Özgün Metin
Vezin: Mef‘ûlü Fâ‘ilâtü Mefâ‘îlü Fâ‘ilün
(Sin) Sen şâh olalı ‘âleme ey ḫân-ı salṭanat
Oldı cihânda gün gibi a‘yân salṭanat
(Lâm) Leyl ü nehâr ‘aşḳ ile s̱âbit-ḳadem ṭurup
İtdi ḳapuñda kendüyi der-bân salṭanat
(Ṭı) Ṭolsa cihâna şöhretüñ âvâzı ṭañ mıdur
Ey şâh-ı ‘âlî sendedür erkân-ı salṭanat
(Elif) Ey ḫusrev-i zamâne cihân begleri ḳamu
Ḳanda bulurdı itmeseñ iḥsân salṭanat
(Nûn) Nice zebûnuñ olmaya bu gerdiş-i felek
Bildi ki oldı emrüñe fermân salṭanat
(Elif) Andan berü ki gördi yüzüñ âfitâbını
Cân ile oldı ḥüsnüñe ḥayrân salṭanat
(Ḥâ) Ḥayy-ı ebed ezelde saña ḳısmet eylemiş
İzüñ tozına yüz süre her ân salṭanat
(Mîm) Ma‘lûm olalı ‘âleme nâmuñ eḥâdis̱i
Ḫalḳ-ı cihânı eyledi ḫandân salṭanat
(Dâl) Dâr-ı cihânda şevketüñi ẕerre görmedi
‘Ālemde gerçi sürdi Süleymân salṭanat
(Elif) Ayruḳ kimesne beñzeyemez ḳadr-i câhuña
Ḫatm oldı sende ‘âdet-i erkân-ı salṭanat
(Dâl) Dâyim devâm-ı rif‘at ile devlet atına
Şâhâ süvâr ol ṭola meydân-ı salṭanat
(Elif) Ol sen hemîşe sâye-i rif‘atde müstedâm
Dillerde tâ ki şerḥ ola destân-ı salṭanat
(Mîm) Meydân içinde çalmaġa ṭopın sa‘âdetüñ
Ṣundı elüñe ‘aşḳ ile çevgân-ı salṭanat
(Elif) Olduḳça ‘îd ü ṣavm u ṣalât u berât u ḳadr
Olsun ḳapuñda ey şeh-i devrân salṭanat
(Lâm) Luṭfuñ seḥâbı ḳaṭrelerinden bulup durur
Şâhâ cihânda lücce-i ‘ummân salṭanat
(He) Her kim dil ile bendesi oldı işigüñüñ
Bulsa gerek cihânda ol âsân salṭanat
(‘Ayn) ‘Aynına gösterür mi göre bir daḫi felek
Ger senden özgede göre çendân salṭanat
(Mîm) Mihrî'ye işigüñde yeter ḫâk olduġı
Ger bulmaġ ise besdür i sulṭân salṭanat
(Re) Rehber Ḫıżır olup saña virsün İlâhî Ḥaḳ
Biñ ‘ömr ile cihânda hezârân salṭanat
(He) Her günlerüñi ‘îd ide Ḥaḳ her giceñ berât
Ḳapuñda dâyim eyleye dîvân salṭanat
Günümüz Türkçesiyle
1. Ey saltanatın hanı, sen dünyaya şah olalı beri saltanat dünyada güneş gibi apaçık ortaya çıktı.
2. Saltanat gece gündüz aşkla, ayağını sağlam basıp durarak senin kapında kendini kapıcı yaptı.
3. Ünün sesi dünyayı doldursa buna şaşılır mı? Ey yüce şah, saltanatın direkleri (onu ayakta tutan her şey) sendedir.
4. Ey zamanın hükümdarı, sen ihsan etmeseydin dünyanın bütün beyleri saltanatı nerede bulacaklardı?
5. Bu dönüp duran felek nasıl sana boyun eğmesin? Saltanatın senin buyruğuna uyduğunu gördü.
6. Yüzünün güneşini gördüğünden beri saltanat bütün canıyla güzelliğine hayran oldu.
7. Ebedî diri olan Allah, ezelde sana şunu nasip etmiş: Saltanat her an ayak izinin tozuna yüz sürsün.
8. Adının haberleri dünyaya yayılalı beri saltanat bütün dünya halkını sevindirdi, güldürdü.
9. Süleyman gerçi dünyada saltanat sürdü, ama saltanat bu dünya evinde senin ihtişamının zerresini bile görmedi (Hz. Süleyman'ın saltanatı bile seninkinin yanında hiçtir).
