Özgün Metin

Vezin: Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün Fa‘ûlün

Eyâ pâşâ-yı a‘ẓam ‘âlî-himmet
Sa‘âdet menba‘ı erkân-ı devlet
Güneş her dem alur enver ṭapuñdan
Ḳamer şey’-lillah ider hem ḳapuñdan
İren luṭfuñ nesîmidür ki her dem
Cihân gülzârın ider tâze ḫurrem
Ḳapuñda bende olur serv-i âzâd
Elüñde mûm olur luṭfuñla pûlâd
Eyü nâm ile şöhret bulalı sen
Olupsın gün gibi ‘âlemde rûşen
Anuñ k'ismi ‘Alî'dür pür-seḫâvet
Olur şânında lâ-büd fetḥ-i nuṣret
Cihân ṭurduḳça urduḳça felek raḳṣ
Cemâlüñ envârına gelmesün naḳṣ
Serîr-i rif‘at içre pây-dâr ol
Hemîşe hem-nişîn-i şehriyâr ol
Müdâm ol bâb-ı devletde vezîr ol
Bu ben miskîne luṭf it dest-gîr ol
Ġarîb-i bî-kesem sen göster iḥsân
Marîż-i bî-‘ilâcam eyle dermân
Özüñdür şimdi her derdüñ devâsı
Ṭapuñdur şimdi her faḳruñ ġınâsı
Ger irse mürdeye feyżüñ necâtı
Remîm olmış iken bulur ḥayâtı

Şi‘r Īn-Maḥal

Virür her mürdeye luṭfuñ ḥayâtı
N'ola ger zinde ḳılsañ ben memâtı
Özüñ re’yinde ‘âcizdür ḫıred-mend
Ṭapuñdur ḥall iden her müşkilâtı
Senüñ gibi vezîr-i bî-naẓîri
Bulınmaz istenilse kâ’inâtı
Seḫâvet ehli ismi sende mevcûd
Bulınsa ṭañ mı ẕâtuñda ṣıfâtı
Ruḫuñ devrinde rûşen oldı gülşen
Ḳadüñ ḳatında yoḳ servüñ s̱ebâtı
Cihânuñ şiddetinden ḫâṣ eger ‘âm
Senüñ ḳapuñda bulurlar necâtı
Nigîn-i dest-sâyuñ ḫâteminden
İrüşsün Mihrî'ye luṭfuñ berâtı

Mes̱nevî

Baña hem-rehlik it lillâh billâh
Mezîd itsün senüñ ‘ömrüñi Allâh
Benüm ḥâlümi sulṭânuma ‘arż it
Size vâcib olupdur belki farż it
Ġanîdür sâyeñüzde müflis ü aç
Beni ḥâşâ k'idesüz ġayre muḥtâc
Devâm-ı devletüñe ṣubḥ u şâmî
Du‘âcıyam dil ü cândan müdâmî
Eger ‘arż eylemezseñ şâha ḥâlüm
Ḳalur elbette boynuñda vebâlüm
Günâhum ṣıġmaya dünyâya düpdüz
Götürmez ẕerresini Kûh-ı Elburz
Amâsiyye'de Mihrî nâ-tüvânı
Götür ṭopraḳdan ey iḥsân kânı
Yüz urdum ḫâk-i pâyuña naẓar ḳıl
Bu ben ṭopraḳı luṭf it sîm ü zer ḳıl
Umaram ben ġarîb-i üftâde
Ki irem himmetüñ birle murâda
Ki zîrâ ḳalmışumdur çâr u nâ-çâr
Benüm ḥâlümden it şâhı ḫaber-dâr
Umaram luṭf-ı mihrinden o sulṭân
Dirîġ itmeye bu ẕerreden iḥsân
Velî her birinüñ bir mesnedi var
Benüm yoḳdur ṭapuñdan ġayrı deyyâr
Bu imiş çün zamânuñ şimdi kârı
Bulurlar mesned ile i‘tibârı
Kemâliyle kişi ger bulsa ‘izzet
Cihânda çekmez idi ehl-i ẕillet
Benüm içün ṣaġ ol devletlü paşa
Olam devrüñde ben maḥrûm ḥâşâ
Ḫıżır hem-râh olsun saña her dem
İki ‘âlemde çekme ġuṣṣa vü ġam
Zemîn ṭurduḳça rif‘atde müdâm ol
Cihânda devlet ile müstedâm ol
Felek döndükçe geldükçe bu devrân
Ṭavîl-i ‘ömr virsün saña Sübḥân
Eyü nâm ile şöhret bulsun aduñ
İki ‘âlemde Ḥaḳ virsün murâduñ

