Özgün Metin
Vezin: Mef‘ûlü Fâ‘ilâtü Mefâ‘îlü Fâ‘ilün
Ḫoş dem degül mi mevsim-i faṣl-ı bahâr ‘îd
Ḫurrem degül mi oldı cihân sebze-zâr ‘îd
Her câ müzeyyen oldı şükûfeyle ḳıl naẓar
Ṣaḥn-ı çemende ṭoldı semen lâle-zâr ‘îd
Pür-zînet itdi rûy-ı cihânı zamân yine
Eyler ṣafâ vü ‘ayş ile her murġ-zâr ‘îd
Ṣubḥuñ nesîmi ireli ṣaḥn-ı benefşeye
Oldı cihân demâġı ḳamu müşg-bâr ‘îd
Her gülsitânda lâle vü nesrîn ü yâsemen
Her bir çemende serv ile eyler çenâr ‘îd
Ser-cümle döndi cennete ṣaḥrâ yüzi tamâm
Mâ-i ma‘în aḳıdup ider kûhsâr ‘îd
Gül ṭal‘atında gördi meger la‘l ġoncasın
Her bir nihâl-i sebzede eyler hezâr ‘îd
Ḥüsni münevver itse cihânı ‘aceb midür
Burc-ı şerefde eyledi ol şehriyâr ‘îd
Ol kâm-yâb Şâh Süleymân'a ṣıdḳ ile
Kim ola k'itmeye dil ü cânı nis̱âr ‘îd
Gördi cemâli Ka‘be'sinüñ nûrını ‘ayân
Maḳṣûda irdi itdi ṣaġîr ü kibâr ‘îd
Keşf eyleyeli ḥüsni żiyâsını ‘âleme
Ṭoldı sürûr u ‘işret ile her diyâr ‘îd
Zülfiyle ruḫları yeter ol ḫusrevüñ hemân
El-ḳıṣṣa ḫalḳ-ı ‘âleme leyl ü nehâr ‘îd
Her cân ki vaṣlı ‘îdine ḳurbân olur anuñ
Bulur sa‘âdeti vü olur baḫtiyâr ‘îd
Olsun hemîşe ‘îd ile nev-rûz her güni
Görsün cihânda devlet ile ṣad-hezâr ‘îd
Ol meh-liḳâyı gördi nice ḫande olmasun
Yıllarla çekdi görmek içün intiẓâr ‘îd
Yâ Rab ḳıl anı taḫt-ı sa‘âdetde ber-ḳarâr
Bâḳî degülse neyleyelüm bî-ḳarâr ‘îd
Her dem devâm-ı devletine Mihrî ḳıl du‘â
Tâ ḥaşr olınca eyleye ol tâc-dâr ‘îd
Olsun İlâhi sâye-i devletde müstedâm
İtsün müdâm o sâye-i Perverdigâr ‘îd
Günümüz Türkçesiyle
1. Bahar mevsimi geldi, bayram da geldi; ne hoş bir zaman değil mi? Dünya yemyeşil bir çayıra döndü, bayram neşesiyle sevinçli değil mi?
2. Bak, her yer çiçeklerle süslendi. Çayırın ortası yasemen ve lale tarlalarıyla doldu; her yer bayram.
3. Zaman, dünyanın yüzünü yine baştan başa süsledi. Kuşların ötüştüğü her çayır, neşe ve eğlenceyle bayram ediyor.
4. Sabah rüzgârı menekşe bahçesine erişince dünyanın burnu baştan başa misk kokusuyla doldu; bayram geldi.
5. Her gül bahçesinde lale, yaban gülü (nesrin) ve yasemen; her çimenlikte servi ile çınar bayram ediyor.
6. Kırların yüzü bütünüyle cennete döndü. Dağlar akarsular akıtarak bayram ediyor. ("Mâ-i ma‘în", Kur'an'da cennet tasvirinde geçen "akan, berrak su" ifadesidir.)
7. Bülbül, gülün yüzünde kırmızı goncayı görmüş olmalı ki her yeşil fidanın dalında bayram ediyor. ("Hezâr" hem bülbül hem "bin" anlamına gelir; mısra "her fidanda bin bayram yapılıyor" diye de anlaşılabilir.)
8. Onun güzelliği dünyayı aydınlatsa şaşılır mı? O hükümdar, şeref burcunda bayram etti. (Eski gök biliminde güneşin en güçlü olduğu yer "şeref burcu" sayılır ve güneş bu burca baharın başında girer. Hükümdar güneşe benzetilmiştir.)
9. O muradına ermiş Şah Süleyman'a, kim gönlünü ve canını içtenlikle bayram armağanı olarak saçmak istemez?
10. Halk, onun yüzünde Kâbe'sinin nurunu apaçık gördü; büyük küçük herkes muradına erdi ve bayram etti. (Sevgilinin yüzü, insanların yöneldiği Kâbe'ye benzetilmiştir.)