10. Başka hiç kimse senin itibarına ve rütbene benzeyemez; saltanatın gelenekleri, usul ve erkânı sende son bulup kemale erdi.
11. Ey şah, devamlı bir yücelikle her zaman devlet atına bin ki saltanat meydanı dolup taşsın.
12. Sen hep yüceliğin gölgesinde kalıcı ol ki saltanatın destanı dillerde anlatılıp dursun.
13. Saltanat, saadet topunu meydanda sürmen için aşkla senin eline çevgânı (cirit ve top oyununda topa vurulan uzun sopayı) verdi.
14. Ey zamanın şahı, bayram, oruç, namaz, Berat ve Kadir gecesi var oldukça saltanat senin kapında olsun.
15. Ey şah, lütuf bulutunun damlalarından dünyada okyanusun derinliği saltanat bulur (okyanus bile büyüklüğünü senin lütfundan düşen damlalara borçludur). Beyit "saltanat, senin lütuf bulutunun damlalarıyla okyanus derinliğine ulaşır" diye de okunabilir.
16. Kim gönülden senin eşiğinin kulu olduysa dünyada saltanatı kolayca bulsa gerektir.
17. Felek senden başkasında bu kadar saltanat görse, bunu bir daha gözüne gösterir mi, görmeye katlanır mı? (Felek böyle bir büyüklüğü senden başkasında görmeye razı olmaz.) Beyit iki türlü okunabilir: "Felek, senden başkasında bu kadar saltanat görmeyi bir daha gözüne gösterir mi?" ya da "Felek, senden başkasında bu kadar saltanat görecek olsa onu bir daha görür mü?"; iki okuyuşta da anlam, bu büyüklüğün yalnız sana mahsus olduğudur.
18. Ey sultan, Mihrî'ye senin eşiğinde toprak olmak yeter; aradığı saltanatsa, bu ona yeter de artar.
19. Allah sana Hızır'ı yol gösterici kılsın ve dünyada bin ömürle binlerce saltanat versin.
20. Allah her gününü bayram, her geceni Berat gecesi etsin; saltanat senin kapında her zaman divan kursun.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Bu şiir yirmi beyitlik bir kasidedir ve Arslan neşrinde divanın yedinci kasidesi olarak yer alır. Vezni bir önceki kasideyle aynıdır: muzari bahrinden "Mef'ûlü Fâ'ilâtü Mefâ'îlü Fâ'ilün". Redif, her beytin sonunda tekrar edilen "salṭanat" kelimesidir; kafiye ise "-ân" sesiyle kurulur (ḫân, a'yân, der-bân, erkân, iḥsân, fermân, ḥayrân, Süleymân, meydân, destân, çevgân, 'ummân). Mihrî burada uzun bir girişe yer vermez; ilk beyitten itibaren övgüye başlar, on dördüncü beyitten sonra övgüyü dualarla karıştırır, on sekizinci beyitte mahlasını söyler ve son iki beyti dua ile bitirir.
Kaside yalnız Ankara Millî Kütüphane (M) nüshasında bulunur. Arslan, öteki nüshalarda bulunmayan üç kaside, altı gazel, bir murabba ve bir mesneviyi yalnız bu nüshanın koruduğunu belirtir; bu şiir o üç kasideden biridir. Neşirde başlığı "Ḳas̱îde-i Sulṭân Aḥmed"dir.
