Özgün Metin

Vezin: Mef‘ûlü Fâ‘ilâtü Mefâ‘îlü Fâ‘ilün

Şâhâ dilerse her kişi kim baḫtiyâr ola
Baş ḳosun ayaġuña k'aña baḫtı yâr ola
Bu ḫulḳ bu seḫâvet ü bu luṭf u bu kerem
Kim sende var cihânda daḫi kimde var ola
Göster cihâna gülşen-i ḥüsnüñ ki ḫusrevâ
Gül gibi güle ṣûret-i ‘âlem bahâr ola
Ey ser-firâz nâz ile seyr it ki bûstân
‘Aks-i ruḫuñla ṣaḥn-ı çemen lâle-zâr ola
Sünbül ṣaçuña gül yüzüñe lâle ḫaddüñe
Ger beñzerem dir ise ḳatı şerm-sâr ola
Gül ruḫlaruña kendüzüni ‘arż ḳılmasun
Ḥüsnüñ ḳatında aña daḫi n'i‘tibâr ola
Gül beñzerem ḫadüñe deyü lâf ururdı gör
Geldi ki dest-bûs ide ne vechi var ola
Cânâ cihân demâġını ḫoş müşk-bû ḳılur
Zülfüñ ‘iẕâruñ üzre ḳaçan târ u mâr ola
Yâ Rabb ‘izz ü devlet ile Ḫân Aḥmed'üñ
Bir güni bu cihânda hezârân hezâr ola
Ḥilm ü vaḳâr u luṭf u şefâ‘at didükleri
Bu dehr-i dûn içinde meger sende var ola
Cân levḥasında yazdum ḫaṭṭuñ ḫayâlini
Tâ ḥaşr olınca ṣaḳlaya ol yâdigâr ola
Firdevs bâġınuñ gül-i ḫandânısın çü sen
Bülbüllerüñ şehâ ya niçün ġamda zâr ola
Ger sen semend-i devlete olsañ i şeh süvâr
Rüstem öñüñce bin dil ile ḥâşa-dâr ola
Ḥüsnüñ güni münevver ola ḥaşre dek şehâ
Niteki âsumân u zemîn ber-ḳarâr ola
Bâd-ı ḫazân irişmeye ‘ömrüñ bahârına
Rûy-ı cihân niteki ḫazân u bahâr ola
‘Ömrüñ binâsı muḥkem ola ḥaşre dek şehâ
Baḫtuñ ‘aṣâsı devlet ile pây-dâr ola
Budur du‘âsı şâm u seḥer Mihrî'nüñ şehâ
‘Ömrüñ güni cihânda hezârân-hezâr ola
Dil ‘andelîbi derd ile ḳılsun ḳo nâleler
Çün ḳarşusında sencileyin gül-‘iẕâr ola

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey şah, kim talihli olmak isterse başını senin ayağına koysun (sana yüz sürüp hizmetine girsin) ki talihi ona yâr olsun.

2. Sende bulunan bu huy, bu cömertlik, bu lütuf ve bu iyilik dünyada başka kimde olabilir? (Kimsede yoktur.)

3. Ey hükümdar, güzelliğinin gül bahçesini dünyaya göster ki âlemin yüzü gül gibi gülsün ve her yan bahara dönsün.

4. Ey başı yüce olan, nazlı nazlı gezin ki yüzünün aksi düştükçe bahçenin çimenliği lâlelik olsun (yüzünün kızıllığı çimene vurup orayı lâle tarlasına çevirsin).

5. Sümbül saçına, gül yüzüne, lâle yanağına "Ben sana benzerim" derse çok utanır, yüzü kızarır.

6. Gül kendini senin yanaklarına göstermeye kalkmasın; senin güzelliğinin yanında onun ne değeri olabilir?

7. Bak, gül "Senin yanağına benzerim" diye övünüp dururdu; şimdi elini öpmeye geldi, artık ne yüzü kaldı? (Gülün açılıp şehzadenin huzuruna gelmesi, yaptığı övünmeden utanıp el öpmeye gelmesi diye yorumlanır; "yüz" hem çehre hem de utanmadan karşıya çıkabilme cesareti anlamındadır.)

8. Ey sevgili, zülüflerin yanağının üstünde dağılıp karıştıkça dünyanın burnunu güzel misk kokusuyla doldurur.

9. Yarabbi, Han Ahmed'in bu dünyadaki bir günü izzet ve devletle bin binlerce gün olsun (ömrü pek uzun olsun).

10. Yumuşak huyluluk, ağırbaşlılık, lütuf ve şefaat denen şeyler bu alçak dünyada meğer yalnız sende bulunurmuş.

11. Yüzündeki ayva tüylerinin (aynı zamanda "yazının") hayalini can levhasına yazdım; kıyamete kadar orada saklansın ve senden bir hatıra olarak kalsın.

12. Sen cennet bahçesinin açılmış, gülen gülü olduğuna göre, ey şah, senin bülbüllerin (seni öven şairler, seni sevenler) niçin gamla inleyip dursun?