11. Güzelliğinin ışığını dünyaya gösterdiğinden beri her diyar sevinç ve eğlenceyle doldu; her yer bayram.
12. O hükümdarın saçı ile yanakları yeter; kısacası dünya halkı için gece de gündüz de bayramdır. (Siyah saç geceye, parlak yanak gündüze karşılık gelir.)
13. Onunla kavuşma bayramında kendini kurban eden her can mutluluğa erer, bahtiyar olur ve bayram eder.
14. Her günü daima bayram ve Nevruz olsun. Dünyada devlet ve ikbal içinde yüz binlerce bayram görsün.
15. O ay yüzlüyü gördükten sonra bayram nasıl gülmesin? Onu görebilmek için yıllarca bekledi. (Ü nüshasındaki "geçdi" okumasıyla: onu görmek için yıllar boyu beklemekle geçti.)
16. Yarabbi, onu mutluluk tahtında kalıcı eyle. O kalıcı olmazsa, sebatsız, gelip geçici bir bayramı ne yapalım?
17. Ey Mihrî, her an onun devletinin sürmesi için dua et; o taç sahibi mahşer gününe kadar bayram etsin.
18. İlahi, o devletin gölgesinde daima kalıcı olsun; Yaratıcının gölgesinde her zaman bayram etsin.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Mihrî Hatun divanının on beşinci kasidesi on sekiz beyittir ve divandaki kasidelerin kısalarındandır. Aruzun muzâri bahrinden "Mef‘ûlü Fâ‘ilâtü Mefâ‘îlü Fâ‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Kafiye "-âr" sesidir (bahâr, sebze-zâr, lâle-zâr, murġ-zâr, müşg-bâr), her beytin sonunda tekrarlanan "‘îd" (bayram) kelimesi ise rediftir. Kasidelerde ve gazellerde redif çoğu zaman bir ek ya da kısa bir fiildir; burada tek başına duran bir isim seçilmesi, şiirin bütününü bayram fikrine bağlar ve her beyti bu kelimeyle bitmeye zorlar. Bu yüzden "‘îd" kimi beyitte özne, kimi beyitte nesne ya da ünlem gibi işler.
Neşirdeki başlık "Kasîde-i Sultân Süleymân"dır. Şiir Ankara Millî Kütüphane (M, 41b) ve İstanbul Üniversitesi (Ü, 22a) nüshalarında bulunur. Ü nüshasında üçüncü beyit yoktur ve başlık "Velehu Fî Medhihi Tâbe Serâhu" ("Yine onun, onu övmek için; toprağı hoş olsun") biçimindedir. Arslan'ın notlarına göre Ü nüshası öteki kasideleri de çoğunlukla bu başlıkla verir. Kaside bahar tasviriyle açılır (1-7), sekizinci beyitte övülen kişiye geçer, dokuzuncu beyitte adını "Şâh Süleymân" diye anar. On altıncı beyitten sonrası dua bölümüdür ve mahlas on yedinci beyitte geçer.
Anlam ve Söz Sanatları
Şiirin konusu, bayramın baharla aynı günlere düşmesidir. İlk yedi beyit bir bahar tablosu çizer: çimenlik, yasemen, lale, menekşe bahçesine erişen sabah rüzgârı, servi ile çınar, dağlardan akan sular ve gül goncasını gören bülbül. Bu beyitlerde bitkilere ve dağlara bayram ettirilir; teşhis (kişileştirme) sanatıyla doğa, insanlar gibi bayram sevincine katılır. Gülşen Kaya, beşinci beyti divandaki çiçek adlarının bir araya getirilip "renkli bir bahar tasviri" yapıldığı yerlere örnek gösterir. Yedinci beyitteki "hezâr" kelimesi tevriyelidir: hem bülbül hem "bin" demektir; ikinci anlamla mısra, her fidanda binlerce bayram yapıldığını da söyler.
Sekizinci beyit, bahar tasvirinden övgüye geçilen girizgâh beytidir ve ustaca kurulmuştur. Eski gök biliminde güneş, baharın başında Hamel (Koç) burcuna girer ve bu burç onun "şeref" evidir; Nevruz da bu günlere denk gelir. Mihrî, hükümdarın "şeref burcunda bayram ettiğini" söyleyerek onu güneşle eşitler; böylece baharı getiren güneş ile bayramı güzelleştiren şehzade aynı imgede birleşir. On dördüncü beyitteki "Her günü bayram ve Nevruz olsun" duası da bu bağlantıyı sürdürür.