Muvaşşah Olarak Kaside
Şiiri öteki kasidelerden ayıran şey, bir muvaşşah olmasıdır. Muvaşşah, beyitlerin ya da mısraların başına, ortasına veya sonuna yerleştirilen harflerin alt alta okunduğunda bir ad ya da anlamlı bir söz oluşturduğu şiirdir; Batı edebiyatındaki akrostişin karşılığıdır. Neşirde her beytin başına, o beytin hangi harfle başladığı parantez içinde yazılmıştır. Bu harfler sırasıyla okunduğunda Arap harfleriyle şu söz çıkar: Sin, Lâm, Ṭı, Elif, Nûn "Sulṭân"; Elif, Ḥâ, Mîm, Dâl "Aḥmed"; Elif, Dâl, Elif, Mîm, Elif, Lâm, He "edâme'llâh"; 'Ayn, Mîm, Re, He "'ömrehû". Bütünüyle "Sulṭân Aḥmed edâme'llâhu 'ömrehû", yani "Allah Sultan Ahmed'in ömrünü daim etsin" duası okunur. "Allah" kelimesinin yazımındaki iki lâmdan yalnız biri için beyit ayrılmıştır.
Bu oyunun şiirin içine de yansıdığı yerler vardır. On yedinci beyit, "'Ayn" harfiyle başlarken "'aynına" (gözüne) kelimesiyle açılır; harfin adı ile kelimenin anlamı burada üst üste düşer. On sekizinci beyit ise mahlasla, "Mihrî" adıyla başlar; şairin adı böylece duadaki "'ömrehû" kelimesinin ikinci harfini, mîmi verir.
Muvaşşah, Mihrî'nin divanında bir kez daha açık bir başlıkla karşımıza çıkar: Yetmiş dokuzuncu gazelin başlığı "Muvaşşaḥ Be-İsm-i Süleymân"dır. Mustafa Özkat'ın Türk edebiyatındaki muvaşşahlar üzerine yaptığı geniş taramada Mihrî Hatun, bu türde birden fazla örnek veren şairler arasında üç manzumeyle anılır. Aynı çalışma, II. Bayezid dönemi şairlerinden Serâyî'nin de bu tarzda on dört manzume yazdığını kaydeder; Mihrî bu hüneri aynı dönemin saray çevresinde kullanan şairlerden biridir.
Anlam ve Söz Sanatları
Kasidenin bütün beyitleri "salṭanat" redifine bağlandığı için şiirde saltanat neredeyse bir kişi gibi davranır. Saltanat, şehzadenin kapısında gece gündüz bekleyen bir kapıcıdır (2. beyit), yüzünü görünce güzelliğine hayran olan bir âşıktır (6), ayak izinin tozuna yüz süren bir kuldur (7), dünya halkını sevindiren bir müjdecidir (8) ve onun eline çevgân veren bir yardımcıdır (13). Saltanata insan gibi davranışlar yüklenmesi, divan şiirinde teşhis denen sanatın kaside boyunca sürdürülmüş bir örneğidir.
Övgünün ölçüsü yer yer peygamber ve efsane kahramanlarıyla karşılaştırmaya kadar yükselir. Dokuzuncu beyitte Hz. Süleyman'ın saltanatı, şehzadenin ihtişamının zerresine bile erişemeyen bir örnek olarak anılır. Bu telmih, övgüdeki mübalağanın ne kadar ileri gittiğini gösterir. On dokuzuncu beyitte yol gösterici olarak Hızır'ın anılması ise uzun ömür dileğine bağlanır. On üçüncü beyitte meydan, top ve çevgân kelimeleri bir arada kullanılır. Çevgân, at üstünde uzun bir sopayla top sürülen bir oyundur ve divan şiirinde hükümdarlığın ve başarının simgesi olarak sık geçer; aynı alandan kelimelerin bir araya getirilmesi tenasübün açık bir örneğidir.
On dördüncü ve yirminci beyitler dinî takvime dayanır. "'Îd ü ṣavm u ṣalât u berât u ḳadr" sıralamasında bayram, oruç, namaz, Berat ve Kadir geceleri anılır; son beyitte de şehzadenin her gününün bayram, her gecesinin Berat gecesi olması dilenir. Bu anışlar bir bayram ya da Ramazan vesilesini düşündürür, ama şiirde bunu kesinleştiren bir ifade yoktur. On sekizinci beyitte ise şair kendini şehzadenin eşiğinde bir toprak parçası olarak gösterir ve bunun kendisine saltanat yerine geçtiğini söyler.