Ḫâtimet-i Du‘â

Ża‘îfe Mihrî'ye eyle şefâ‘at
Şefâ‘at bulasın yevmü'l-ḳıyâmet
Paşa ḥażretleri kân-ı mürüvvet
Vezîr-i bî-naẓîr-i ‘âli-rif‘at
Hemîşe devlet ile müstedâm ol
Muḳîm ol bu cihânda tâ-ḳıyâmet
Ḫıżır hem-râhuñ olsun her nefesde
Ḫudâ'nuñ ‘avni virsün saña nuṣret
Serîr-i salṭanat üstinde her gâh
Ḫudâ rif‘atde ḳılsun seni râḥat
Ayaḳda ḳalmışamdur dest-gîr ol
Ki sensin pür-seḫâ vü ehl-i himmet
Faḳîrüñ ṭut elin bulmaḳ dilerseñ
Cihânda rif‘at ü cennetde raḥmet
Ḳarîb olmaḳ dilerseñ Muṣṭafâ'ya
Ġarîb üftâdelere eyle şefḳat
Ṭapuñdur her gedâya çünki mesned
Nedendür kim çekem ben derd ü miḥnet
Naẓar ḳılsañ ḳılur her ḫâki çün zer
Ayaḳ ṭopraġıyam çekdürme ẕillet
Ġınâ senden bulur çün faḳr-ı ‘âlem
Faḳîre Mihrî'ye terk itme ‘âdet
Murâdum bu ki sulṭânum ṭapuñdan
Bu cânum mülki bir dem bula râḥat
Dilerem rûz u şeb Ḥaḳ Ḥażretinden
Ümîẕüm var ḳabûl ola bu ḥâcet

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey himmeti yüce, büyük paşa; mutluluğun kaynağı, devletin direklerinden biri olan.

2. Güneş en parlak ışığını her an senin katından alır; ay da senin kapında "Allah rızası için" diyerek dilenir.

3. Dünyanın gül bahçesini her an tazeleyip şenlendiren, senden esen lütuf meltemidir.

4. Senin kapında hür servi bile köle olur; lütfunla çelik bile elinde mum gibi yumuşar. (Serv-i âzâd, dalları dimdik yükselen, hiçbir şeye eğilmeyen servidir; burada en bağımsız olanın bile ona boyun eğdiği anlatılır.)

5. İyi bir adla ün kazandığından beri dünyada güneş gibi parlak ve herkesçe bilinir oldun.

6. Adı Ali olan, cömertlikle dolu kişinin şanına mutlaka fetih ve zafer düşer. (Ali adı, cömertliği ve kahramanlığıyla anılan Hz. Ali'yi de hatırlatır.)

7. Dünya durdukça, felek dönüp raks ettikçe yüzünün nurlarına bir eksiklik gelmesin.

8. Yücelik tahtında kalıcı ol; her zaman padişahın yanında oturan, ona yakın olan kişi ol.

9. Devlet kapısında daima vezir ol; bu zavallıya, bana da lütfet, elimden tut.

10. Ben kimsesiz bir garibim, sen iyilik göster; ilacı olmayan bir hastayım, derman eyle.

11. Şimdi her derdin devası sensin; her yoksulluğu zenginliğe çeviren de senin katındır.

