Özgün Metin

Vezin: Mef‘ûlü Fâ‘ilâtü Mefâ‘îlü Fâ‘ilün

Mûr üşdi ṣanki şekkerî pâlûde üstine
Ḫaṭṭuñ ki ṭutdı la‘l-i nebâtuñ kenârını

Günümüz Türkçesiyle

1. Ayva tüylerin, nebat şekeri gibi tatlı kırmızı dudağının kenarını kaplayınca, sanki şekerli bir pâlûdenin üstüne karıncalar üşüştü. (Pâlûde, nişasta ve meyve suyuyla yapılan, bal ve şekerle tatlandırılan pelteye benzer bir tatlıdır. La‘l, kırmızı değerli taştır ve divan şiirinde dudağı anlatır; nebât ise şeker nebattır.)

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Arslan neşrinde müfredler bölümünün üçüncü beytidir ve yalnız Ü nüshasında (76b) bulunur. Tek beyitlik bu şiirde mısralar kafiyeli değildir: biri "üstine", öteki "kenârını" ile biter. Vezin muzâri bahrinin "Mef‘ûlü Fâ‘ilâtü Mefâ‘îlü Fâ‘ilün" kalıbıdır. Arslan'ın sayımına göre bu kalıp divanda otuz beş manzumede kullanılmış, sıklıkta üçüncü sıraya yerleşmiştir. Beytin kime ya da hangi vesileyle söylendiği bilinmez.

Cümle düzeni dikkat çekicidir: sonuç ikinci mısrada, sebep ise birinci mısradadır. Önce benzetilen görüntü (şekerli tatlıya üşüşen karıncalar) verilir, ardından bu görüntünün neyi anlattığı açıklanır (dudağın kenarını tutan tüyler). Okur önce bir mutfak manzarasıyla karşılaşır, anlamı ancak ikinci mısrada çözer.

Anlam ve Söz Sanatları

Beyit, bir önceki müfredle aynı konuyu, sevgilinin yüzünde beliren ayva tüylerini işler; bu kez tüylerin belirdiği yer dudak kenarıdır. Gülşen Kaya, Mihrî divanındaki hayvan imgelerini incelediği tezinde bu beyti örnek gösterir: karınca (mûr), siyah rengi ve şekerli şeylerin üzerine üşüşmesi nedeniyle yüzü kaplayan tüyleri anlatmak için kullanılır. Kaya ayrıca karıncanın Hz. Süleyman kıssası yüzünden şiirde Süleyman ve mühür ile birlikte anıldığını hatırlatır. Bu beyitte ise karıncanın tatlıya düşkünlüğü öne çıkar.

Şekerli pâlûde, sevgilinin dudağıdır. Divan şiirinde dudağın tatlılığı çoğu zaman şeker, bal ve tatlılarla anlatılır. Gökçehan Aysel Yılmaz, "lezîz" redifli gazelleri incelediği makalesinde pâlûdenin bu benzetmelerde sıkça kullanılan tatlılardan biri olduğunu ve sözlükte "nişasta ile meyve sularından yapılan bir nevi tatlı, pelte" diye tanımlandığını aktarır. Kaya da pâlûdenin şölen ve bayramlarda ikram edilen tatlılardan olduğunu ve Mihrî'de sevgilinin dudaklarını ve sözlerini anlattığını belirtir. Böylece beyitte iki benzetme iç içe geçer: dudak şekerli bir tatlıdır, kenarındaki ince koyu tüyler ise o tatlıya üşüşmüş karıncalardır.

İkinci mısradaki "la‘l-i nebât" tamlaması da kendi içinde bir benzetmedir. La‘l, rengiyle dudağı; nebât (şeker nebat), tadıyla yine dudağı anlatır. Tek tamlamada renk ve tat bir araya getirilmiştir. Mûr, şeker, pâlûde ve nebât kelimeleri arasında tatlılık etrafında kurulan güçlü bir tenasüp vardır. Birinci mısradaki "ṣanki" ise benzetmeyi açıkça kurar; bu yönüyle beyit bir teşbih örneğidir. Karıncaların "üşüşmesi" fiili, tüylerin dudak kenarını sık ve birden kaplayışını gözle görülür kılar. Mihrî'nin müfredleri arasında en somut, en gündelik hayattan alınmış görüntü bu beyittedir: Osmanlı mutfağının tatlısı ile bahçedeki karınca, sevgilinin yüzünü anlatmak için yan yana getirilmiştir.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Mehmet Arslan (hzl.), Mihrî Hâtun Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları (Kültür Eserleri Dizisi 576), 2018, s. 185, Müfred 3 (Ü 76b); giriş s. 11. ekitap.ktb.gov.tr

Akademik çalışmalar

  • Gülşen Kaya, Mihrî Hâtun Divânı'nın Tahlili, yüksek lisans tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2010, s. 281-282. openaccess.firat.edu.tr
  • Gökçehan Aysel Yılmaz, "'Lezîz' Redifli Gazellerde Sevgilinin Dudağının Tatlı Yiyeceklerle İlişkisi", Uluslararası Türkçe Edebiyat Kültür Eğitim Dergisi 10/3 (2021), s. 926-942.

Çevrimiçi kaynaklar