13. Ey şah, sen devlet atına binersen, Rüstem bile önünde bin gönülle hizmetkâr olur. (Neşirde "ḥâşa-dâr" biçiminde geçen kelime, bağlama göre hükümdarın atının önünde yürüyüp eyer örtüsünü taşıyan hizmetliyi anlatır gibidir; kelimenin okunuşu kesin değildir.)

14. Ey şah, gök ve yer yerinde durdukça güzelliğinin güneşi kıyamete kadar parlak kalsın.

15. Dünyanın yüzünde güz ve bahar birbirini izledikçe senin ömrünün baharına güz rüzgârı hiç erişmesin.

16. Ey şah, ömrünün yapısı kıyamete kadar sağlam olsun; talihinin asası devletle ayakta, dimdik dursun.

17. Ey şah, Mihrî'nin akşam sabah ettiği dua budur: Ömrünün günü bu dünyada bin binlerce olsun.

18. Gönül bülbülü dertle inleyip dursun, varsın inlesin; çünkü karşısında senin gibi gül yanaklı biri var (onun inlemesi bu yüzden pek yerindedir).

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir, on sekiz beyitlik bir kasidedir ve Mehmet Arslan'ın neşrinde divanın altıncı kasidesi olarak yer alır. Vezni aruzun muzari bahrinden "Mef'ûlü Fâ'ilâtü Mefâ'îlü Fâ'ilün" kalıbıdır. Kafiye "-âr" sesiyle (baḫtiyâr, bahâr, lâle-zâr, şerm-sâr, yâdigâr, zâr), redif ise bütün beyitlerin sonunda tekrarlanan "ola" fiilidir. Kaside, divan şiirinde çoğunlukla bir büyüğü övmek için yazılan, ilk beytinin iki mısraı ve sonraki beyitlerin ikinci mısraları aynı kafiyeyle biten uzunca bir nazım şeklidir. Büyük kasidelerde övgüye geçmeden önce bahar, bayram ya da başka bir konu anlatılır; bu şiirde böyle bir giriş yoktur. Mihrî ilk beyitten itibaren doğrudan memduha, yani övülen kişiye seslenir, on dördüncü beyitten sonra da dua bölümüne geçer. Mahlas, son beyitten bir önceki on yedinci beyitte yer alır. Son beyit ise şiiri gene sevgili ve bülbül imgesine bağlayarak kapatır.

Şiir iki nüshada bulunur: Ankara Millî Kütüphane (M) ve İstanbul Üniversitesi (Ü) nüshaları. Neşrin dipnotlarına göre on birinci beytin ilk mısraında vezin bozuktur; on ikinci, on üçüncü ve on altıncı beyitlerde de nüshalar arasında küçük kelime farkları vardır (örneğin on altıncı beyitte M "muḥkem", Ü "ḳâyim" der).

Anlam ve Söz Sanatları

Kasidenin en dikkat çekici yanı, övgünün büyük ölçüde güzellik üzerinden kurulmasıdır. Şehzadenin cömertliği, ağırbaşlılığı ve şefaati ikinci ve onuncu beyitlerde kısaca anılır; şiirin asıl ağırlığı ise gül, sümbül, lâle, zülüf ve bülbül gibi gazelden alışık olduğumuz mazmunlardadır. Üçüncü beyitten sekizinci beyte kadar uzanan bölüm, hemen bir gazel gibi okunabilir. Şair, memduhun yüzünü bir gül bahçesine benzetir; o yüz gösterildiğinde dünyanın gül gibi güleceğini, yüzünün aksiyle çimenliğin lâle tarlasına döneceğini söyler. Üçüncü beyitte "gül" isimle "güle" fiili arasında kurulan ses oyunu, ilk beyitteki "baḫtiyâr" (talihli) ile "baḫtı yâr" (talihi yardımcı) arasındaki cinasla aynı türden bir inceliktir.

Beşinci, altıncı ve yedinci beyitler aynı düşünceyi üç ayrı yoldan işler: Çiçekler güzelliklerini sevgilinin yüzüyle yarıştırmaya kalkarlarsa utanmaktan başka bir şey kazanmazlar. Beşinci beyitte sümbül saça, gül yüze, lâle yanağa karşılık gelir; bu, aynı alandan kelimelerin bir arada kullanıldığı tenasübün güzel bir örneğidir. Yedinci beyit ise bu gülün hikâyesini bir nükteyle bitirir: Bir zamanlar "Senin yanağına benzerim" diye övünen gül, şimdi el öpmeye gelmiştir. Gülün açıp şehzadenin önüne gelişi gerçek sebebinden başka, güzel bir sebebe bağlanır; divan şiirinde buna hüsn-i ta'lil denir. "Ne vechi var" sözündeki "vech" de hem yüz hem de bir işe yüzü olmak, cesaret anlamında kullanılarak tevriyeye yaklaşan bir çift anlam taşır.