12. Senin feyzinin kurtarıcılığı bir ölüye ulaşsa, kemikleri çürümüş olsa bile yeniden hayat bulur.

13. Lütfun her ölüye hayat verir; ölmüş gibi olan beni de diriltsen ne olur.

14. Akıllı kişi senin görüşün karşısında âciz kalır; her güçlüğü çözen senin katındır.

15. Bütün kâinat aransa senin gibi eşi benzeri olmayan bir vezir bulunmaz.

16. Cömertlik ehlinin adı sende var; onların sıfatları senin varlığında da bulunsa şaşılır mı. (Beyit iki türlü okunabilir: "cömertlerin adı" genel olarak cömertlik ünü demek olabilir, ya da 6. beyitteki gibi Ali adına, yani cömertliğiyle bilinen Hz. Ali'nin adına işaret edebilir.)

17. Yanağının devrinde gül bahçesi aydınlandı; boyunun yanında servinin dik durmaya mecali kalmaz.

18. Seçkinler de sıradan halk da dünyanın sıkıntısından kurtuluşu senin kapında bulur.

19. Herkesin el sürüp öptüğü yüzüğünün mührüyle senin lütuf beratın Mihrî'ye de ulaşsın. (Berat, mühürle onaylanmış resmî ihsan ve atama belgesidir; şair paşanın mührünü taşıyan bir lütuf belgesi dilemektedir.)

20. Allah aşkına bana yoldaş ol; Allah ömrünü uzatsın.

21. Benim halimi sultanıma arz et; bu size vaciptir, hatta farz bil.

22. Sizin gölgenizde iflas etmiş ve aç olan bile zengindir; hâşâ, beni başkasına muhtaç etmeyesiniz.

23. Sabah akşam, gönülden ve candan, devletinin sürmesi için durmadan dua edenim.

24. Eğer halimi şaha arz etmezsen, vebalim elbette senin boynunda kalır.

25. Günahım dünyaya düpdüz sığmaz; Elburz Dağı onun bir zerresini bile taşıyamaz.

26. Ey iyilik madeni, Amasya'da güçsüz kalmış Mihrî'yi topraktan kaldır. (Topraktan kaldırmak, düştüğü düşkünlükten kurtarmak demektir; "götür" sözü, şairi Amasya'dan alıp götürme isteği olarak da anlaşılabilir.)

27. Ayağının toprağına yüz sürdüm, bir bak; bu toprak olmuş beni lütfunla gümüşe ve altına çevir. (Bakışıyla toprağı altına çeviren kimya mazmunu: büyüklerin bir bakışı, düşkünü zengin eder.)

28. Ben düşkün garip, senin himmetinle muradıma ereceğimi umuyorum.

29. Çünkü çaresiz kalmışım; şahı benim halimden haberdar et.

30. O sultanın güneş gibi sevgisinden ve lütfundan, bu zerreden ihsanını esirgemeyeceğini umarım. (Mihr hem "güneş" hem "sevgi" demektir; güneş ışığında görünen zerre ise şairin kendisidir. Kelime şairin mahlası Mihrî'yi de hatırlatır.)

31. Ama herkesin dayandığı bir makamı, bir arkası var; benim senin katından başka kimsem yok.

32. Zamanın şimdiki işi buymuş: itibarı ancak makam ve arka ile bulurlar.

33. İnsan hüneri ve olgunluğuyla itibar bulsaydı, dünyada hor görülenler bu sıkıntıyı çekmezdi.

34. Ey devletli paşa, benim için sağ ol; hâşâ, senin devrinde ben mahrum kalayım.

35. Hızır her an sana yoldaş olsun; iki dünyada da kaygı ve keder çekme.

36. Yer durdukça yücelikte daim ol; dünyada devlet ve ikbal ile kalıcı ol.

37. Felek döndükçe, bu devran sürdükçe Yüce Allah sana uzun ömür versin.

38. Adın iyi namla ün bulsun; Hak iki dünyada da muradını versin.

39. Zayıf Mihrî için aracı ol, ona şefaat et ki kıyamet gününde sen de şefaat bulasın.

40. Paşa hazretleri mürüvvet madenidir, rütbesi yüce, eşsiz bir vezirdir.

41. Daima devlet ve ikbal ile kalıcı ol; kıyamete dek bu dünyada kal.

42. Hızır her nefeste yoldaşın olsun; Allah'ın yardımı sana zafer versin.

43. Allah seni saltanat tahtının üstünde her zaman yücelik içinde rahat kılsın.

44. Ayaklar altında kalmışım, elimden tut; çünkü sen cömertlikle dolu, himmet sahibi birisin.

45. Dünyada yücelik, cennette rahmet bulmak istiyorsan yoksulun elinden tut.

46. Mustafa'ya, yani Hz. Peygamber'e yakın olmak istiyorsan düşkün gariplere şefkat göster.

47. Mademki her dilencinin dayanağı senin katındır, ben ne diye dert ve sıkıntı çekeyim.

48. Sen bir baksan her toprağı altın edersin; ben senin ayağının toprağıyım, bana zillet çektirme.

49. Mademki dünyanın yoksulluğu zenginliği senden bulur, yoksul Mihrî'ye de iyilik etme âdetini bırakma.

50. Muradım şudur: sultanım senin aracılığınla bu canımın mülkü bir an olsun rahat bulsun. (Beyit iki türlü okunabilir: "sultanım" padişahı ve "senin katından" paşayı gösterebilir; ya da şair paşaya "sultanım" diye hitap ediyor olabilir.)

51. Gece gündüz Hak Teâlâ'dan dilerim; umudum odur ki bu dileğim kabul olsun.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Divanın mesneviler bölümündeki ikinci manzume elli bir beyittir ve neşirde "Ḳaṣîde-i ‘Alî Paşa" başlığıyla yer alır. Dört nüshadan yalnız Ankara Millî Kütüphane'deki M nüshasında (43b) bulunur. Vezin, hezec bahrinin kısa kalıbı olan "Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün Fa‘ûlün"dür. Arslan, 28. beyitin ilk mısraında veznin bozuk olduğunu dipnotla belirtir. Neşrin giriş kısmında mesnevilerin toplamı 70 beyit olarak verilir; oysa metinde birinci mesnevi 29, bu ikincisi 51 beyittir, dolayısıyla girişteki sayı metinle tutmaz.

Manzumeyi ilginç kılan, adı kaside olduğu hâlde mesnevi bölümüne konmuş olması ve içinde üç ayrı nazım düzeni barındırmasıdır. İlk on iki beyit mesnevi düzenindedir: her beytin iki mısraı kendi arasında kafiyelenir (himmet/devlet, ṭapuñdan/ḳapuñdan, dem/ḫurrem). On üçüncü beyitten önce nüshada "Şi‘r Īn-Maḥal", yani "bu yere uygun şiir" başlığı vardır ve buradan 19. beyite kadar yedi beyitlik bir gazel parçası gelir: matla beytinde "ḥayâtı/memâtı" kafiyelenir, sonraki beyitlerde yalnız ikinci mısralar "-âtı" ile biter (müşkilâtı, kâ’inâtı, ṣıfâtı, s̱ebâtı, necâtı, berâtı) ve son beyitte gazeldeki gibi şairin mahlası geçer. Ardından "Mes̱nevî" başlığıyla yeniden beyit içi kafiyeye dönülür (20-38). Son bölüm "Ḫâtimet-i Du‘â", yani dua ile bitiş başlığını taşır; 39. beyit matla gibi iki mısraı birlikte kafiyelidir ("şefâ‘at/ḳıyâmet") ve 51. beyite kadar bütün ikinci mısralar "-at/-et" sesiyle biter (rif‘at, nuṣret, râḥat, raḥmet, miḥnet, ẕillet, ḥâcet). Bu son bölüm biçim olarak kısa bir kasideye benzer.

