karşıtlığına örnek olarak iki ayrı yerde anar: bahar gençliği ve gücü, hazan yaşlılığı ve ölümü temsil eder; beyitte bahar ayrıca sevgilinin güzelliği için bir benzetme unsurudur. "Ey yüzü gül" hitabı, Mihrî'nin şehzadelere yazdığı şiirlerde sık görülen bir tutumu, memduhu bir sevgili gibi anma alışkanlığını burada da gösterir.
On üçüncü beyit, tezat sanatının açık bir örneğidir. Gökler "bî-ḳarâr", yani durmadan dönen ve kararsızdır; memduhun ise "ber-ḳarâr", yani yerinde sabit olması dilenir. Aynı kökten gelen iki sıfatın karşılıklı kullanılması, dünyanın değişkenliği ile dilenen kalıcılık arasındaki farkı tek beyitte toplar. On birinci beyitteki "rikâb" (üzengi) ve "devlet atı" ise hükümdar alayının dünyasından alınmıştır: mutluluk, hükümdarın atının yanında yürüyen bir hizmetkâr gibi düşünülür.
Onuncu beyit telmihle kurulmuştur. Kaya'nın belirttiği gibi "Süleymân-ı zamân" ifadesi hem Hz. Süleyman'ı hem de övülen şehzadeyi işaret eder; peygamber-hükümdarın insanlara ve cinlere hükmetmesi şehzadeye yakıştırılır. Ad ile anlam arasındaki bu oyun, Mihrî'nin Süleyman adına yazdığı öteki şiirlerde de görülür.
On beşinci beyit kasidenin en ilgi çekici yeridir. Kaya'ya göre şair burada, Süleyman'ı övdükten sonra kendini över ve Hz. Peygamber'in şairi Hassân b. Sâbit'i bir usta olarak anar: Hassân bu şiiri duysa "tatlı sözlü" şaire can bahçesinde bülbül olmasını söylerdi. Kasidenin övgü kısmının sonunda şairin kendi sanatını övmesi (fahriye) gelenekte bilinen bir bölümdür. "Hezâr" kelimesi tevriyelidir; hem bülbül hem "bin" anlamına gelir. Hemen ardından gelen mahlas beytinde ton değişir ve Mihrî kendisine, izzet istiyorsa Süleyman'ın ayağının toprağında toz olmasını öğütler. Kendini öven sesle alçalan ses arka arkaya gelir; bu, kaside geleneğinde şairin hem değerini hatırlatması hem de himaye dilemesi için kullandığı bilinen bir geçiştir.
Son beyitteki "sâye-i Perverdigâr" (Yaratıcının gölgesi) ifadesi, hükümdarı Allah'ın yeryüzündeki gölgesi sayan eski anlayışa dayanır. On dördüncü beyitteki "Ḥayy-ı Ḳadîm" (ezelî ve diri olan) de Allah'ın sıfatlarındandır ve dua bölümüne dinî bir ağırlık katar.
Tarihî Bağlam
Kasidenin başlığı ve onuncu ile on altıncı beyitler övülen kişinin adını Süleyman olarak verir; Arslan'ın e-kitap neşri bu Süleyman'ın kim olduğunu açıklamaz. Gülşen Kaya, Arslan'ın 2007'de basılan neşrinin inceleme bölümüne dayanarak Mihrî'nin son yıllarında Şehzade Ahmed'in oğlu Şehzade Süleyman'ın meclislerinde bulunduğunu ve ona üç kaside (14, 15 ve 16. kasideler) sunduğunu yazar. Kaya, onuncu beyti incelerken de "Süleymân-ı zamân" ifadesinin Şehzade Süleyman'ı işaret ettiğini söyler. Sabiha Gemici'nin 1990 tarihli tezi de divandaki kasidelerden birinin Şehzade Süleyman'a yazıldığını belirtir, ancak hangisi olduğunu numarasıyla vermez. Beyitte "Āl-i ‘Os̱mân içre" (Osmanoğulları arasında) denmesi, memduhun hanedandan biri olduğunu açıkça gösterir. "Saltanat tahtı" ve "şâh-ı cihân" gibi sözler ise kasidede bir şehzade için de kullanılabilen övgü kalıplarıdır.
Kimi kaynaklara göre Şehzade Ahmed'in oğlu Süleyman 1509-1513 yılları arasında sancakbeyliği yapmış, 1513'teki taht mücadelesinden sonra Mısır'a geçmiş ve orada ölmüştür. Kasidenin Süleyman'a sunulduğu kabul edilirse bu, Mihrî'nin hayatının son yıllarına ait bir şiirdir. On dördüncü beyitteki dua, şiirin bir Kurban bayramı vesilesiyle sunulduğunu gösterir; Kaya da Kurban bayramının özellikle şehzadelere yazılan kasidelerde anıldığını kaydeder. Hangi yılın bayramı olduğu ise bilinmemektedir.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Mehmet Arslan (hzl.), Mihrî Hâtun Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları (Kültür Eserleri Dizisi 576), 2018, s. 46-48, Kaside 16 (M 42b, Ü 20a). ekitap.ktb.gov.tr
Akademik çalışmalar
- Gülşen Kaya, Mihrî Hâtun Divânı'nın Tahlili, yüksek lisans tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2010, s. 20, 59-61, 69, 108, 265-266. openaccess.firat.edu.tr
- Sabiha Gemici, Mihrî Hatun Divanı: Karşılaştırmalı Metin, Cümle Yapısı ve Cümle Türleri, doktora tezi, Uludağ Üniversitesi, Balıkesir 1990, s. 346-349.
Kitaplar
- İsmail E. Erünsal, "Mihrî Hatun", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 30, Ankara 2020, s. 37-38. islamansiklopedisi.org.tr
Diğer kaynaklar
- "Şehzade Ahmed (son of Bayezid II)", Wikipedia (Nevin Zeynep Yelçe, The Making of Sultan Süleyman, 2009'a dayanarak). en.wikipedia.org
Çevrimiçi kaynaklar