On birinci beyitteki "ḫaṭṭ" kelimesi de iki anlamlıdır. Divan şiirinde sevgilinin yüzünde yeni beliren ayva tüyüne "hat" denir; aynı kelime yazı demektir. Şair bu hattın hayalini "can levhasına yazdığını" söylerken levha ile yazmak arasındaki ilgiden yararlanır. On ikinci ve on sekizinci beyitlerde gül ile bülbül mazmunu öne çıkar: Memduh cennet bahçesinin gülüdür, onu övenler ve sevenler de bülbüllerdir. Divan şiirinde şairin kendini bülbüle benzetmesi yaygındır; burada bülbüllerin arasında Mihrî'nin kendisinin de bulunduğu açıktır. On üçüncü beyitte İran destanlarının kahramanı Rüstem'e yapılan gönderme ise kahramanlığı ve gücü öne çıkaran bir telmihtir: Şehzade "devlet atına" bindiğinde Rüstem bile onun önünde hizmetli olur.

Dua bölümünde mevsim imgesi sürdürülür. On beşinci beyitte dünyada güz ile bahar birbirini izledikçe memduhun ömür baharına güz rüzgârı değmemesi dilenir; güz ve bahar arasındaki karşıtlık (tezat) beyti taşır. On altıncı beyitte ömür bir binaya, baht da bir asaya benzetilir. Dokuzuncu beyitte şehzade adıyla anılırken edilen "bir günü bin binlerce gün olsun" duası, on yedinci beyitte Mihrî'nin mahlasıyla birlikte neredeyse aynı sözlerle tekrarlanır. Bu tekrar, şiirin dua niteliğini öne çıkarır ve iki beyti birbirine bağlar.

Tarihî Bağlam

Kasidenin kime yazıldığı dokuzuncu beyitten anlaşılır: "Yâ Rabb 'izz ü devlet ile Ḫân Aḥmed'üñ / Bir güni bu cihânda hezârân hezâr ola." Burada anılan, II. Bayezid'in oğlu ve 1481-1512 yılları arasında Amasya'da sancakbeyi olarak bulunan Şehzade Ahmed'dir. Mehmet Arslan, divandaki on yedi kasideden onunun Şehzade Ahmed'e sunulduğunu, bunların çoğunun Ramazan ya da Kurban bayramı tebriği olarak yazıldığını belirtir. Bu kasidede bayramdan söz edilmez; bu yüzden belli bir bayram için yazılıp yazılmadığı bilinmiyor. Hangi yıl yazıldığına dair de bir kayıt yoktur.

Mihrî Hatun, Arslan'ın anlattığına göre önce II. Bayezid'in, onun tahta çıkmasından sonra da Şehzade Ahmed'in Amasya'daki sarayı çevresinde oluşan edebî muhite girmiş, şiirlerini özellikle Şehzade Ahmed'e sunarak bu çevredeki yerini sağlamlaştırmıştır. Sehî Bey de onun Şehzade Ahmed'e birçok kaside ve gazel verdiğini kaydeder. Bu kaside, Mihrî Hatun'un hayatının Amasya'daki saray çevresine bağlı yanını gösteren metinlerden biridir.

Kasidenin başlığı nüshalara göre değişir. Ankara nüshasında şiir yalnızca "Ḳaṣîde-i Râbi'" (dördüncü kaside) diye anılır. İstanbul Üniversitesi nüshasında ise başlık "Velehû Fî Medḥihî Ṭâbe S̱erâhu", yani "Yine onun övgüsünde olan, onun da şiiri; toprağı hoş olsun" biçimindedir. "Ṭâbe s̱erâhu", ölmüş kimselerin, özellikle ölmüş hükümdarların adıyla birlikte kullanılan bir dua kalıbıdır. Bu nüshada Şehzade Ahmed'e sunulan başka kasidelerin başlıklarında da aynı ya da benzer ("ṭâbe mes̱vâhu") kalıplar vardır. Buradan, bu nüshanın ya da en azından başlıklarının memduhun ölümünden sonra yazıldığı anlaşılıyor. Şiirin kendisi ise şehzadenin uzun ömrü için edilmiş dualarla doludur ve onun sağlığında sunulduğu açıktır.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Mehmet Arslan (hzl.), Mihrî Hâtun Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları (Kültür Eserleri Dizisi 576), 2018, Kaside 6, s. 28-30; giriş, s. 5-7, 12-15. ekitap.ktb.gov.tr

Resmî kaynaklar

  • Sehî Beg, Heşt Bihişt, hzl. Hasan İpekten ve Günay Kut, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı e-kitap, Mihrî maddesi, s. 159-160. ekitap.ktb.gov.tr

Kitaplar

  • İsmail E. Erünsal, "Mihrî Hatun", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 30, İstanbul 2020, s. 37-38. islamansiklopedisi.org.tr
  • "Tâbe", Kâmûs-ı Türkî (Şemseddin Sâmî), çevrim içi Osmanlıca sözlük maddesi: "tâbe serâhu: toprağı iyi ve pak olsun".

Çevrimiçi kaynaklar