Mesnevi, her beyti kendi içinde kafiyeli olduğu için uzun anlatılara elverişli bir nazım şeklidir; kaside ise tek kafiyeyle bir büyüğü öven, sonunda dua ile kapanan şiirdir. Gülşen Kaya, Mihrî divanı üzerine yazdığı tezde bu manzumenin "kaside-mesnevi yapısı gösteren ilginç bir yapıya" sahip olduğunu söyler. Şiir bir kasidenin bölümlerini (övgü, istek, dua) izler, ama bunları mesnevi kalıbı içinde kurar. Bazı mısraların küçük değişikliklerle tekrarlandığı da görülür: 5. ve 38. beyitlerdeki "Eyü nâm ile şöhret", 35. ve 42. beyitlerdeki Hızır duası, 36. ve 41. beyitlerdeki "devlet ile müstedâm ol" bunlardandır.

Anlam ve Söz Sanatları

Şiir üç hareketten oluşur. İlk bölümde paşa övülür: güneş ışığını onun kapısından alır, ay onun kapısında dilenir (2), hür servi kapısında köle olur, çelik elinde mum kesilir (4). Bu, kasidelerdeki alışılmış mübalağadır. Gazel parçasında övgü sevgili diline geçer: paşanın yanağı gül bahçesini aydınlatır, boyu karşısında servi dik duramaz (17). Divan şiirinde memduhu sevgili gibi anlatmak sık görülen bir yoldur; Mihrî burada gazel mazmunlarını övgüye aktarır.

İkinci hareket isteğin kendisidir ve şiirin en canlı yeri burasıdır. Şairin paşadan asıl istediği, halini padişaha arz etmesidir (21, 24, 29). Bunu dini bir yükümlülük diliyle söyler: arz etmek "vâcib, belki farż"tır; arz edilmezse vebal paşanın boynunda kalır. 31-33. beyitlerde ise zamanın düzenine dair açık bir şikâyet vardır: herkesin bir arkası, bir dayanağı vardır, itibar hünerle değil arkayla kazanılır; kişi kemaliyle itibar bulsaydı ehil olanlar zillet çekmezdi. Övgü şiirinde bu kadar dolaysız bir yakınma pek sık rastlanan bir şey değildir ve şiire kişisel bir ton katar.

Söz sanatlarında toprak ile altın karşıtlığı öne çıkar. Şair kendini "ayak toprağı" diye anar (27, 48) ve paşanın bakışının toprağı altına, gümüşe çevirmesini ister; bu, büyüklerin nazarını kimyaya benzeten bilinen mazmundur. 30. beyitte "mihr" kelimesi hem güneş hem sevgi anlamıyla tevriyeye elverişlidir; güneş ışığında görünen "zerre" ile tenasüp kurar ve şairin mahlası Mihrî'yi de akla getirir. 46. beyitte "ḳarîb" (yakın) ile "ġarîb" (garip, kimsesiz) arasında bir harf farkıyla kurulan cinas vardır. 6. beyitte paşanın adı açıkça söylenir: "adı Ali olan, cömertlikle dolu" kişi. Cömertlik ve fetih sözleri, Ali adını taşıyan memduha Hz. Ali'nin anılan vasıflarıyla bir telmih kurar.

Tarihî Bağlam

Neşir paşanın kimliğini açıklamaz. Kaya'nın tezi, divanda "II. Bâyezîd'in sadrazamlığını yapmış olan Ali Paşa"dan söz edildiğini ve 51 beyitlik ikinci mesnevinin ona ithaf edildiğini söyler; ancak bu tespitin dayandığı belgeyi göstermez. Metin de muhatabın yüksek bir vezir olduğunu açıkça ortaya koyar: "pâşâ-yı a‘ẓam" diye çağrılır, "bâb-ı devletde vezîr" olması, "hem-nişîn-i şehriyâr", yani padişahın yanında oturan olması dilenir ve kendisinden halin sultana arz edilmesi istenir.