Bayezid Kasidesiyle Benzerliği
Mihrî'nin divanındaki ikinci kaside, yine yalnız Ankara nüshasında bulunan ve neşirde "Ḳaṣîde-i Sulṭân Bâyezîd Edâmallâhu 'Ömrehû" başlığını taşıyan, II. Bayezid'e yazılmış bir kasidedir. İki şiir yan yana konulduğunda aralarındaki yakınlık hemen fark edilir. İkisinin de redifi "salṭanat"tır, ikisi de muvaşşahtır ve ikincisinde beyit başlarından "Sulṭân Bâyezîd edâme'llâhu 'ömrehû" duası okunur. Bayezid kasidesi daha uzundur (yirmi üç beyit) ve başka bir vezinle, remel bahrinden "Fâ'ilâtün Fâ'ilâtün Fâ'ilâtün Fâ'ilün" kalıbıyla yazılmıştır; "Allah" kelimesinin iki lâmı için de ayrı beyitler vardır.
İçerikteki benzerlik bazı yerlerde neredeyse kelimesi kelimesine sürer. Bayezid kasidesinin ikinci beytindeki "Lem-yezel rûz-ı ezelde saña ḳısmet eylemiş" mısraı, Ahmed kasidesinin yedinci beytinde "Ḥayy-ı ebed ezelde saña ḳısmet eylemiş" biçimini alır. Bayezid kasidesindeki "Nice devrân gerçi kim sürdi Süleymân salṭanat" mısraı, burada "'Ālemde gerçi sürdi Süleymân salṭanat" olarak geçer. Top ve çevgân imgesi, gölgenin daimî olması ve saltanat destanının dillerde anlatılması dileği, okyanusun lütuf damlalarından pay alması, eşiğe kul olanın saltanatı kolayca bulması, "'Ayn" harfiyle "göz" kelimesinin birleştirilmesi, "Rehber" ile başlayan dua beyti ve kapıda "dîvân" kurulmasıyla biten son beyit iki şiirde de vardır. Bu yakınlık, Mihrî'nin baba ve oğul için aynı kalıbı iki kez, farklı vezinlerle işlediğini gösterir. Hangisinin önce yazıldığı bilinmiyor.
Tarihî Bağlam
Neşirdeki başlık da beyit başlarındaki muvaşşah da kasidenin Şehzade Ahmed'e sunulduğunu kesin olarak gösterir. Şiirde ona "şâh", "ḫusrev-i zamâne" ve "sulṭân" diye seslenilir. Şehzade Ahmed 1481-1512 yılları arasında Amasya'da sancakbeyi olarak bulunmuştur. Mehmet Arslan, divandaki on yedi kasideden onunun Şehzade Ahmed'e sunulduğunu, bunların hemen hepsinin Ramazan ya da Kurban bayramı tebriği niteliğinde olduğunu söyler. Bu kasidenin ne zaman yazıldığına dair bir kayıt yoktur.
Sehî Bey, Mihrî'nin Şehzade Ahmed'e birçok kaside ve gazel verdiğini yazar. İsmail E. Erünsal'ın yayımladığı in'âmât defterine göre II. Bayezid de Mihrî'ye 1505, 1510, 1511 ve 1512 yıllarında şiirleri karşılığında ihsanda bulunmuş, 1508'de de divanı için 3000 akçe göndermiştir. Aynı kalıbın hem padişah babaya hem de Amasya'daki şehzade oğula uygulanmış olması, Mihrî'nin iki hamiye de aynı türden övgüler sunduğunu gösterir.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Mehmet Arslan (hzl.), Mihrî Hâtun Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları (Kültür Eserleri Dizisi 576), 2018, Kaside 7, s. 30-31; Kaside 2, s. 19-21; giriş, s. 4-7, 11-15. ekitap.ktb.gov.tr
Akademik çalışmalar
- Mustafa Özkat, "Muvaşşah / Tevşîh ve Türk Edebiyatındaki Yansımaları", Türk Kültürü İncelemeleri Dergisi, 55 (Bahar 2026), s. 162-220.
Resmî kaynaklar
- Sehî Beg, Heşt Bihişt, hzl. Hasan İpekten ve Günay Kut, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı e-kitap, Mihrî maddesi, s. 159-160. ekitap.ktb.gov.tr
Kitaplar
- İsmail E. Erünsal, "Mihrî Hatun", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 30, İstanbul 2020, s. 37-38. islamansiklopedisi.org.tr
Çevrimiçi kaynaklar