Övgü bölümünde dinî imgeler öne çıkar. Onuncu beyitte memduhun yüzü Kâbe'ye benzetilir ve "büyük küçük herkes maksuduna erdi" denir; hac ve bayram kavramları yan yana gelir. On üçüncü beyitte "vaslı ‘îdine kurbân olmak" ifadesi Kurban bayramını hatırlatır; şair ya bir Kurban bayramına yazmıştır ya da kurbanı âşığın kendini feda etmesi anlamında kullanmıştır, metin bunu kesinleştirmez. On ikinci beyitte saç ile yanağın gece ve gündüze karşılık gelmesi, divan şiirinde sık rastlanan leff ü neşr örneğidir: önce iki şey sayılır, sonra onlara karşılık gelen iki şey sıralanır. Son beyitteki "sâye-i Perverdigâr" (Yaratıcının gölgesi) ifadesini Kaya, "sultan Allah'ın yeryüzündeki gölgesidir" anlamındaki hadise dayanan "zıllullah" kavramıyla açıklar.
On beşinci beyit kasidenin en kişisel satırıdır: bayram, o ay yüzlüyü görmek için yıllarca beklemiştir. Bu söz, övülen kişinin uzun bir ayrılıktan sonra görüldüğüne ya da yeni bir makama geldiğine işaret ediyor olabilir; ama yalnız şiirin diline dayanan bir tahmindir. Mihrî'nin Şehzade Ahmed'e sunduğu on üçüncü kaside de aynı vezinde yazılmıştır ve "Çün rûz-ı ‘îd mevsim-i faṣl-ı bahârdur" mısraıyla, yani bayram ile baharın buluşmasıyla açılır. İki şiir arasındaki bu yakınlık, şairin aynı zemini farklı memduhlar için yeniden kullandığını gösterir.
Tarihî Bağlam
Kasidenin kime yazıldığı konusunda kaynaklar ayrılır. Neşirdeki M nüshası başlığı ile dokuzuncu beyitteki "Şâh Süleymân" ifadesi memduhun Süleyman adını taşıdığını gösterir. Gülşen Kaya, Arslan'ın 2007 tarihli neşrinin inceleme bölümüne dayanarak 14, 15 ve 16. kasideleri Şehzade Ahmed'in oğlu Şehzade Süleyman'a yazılmış sayar; Sabiha Gemici de 1990 tarihli tezinde, Ü nüshasındaki kasidelerden birinin Şehzade Süleyman'a sunulduğunu belirtir. Buna karşılık Gönül Ayan, 1989'da yayımlanan makalesinde ilk iki beyti örnek verip bu kasideyi "Şehzade Ahmed'e sunulan bir kaside" olarak tanıtır. Ayan'ın değerlendirmesi, Ü nüshasındaki "Velehu Fî Medhihi" başlığının onu bir önceki kasidenin memduhuna bağlamasından kaynaklanmış olabilir; ancak dokuzuncu beyitteki ad, Süleyman'a yazıldığı görüşünü güçlendirir.
Kimi kaynaklara göre Şehzade Ahmed'in oğlu Süleyman 1509-1513 yılları arasında sancakbeyliği yapmış, 1513'teki taht mücadelesinden sonra Mısır'a geçmiş ve orada ölmüştür. Ü nüshasındaki "Tâbe Serâhu" (toprağı hoş olsun) duası ölmüş biri için kullanılır; bu da başlığın, övülen kişinin ölümünden sonra eklendiğini düşündürür. Ancak aynı dua Ü'deki başka kasidelerin başlığında da geçtiği için kime yöneldiği kesin değildir. Kasidenin hangi bayram için ve hangi yıl yazıldığı bilinmemektedir.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Mehmet Arslan (hzl.), Mihrî Hâtun Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları (Kültür Eserleri Dizisi 576), 2018, s. 45-46, Kaside 15 (M 41b, Ü 22a) ve nüsha farkları dipnotları. ekitap.ktb.gov.tr
Akademik çalışmalar
- Gülşen Kaya, Mihrî Hâtun Divânı'nın Tahlili, yüksek lisans tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2010, s. 58-61 ve kaside örnekleri. openaccess.firat.edu.tr
- Sabiha Gemici, Mihrî Hatun Divanı: Karşılaştırmalı Metin, Cümle Yapısı ve Cümle Türleri, doktora tezi, Uludağ Üniversitesi, Balıkesir 1990, s. 346-349, 428.
Kitaplar
- Gönül Ayan, "Mihri Hatun ve Şiirleri", Erdem V/13 (1989), s. 23-30.
- İsmail E. Erünsal, "Mihrî Hatun", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 30, Ankara 2020, s. 37-38. islamansiklopedisi.org.tr
Diğer kaynaklar
- "Şehzade Ahmed (son of Bayezid II)", Wikipedia (Nevin Zeynep Yelçe, The Making of Sultan Süleyman, 2009'a dayanarak). en.wikipedia.org
Çevrimiçi kaynaklar