II. Bayezid döneminde sadrazamlığa çıkan Ali adlı vezir, Hadım lakabıyla da bilinen Atik Ali Paşa'dır. TDV İslâm Ansiklopedisi'ne göre Ali Paşa 1501'de vezîriâzam olmuş, 1503'te görevden alınmış, 1506'da ikinci kez bu makama gelmiş ve 2 Temmuz 1511'de Şahkulu isyanı sırasında ölünceye dek sadarette kalmıştır. Şehzadeler arasındaki taht mücadelesinde Korkut'a ve Selim'e karşı Şehzade Ahmed'i desteklemiş, ilim ve sanat erbabını himaye etmiş, konağında âlimleri ve şairleri toplamıştır. Mihrî'nin Amasya'da Ahmed'in çevresinde yaşadığı düşünülürse, Ahmed'in taraftarı bir sadrazama başvurması anlaşılır bir şeydir. Yine de manzumenin hangi yıl yazıldığına dair bir kayıt bulunmadığı için bu bağlantı bir ihtimal olarak kalır.

Manzumenin isteği, Mihrî'nin II. Bayezid'le ilişkisini anlatan belgelerle de örtüşür. Erünsal'ın TDV maddesinde aktardığı in‘âmât defteri kayıtlarına göre Mihrî, padişaha düzenli olarak kaside göndermiş; 1505, 1510, 1511 ve 1512 tarihlerinde in‘âm ve ihsan almış, 1508'de divanını gönderip 3000 akçe ihsan almıştır. Bu kayıtlardan bazılarının Ali Paşa'nın sadaretine denk gelmesi dikkat çekicidir, fakat kaynaklar bu ihsanlarda bir vezirin aracılığından söz etmez. 26. beyitteki "Amâsiyye'de Mihrî nâ-tüvânı" sözü, şairin bu şiiri Amasya'dan yazdığını gösterir. Divandaki üçüncü kasidenin, yani Bayezid'e sunulan kasidenin 26. beytinde de şair benzer bir dille Amasya'da ayaklar altında kalıp toprak olduğunu söyleyerek yardım ister ("Pây-mâl olup Amâsiyye'de olmışdur türâb"). İki şiir, taşrada yaşayan bir kadın şairin merkezdeki himayeye ulaşma çabasını aynı kelimelerle dile getirir.

Şiir, Mihrî'nin sesini başka açıdan da gösterir. Şair kendini "ża‘îfe" (zayıf, güçsüz kadın) diye anar (39); bu kelimenin dişil biçimi, isteğin bir kadın ağzından yazıldığını açıkça belli eder. Tezkireler Mihrî'nin hiç evlenmediğini kaydeder; "her birinüñ bir mesnedi var, benüm yoḳdur" diye yakınan, kendini "ġarîb-i bî-kes" (kimsesiz garip) diye tanıtan sesin bu hayat bilgisiyle birlikte okunması mümkündür, ancak şiir yazıldığı sırada şairin içinde bulunduğu durumu kaynaklar ayrıca anlatmaz.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Mehmet Arslan (hzl.), Mihrî Hâtun Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları (Kültür Eserleri Dizisi 576), 2018, s. 181-185, Mesnevi 2, "Ḳaṣîde-i ‘Alî Paşa" (M 43b); giriş s. 11-12. ekitap.ktb.gov.tr

Akademik çalışmalar

  • Gülşen Kaya, Mihrî Hâtun Divânı'nın Tahlili, yüksek lisans tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2010, s. 45, 62, 86. openaccess.firat.edu.tr

Kitaplar