Özgün Metin

Vezin: Mefâ‘ilün Fe‘ilâtün Mefâ‘ilün Fe‘ilün

Güzeller ile göñül gerçi âşinâlardur
Velîk her dem olardan gelen cefâlardur
Dimezler ‘âşıḳı gördükçe mübtelâlardur
Fiġân güzeller elinden ki bî-vefâlardur
Egerçi ‘âdetidür ḫûblaruñ çü ‘âşıḳa nâz
İñende ḥadden aşurmayup itseler hele az
Geçürdiler günümüz her dem âh ile ḳış u yaz
Fiġân güzeller elinden ki bî-vefâlardur
Cefâların göre ‘âşıḳ vefâların aġyâr
Sürer cihânda münâfıḳ ṣafâların her bâr
Seveni kendüleri sevmege iderler ‘âr
Fiġân güzeller elinden ki bî-vefâlardur
Vefâlu gerçi güzel çoḳ dinürdi devrânda
Biz anı görmemişüzdür cihânda bir anda
Bilimedüm bularuñ nâmı var nişân ḳanda
Fiġân güzeller elinden ki bî-vefâlardur
Ölince Mihrî cihânda bu sırrı itme tebâh
Yaḳañı çâk idüp it gördügüñe derd ile âh
Mezâruñ üzre biten ḥaşr olunca diye giyâh
Fiġân güzeller elinden ki bî-vefâlardur

Günümüz Türkçesiyle

1. Gönül güzellerle gerçi tanışıktır, aşinadır; ama onlardan her an gelen yalnızca eziyettir; âşığı gördükçe onun kendilerine tutkun olduğunu anmazlar bile. Feryat güzellerin elinden, çünkü vefasızdırlar.

2. Gerçi âşığa naz etmek güzellerin âdetidir; (bunu yaparken) haddi aşmasalar, hiç değilse az etseler. Kış yaz her an günlerimizi ah ile geçirttiler. Feryat güzellerin elinden, çünkü vefasızdırlar. (Mısradaki "iñende" kelimesinin okunuşu ve anlamı açık değildir; aktarım beytin genel anlamına göre yapılmıştır.)

3. Âşık onların cefasını görür, yabancılar ise vefasını; dünyada iki yüzlü olanlar her defasında onların safasını sürer. Kendilerini seveni sevmeyi kendilerine ar sayarlar. Feryat güzellerin elinden, çünkü vefasızdırlar.

4. Gerçi zamanede vefalı güzel çoktur denirdi; biz dünyada bir an olsun böylesini görmedik. Bilemedim, bunların adı var ama izi nerede. Feryat güzellerin elinden, çünkü vefasızdırlar.

5. Mihrî, ölünceye kadar dünyada bu sırrı bozma (aşkını ele verme); yakanı yırtıp kime rastlarsan dertle ah et; öyle ki kıyamet koptuğunda mezarının üstünde biten ot da "Feryat güzellerin elinden, çünkü vefasızdırlar" desin.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Divanın ikinci murabbaı beş bentten oluşur ve neşirde "Mefâ‘ilün Fe‘ilâtün Mefâ‘ilün Fe‘ilün" kalıbıyla kaydedilmiştir. Her bendin dördüncü mısraı değişmeden tekrarlanan bir nakarattır: "Fiġân güzeller elinden ki bî-vefâlardur". İlk bentte dört mısranın hepsi "-âlardur" sesiyle kafiyelenir (âşinâlardur, cefâlardur, mübtelâlardur, bî-vefâlardur); sonraki bentlerde ilk üç mısra kendi aralarında yeni bir kafiye kurar ("nâz / az / yaz", "aġyâr / bâr / ‘âr", "devrânda / anda / ḳanda", "tebâh / âh / giyâh"), nakarat ise her bendi ilk bende bağlar. Murabba, dört mısralık bentlerden kurulan bir nazım şeklidir; bu şiirde nakarat, her bendin sonunda aynı yakınmayı tekrarlar. Şiir yalnız Ü nüshasında bulunur. Kime ve hangi vesileyle yazıldığı bilinmez.

Anlam ve Söz Sanatları

Murabbaın tek konusu güzellerin vefasızlığıdır. Gülşen Kaya, sevgilinin vefasızlığını incelediği bölümde divanda başlı başına bir murabbaın bu konuya ayrıldığını belirtir ve dördüncü bendi örnek olarak verir. Şiir tek bir sevgiliye değil, "güzeller"e, yani bütün bir sevgili tipine yönelir; bu yüzden bir aşk şiirinden çok, güzellerin tavrından yakınan bir şikâyetname gibi okunur.

İlk bent bir çelişkiyle açılır: gönül güzellerle tanışıktır, ama onlardan gelen yalnızca eziyettir. Güzeller âşığın kendilerine tutkun olduğunu görür, ama bunu anmazlar. "Âşinâ" ile "cefâ", "mübtelâ" ile "bî-vefâ" kelimeleri, aynı kafiyede birleşerek tanışıklıkla vefasızlık arasındaki karşıtlığı ses düzeyinde de duyurur.

İkinci bent, divan şiirinde sevgilinin nazının bir âdet olarak kabul edildiğini hatırlatır ve buna itiraz etmez; şikâyet, nazın ölçüsünün aşılmasınadır. Üçüncü bentte divan şiirinin üç ana kişisi bir arada görünür: âşık, sevgili ve ağyar. Âşık cefa görür, yabancılar vefa; dünyada iki yüzlüler sevgilinin safasını sürer. Bendin son mısraındaki "Seveni kendüleri sevmege iderler ‘âr" (kendilerini seveni sevmeyi ar sayarlar) sözü, şiirin en keskin yargısıdır ve güzellerin vefasızlığını bir gurur meselesine bağlar.

Dördüncü bent bir tecrübe hükmüne varır. Vefalı güzelin çok olduğu söylenir, ama kimse onu görmemiştir; adı vardır, izi yoktur. Bu söyleyiş, "nâm" ile "nişân" (ad ile iz) arasındaki ayrıma dayanır ve vefalı güzeli, adı bilinen ama kendisi görülmeyen bir varlık hâline getirir.

Son bent, ölümle kıyamet arasında bir sahne kurar. Kaya bu bendi, divanda ölümün çoğunlukla sevgilinin elinden ve onun cevrinin sonucu olarak anlatıldığı örnekler arasında gösterir ve âşığı vefasız güzellerin öldürdüğünü belirtir. Mihrî kendine, ölünceye dek aşkının sırrını bozmamasını öğütler; ama aynı bentte yakasını yırtmasını, rastladığı herkese dertle ah etmesini de ister. Bu iki öğüt ilk bakışta birbiriyle çelişir; aşkın sırrını saklamakla derdi herkese açmak arasındaki bu gerilim bendin anlamını taşır. Bendin son mısraında nakarat, mezarın üstünde biten otun ağzına konur. Ölümden sonra bile süren bu yakınma, otun konuşturulmasıyla teşhis sanatına, kıyamet günü ile mezar arasındaki ilişkiyle de tenasübe dayanır. Böylece nakarat, son bentte âşığın değil, onun mezarındaki otun sözü hâline gelir.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar