Özgün Metin

Vezin: Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün Fa‘ûlün

Ḳulaḳdan olmışıduḳ gerçi ‘âşıḳ
Bi-ḥamdillah ki ḫoş gösterdi Ḫâlıḳ
Ne söz söylendise ḥaḳḳında ṣâdıḳ
Ne ḫoş yaylaḳ imiş bu şehr-i Lâdiḳ
Yeşil dîbâyi geymişler çemenler
Yaḳarlar sîm ḳandîl yâsemenler
Her eṭrâfı gül ü serv ü semenler
Ne ḫoş yaylaḳ imiş bu şehr-i Lâdiḳ
Kenârı ṣâfi cûy-ı erġavânlar
Aḳar her yañada âb-ı revânlar
Demâġa bû baġışlar câna cânlar
Ne ḫoş yaylaḳ imiş bu şehr-i Lâdiḳ
Hevâsı mu‘tedildür ṣuyı kevs̱er
Dıraḫtı nâr-venle serv ü ‘ar‘ar
Otı reyḥân u sünbül ḫâki ‘anber
Ne ḫoş yaylaḳ imiş bu şehr-i Lâdiḳ
Biter deryâsı içre nîlûferler
Ruḫ-ı zerdi virür ‘aşḳdan ḫaberler
Gülistânlar teferrüc-gâh yerler
Ne ḫoş yaylaḳ imiş bu şehr-i Lâdiḳ
Yapılmış bir serîr-i ‘âlî eyvân
Yeşil yapraḳlar olmış aña seyvân
İçindedür anuñ ol şâh-ı devrân
Ne ḫoş yaylaḳ imiş bu şehr-i Lâdiḳ
Çü şâhuñ beytini ma‘mûr gördüm
İçinde berḳ urur ol nûr gördüm
Aña ṣaf baġlamışlar ḥûr gördüm
Ne ḫoş yaylaḳ imiş bu şehr-i Lâdiḳ
Ki bir ḫurşîd-ṭal‘at meh-cebîndür
Ḫadin kim görse dir kim yâsemîndür
Ṭavâf-ı kûyı ṣan ḫuld-ı berîndür
Ne ḫoş yaylaḳ imiş bu şehr-i Lâdiḳ
Lebi yâdına olmış germ lâle
Ṭurur yek-pâ ṭutar elde piyâle
Ḳurardı üstine ḫayme-i vâla
Ne ḫoş yaylaḳ imiş bu şehr-i Lâdiḳ
Pür olmışdı güliyle ṣaḥn-ı gülşen
Ḳabaġı ṭoldurup ṭutmuşdı sûsen
Çemen sulṭânı güldür vech-i aḥsen
Ne ḫoş yaylaḳ imiş bu şehr-i Lâdiḳ
Düzetmiş ṭûti ḳumrı çengine çeng
Nevâda sâza ṭutmış ḳuşlar âheng
Eline bâde almış lâle gül-reng
Ne ḫoş yaylaḳ imiş bu şehr-i Lâdiḳ
Terennümler ḳılurdı anda bülbül
Ṣafâsından didi ḫandân olup gül
Ṣurâḥî mül demidür ne taḥammül
Ne ḫoş yaylaḳ imiş bu şehr-i Lâdiḳ
Ḳamu eşcâr cem‘ olmış bu câya
Feraḥdan her biri ḳarṣardı aya
Melek ṣalmış meger üstine sâye
Ne ḫoş yaylaḳ imiş bu şehr-i Lâdiḳ
Güle nergis ṭurup süzmiş gözini
Açılmış ġoncalar düzmiş yüzini
Budur firdevs bâġınuñ güzîni
Ne ḫoş yaylaḳ imiş bu şehr-i Lâdiḳ
Çiçekler vecde gelmiş eylemiş cûş
Kimi ser-ḫôş olmış kimi ḫâmûş
Bular ḫoş aşḳ ayaġın eylemiş nûş
Ne ḫoş yaylaḳ imiş bu şehr-i Lâdiḳ
Emîr-i ‘âşıḳân gül-bû ḳaranfül
Biter anda benefşe nergis ü gül
Güle ḳarşu ider efġân bülbül
Ne ḫoş yaylaḳ imiş bu şehr-i Lâdiḳ
Ger ‘âḳil iseñ aña ṭoġrı ṭut râh
Varıṭur almalu baḫçaya her gâh
Aġaçlar sâye ṣalmış ṣanki ḫar-gâh
Ne ḫoş yaylaḳ imiş bu şehr-i Lâdiḳ
Ne dil ile ḳılam taḳrîr ânı
Dinilmez ḥaşre dek anuñ beyânı
Bulınmaz ser-te-ser gezseñ cihânı
Ne ḫoş yaylaḳ imiş bu şehr-i Lâdiḳ
Yapılmış anda bir şâḥâne ḥammâm
Yeñi Ḥammâm dirlermiş aña nâm
Hem olmış ay u güneş saḳfına câm
Ne ḫoş yaylaḳ imiş bu şehr-i Lâdiḳ
Ṣuyı cüllâba beñzer ḥavżı vardur
Mal-â-mâl olmış içi âb-ı güldür
Diyâr-ı Rûm içinde şimdi birdür
Ne ḫoş yaylaḳ imiş bu şehr-i Lâdiḳ
Eyü çekdük bu devrânuñ cefâsın
Görelüm bâri bir kerre vefâsın
Sürelüm ẕevḳ ile imdi ṣafâsın
Ne ḫoş yaylaḳ imiş bu şehr-i Lâdiḳ
Zihî vaḳt ü zihî ẕevḳ u zihî dem
Feraḥlar geldi gitdi ġuṣṣa vü ġam
Diyeyin cân ile ben daḫi her dem
Ne ḫoş yaylaḳ imiş bu şehr-i Lâdiḳ
Zihî ferḫunde-ṭâli‘ bunda her gâh
Muḳîm olur bu câya sâl ü yâ mâh
Ki geçmiş ‘ömrümüz ḥayfâ hezâr âh
Ne ḫoş yaylaḳ imiş bu şehr-i Lâdiḳ
Du‘âlar eyle Mihrî şehriyâra
K'anuñ luṭfından irdüñ bu diyâra
Ki gördük gizlü genci âşikâre
Ne ḫoş yaylaḳ imiş bu şehr-i Lâdiḳ
Kerem kânıdur ol şehler emîri
Ki ṭopraḳdan götürdi her faḳîri
Ḫudâ olsun İlâhî dest-gîri
Ne ḫoş yaylaḳ imiş bu şehr-i Lâdiḳ

Günümüz Türkçesiyle

1. Gerçi bu şehre yalnızca duyduklarımızla, kulaktan âşık olmuştuk; Allah'a hamd olsun ki Yaradan onu bize güzelce gösterdi. Hakkında ne söz söylendiyse hepsi doğruymuş. Ne hoş yaylaymış bu Lâdik şehri.

2. Çimenler yeşil ipekli kumaş giymişler; yasemenler gümüş kandiller yakarlar (beyaz yasemin çiçekleri yanan gümüş kandillere benzer). Her yanı gül, servi ve yasemin. Ne hoş yaylaymış bu Lâdik şehri.

3. Kıyıları baştan başa erguvanla bezeli derelerdir; her yanda akarsular akar. Bu sular buruna güzel koku, cana can bağışlar. Ne hoş yaylaymış bu Lâdik şehri.

4. Havası ılıman, suyu Kevser (cennet ırmağı) gibidir; ağaçları nar fidanı, servi ve ardıçtır. Otu reyhan ve sümbül, toprağı amber kokuludur. Ne hoş yaylaymış bu Lâdik şehri.

5. Denizinde (gölünde) nilüferler biter; nilüferin sarı yüzü aşktan haber verir (aşkla sararmış âşığın yüzünü hatırlatır). Gül bahçeleri gezip eğlenilecek yerlerdir. Ne hoş yaylaymış bu Lâdik şehri.

6. Orada yüksek eyvanlı bir taht yeri, bir köşk yapılmış; yeşil yapraklar ona gölgelik olmuş. İçinde o devrin şahı oturur. Ne hoş yaylaymış bu Lâdik şehri.

7. Şahın evini şenlikli, bayındır gördüm; içinde şimşek gibi parıldayan o nuru gördüm; önünde saf bağlamış huriler gördüm (huzurunda sıra sıra duran güzeller). Ne hoş yaylaymış bu Lâdik şehri.

8. O, güneş yüzlü, ay alınlı biridir; yanağını gören "yasemindir" der. Kapısının çevresini dolaşmak sanki yüce cenneti dolaşmaktır. Ne hoş yaylaymış bu Lâdik şehri.

9. Lale, onun dudağını anarak kızışmış; tek ayak üstünde durur, elinde kadeh tutar (lalenin tek sapı ayağa, çanağı kadehe benzetilir). Üstüne yüce bir çadır kurardı (açılan yaprakları çadıra benzer). Ne hoş yaylaymış bu Lâdik şehri.

10. Gül bahçesinin avlusu gülle dolmuştu; süsen içki kabağını doldurup eline almıştı. Çimenin sultanı güldür, en güzel yüzlü odur. Ne hoş yaylaymış bu Lâdik şehri.

11. Papağan ve kumru çenglerini birbirine akort etmiş; kuşlar ezgide saza uyum tutmuş ("nevâ" hem ezgi hem bir makam adıdır). Gül renkli lale eline şarap almış. Ne hoş yaylaymış bu Lâdik şehri.

12. Bülbül orada nağmeler söylerdi; gül onun neşesinden gülüp açıldı ve dedi ki: "Sürahi ve şarap zamanıdır, beklemenin sırası değil." Ne hoş yaylaymış bu Lâdik şehri.

13. Bütün ağaçlar bu yere toplanmış; her biri sevinçten aya kadar uzanırdı. Meğer üstlerine bir melek gölge salmış. Ne hoş yaylaymış bu Lâdik şehri.

14. Nergis durup güle gözünü süzmüş (nergis çiçeği göze benzetilir); goncalar açılmış, yüzlerini süslemiş. Cennet bahçesinin seçkin köşesi işte burasıdır. Ne hoş yaylaymış bu Lâdik şehri.

15. Çiçekler vecde gelmiş, coşmuş; kimi sarhoş olmuş, kimi susmuş. Bunlar aşk kadehini güzelce içmişler. Ne hoş yaylaymış bu Lâdik şehri.

16. Âşıkların emiri gül kokulu karanfildir; orada menekşe, nergis ve gül biter. Gülün karşısında bülbül feryat eder. Ne hoş yaylaymış bu Lâdik şehri.

17. Aklın varsa yolunu doğruca oraya tut; her zaman Elmalı Bahçe'ye var. Ağaçlar sanki büyük bir otağ gibi gölge salmış. Ne hoş yaylaymış bu Lâdik şehri.

18. Onu hangi dille anlatayım? Anlatmakla mahşere kadar bitmez. Dünyayı baştan başa gezsen bir benzeri bulunmaz. Ne hoş yaylaymış bu Lâdik şehri.

19. Orada şahane bir hamam yapılmış; ona Yeni Hamam adını verirlermiş. Ay ve güneş de onun tavanına cam olmuş (kubbedeki ışık camlarından ay ve güneş görünür). Ne hoş yaylaymış bu Lâdik şehri.

20. Suyu gül şerbetine benzeyen bir havuzu vardır; içi ağzına kadar gül suyuyla dolmuş. Şimdi Anadolu ülkesinde onun gibisi bir tanedir. Ne hoş yaylaymış bu Lâdik şehri.

21. Bu zamanın cefasını iyice çektik; bari bir kere de vefasını görelim. Şimdi zevkle onun safasını sürelim. Ne hoş yaylaymış bu Lâdik şehri.

22. Ne güzel vakit, ne güzel zevk, ne güzel an; sevinçler geldi, keder ve gam gitti. Ben de her an canla başla şunu söyleyeyim: Ne hoş yaylaymış bu Lâdik şehri.

23. Ne mutlu o talihli kişiye ki burada her zaman, bu yerde yıllarca ve aylarca kalır. Ne yazık, bin ah ki bizim ömrümüz (buradan uzakta) geçmiş. Ne hoş yaylaymış bu Lâdik şehri.

24. Ey Mihrî, hükümdara dualar et; çünkü onun lütfuyla bu diyara eriştin. Gizli hazineyi açıkça gördük. Ne hoş yaylaymış bu Lâdik şehri.

25. O, cömertlik madeni, şahların emiridir; her yoksulu topraktan kaldırıp yüceltti. Allah'ım, Tanrı ona yardımcı olsun. Ne hoş yaylaymış bu Lâdik şehri.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Divanın dördüncü murabbaı yirmi beş bentlik uzun bir şiirdir ve aruzun hezec bahrinden "Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün Fa‘ûlün" kalıbıyla yazılmıştır. Murabba, dört mısralık bentlerden oluşan nazım şeklidir; her bendin sonunda aynı mısra tekrar edildiğinde "mütekerrir murabba" adını alır. Burada tekrarlanan mısra "Ne ḫoş yaylaḳ imiş bu şehr-i Lâdiḳ"tir ve ilk bentte "‘âşıḳ, Ḫâlıḳ, ṣâdıḳ" kelimeleriyle kafiyelenir. Diğer bentlerin ilk üç mısraı kendi aralarında kafiyelidir. Avni Erdemir'in sayımına göre yirmi beş bendin on üçünde şair yalnız kafiyeyle yetinmiş, on ikisinde kafiyeyle birlikte redif de kullanmıştır ("semenler, yâsemenler" ya da yedinci bentteki "gördüm" redifi gibi). Yaylak, yazın çıkılıp oturulan yüksek ve serin yer demektir; nakarat mısraı, şiirin bütün konusunu tek bir hükümde toplar.

Şiir dört nüshanın dördünde de bulunur ve Arslan neşri nüsha farklarını dipnotlarla verir. Bunlardan biri dikkat çekicidir: on altıncı bentteki "gül-bû ḳaranfül" (gül kokulu karanfil) ifadesi F, M ve S nüshalarında "gül Yûsuf ḳaranfül" biçimindedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Murabba bir şehir methiyesidir. İlk bent bütün şiirin çerçevesini kurar: şair Lâdik'in güzelliğini önce başkalarından duymuş, "kulaktan âşık" olmuş, görünce söylenenlerin doğru olduğunu anlamıştır. Kulaktan âşık olmak, divan şiirinde sevgiliyi görmeden adını duyarak sevmenin bilinen bir mazmunudur; Mihrî bu mazmunu bir yere uygular ve şehri bir sevgili gibi karşılar. Sonraki bentler bir bahar bahçesi tablosu çizer. İkinci bentte çimenler yeşil ipek giymiş, yasemenler gümüş kandiller yakmıştır; dördüncü bentte havası ılıman, suyu Kevser, toprağı amberdir. Bu teşbihler ve istiareler Lâdik'i adım adım cennete yaklaştırır; sekizinci bentte şahın kapısını dolaşmak "ḫuld-ı berîn"e, yüce cennete benzetilir, on dördüncü bentte bahçe "firdevs bâġı"nın en seçkin yeri olarak anılır.

Şiirin en canlı bölümü onuncu bentten on altıncı bende kadar süren bir çiçek meclisidir. Burada çiçekler insanlar gibi davranır ve bütün kalabalık bir işret meclisine dönüşür. Lale tek ayak üstünde durup elinde kadeh tutar, süsen içki kabağını doldurur, papağan ve kumru çenglerini akort eder, kuşlar saza uyar, gül bülbülün sesine gülerek "sürahi ve şarap zamanıdır" der. On beşinci bentte çiçeklerin bir kısmı sarhoş, bir kısmı suskundur. Bu bölüm teşhis (kişileştirme) sanatının yoğun bir örneğidir ve bitki adlarıyla çalgı, içki adları arasında sürekli bir tenasüp kurulur. On birinci bentteki "nevâ" kelimesi hem "ezgi, ses" hem de bir makam adı olarak okunabilir. Gülşen Kaya, şiirde nilüfer ile karanfilin divanın bütününde yalnız bu murabbada birer kez anıldığını belirtir. Beşinci bentte nilüferin sarı yüzünün "aşktan haber verdiği" söylenir; aşkla sararmış âşık benzetmesi doğa tasvirini divan şiirinin aşk diline bağlar.

Murabbanın son bölümü gerçek yerlere dönüşür ve şiirin bu yanı onu yalnızca süslü bir bahar tablosundan ayırır. On yedinci bentte "Almalu Bahça", yani Elmalı Bahçe anılır; on dokuzuncu ve yirminci bentler "Yeni Hammâm" adlı bir hamamı tavanındaki ışık camlarından gül suyu dolu havuzuna kadar anlatır. Yirmi birinci bentte söz şairin kendi hayatına döner: "Bu devranın cefasını iyi çektik, bari bir kerre de vefasını görelim." Yirmi üçüncü bentte ise burada aylarca, yıllarca kalabilenlerin talihine imrenilir, ömrünün başka yerde geçtiğine hayıflanılır. Son iki bent methiyenin asıl muhatabına ayrılmıştır. Mihrî kendine seslenerek bu diyara kimin lütfuyla ulaştığını söyler ve "gizli hazineyi açıkça gördük" der; son bentte de hükümdarı "kerem kânı", "şehler emîri" diye över ve ona dua eder.

Tarihî Bağlam

Lâdik, bugün Samsun'a bağlı bir ilçedir; Osmanlı döneminde Amasya'ya bağlı bir kazaydı. Amasya'da sancakbeyliği yapan şehzadeler burayı yazlık olarak kullanmıştır. Evliya Çelebi, II. Bayezid'in şehzadeliği sırasında Amasya'yı yönetirken her yıl altı ayı Lâdik'te geçirdiğini, şehrin de Şehzade Ahmed'in annesi Bülbül Hatun'un vakıfları arasında olduğunu yazar. Avni Erdemir'in bu murabba üzerine yaptığı karşılaştırmalı çalışma, aynı edebî muhitte yetişmiş üç şairin Lâdik için methiye yazdığını gösterir. Şehzade Ahmed'in nişancısı Münîrî, şehzadeyle birlikte yaptığı Lâdik yolculuğunu 81 beyitlik bir mesnevide anlatmıştır; Lâdikli Mûsâ Medhî ise doğduğu şehir için biri 59, öteki 20 beyitlik iki kaside yazmıştır. Erdemir'e göre Mihrî'nin ve Münîrî'nin şiirleri bir ziyaret üzerine yazılmıştır ve her ikisini de Lâdik'e götüren Şehzade Ahmed'dir. Mihrî'nin murabbaı ilk yirmi üç bendinde Lâdik'i över, son iki bendinde Şehzade Ahmed'e dua eder. Erdemir, şiirdeki Elmalı Bahçe'nin ve göldeki nilüferlerin Medhî'nin kasidesinde de geçtiğini, yedinci bentte "şâhuñ beyti" denilen yerin Şehzade Ahmed'in Lâdik'teki sarayı olması gerektiğini belirtir.

Şiirin yazılış tarihine dair en somut ipucu Yeni Hamam'dır. Erdemir, Hüseyin Hüsameddin'in Amasya Tarihi'ne dayanarak Bülbül Hatun'un 1509'da bir cami ve hamam yaptırdığını aktarır ve Mihrî'nin övdüğü Yeni Hamam'ı bu yapıyla bir tutar. Şehzade Ahmed 1511'de taht mücadelesi için Amasya'dan ayrıldığına göre, Erdemir'in hesabıyla Mihrî'nin Lâdik ziyareti ve murabba 1509-1511 yılları arasına düşer. Bu tarihlendirme hamamın kimliğine bağlıdır ve araştırmacının çıkarımıdır; şiirde ya da nüshalarda bir tarih kaydı yoktur. Erdemir ayrıca, Lâdik'in en ayrıntılı tasvirini yapan Medhî'nin bu hamamdan söz etmemesini, onun kasidesinin hamamdan önce yazılmış olabileceğine yorar. Hamamı ve "bu devranın cefasını iyi çektik" sözlerini birlikte değerlendiren Erdemir'e göre bu gezi şairin yaşlılık yıllarına aittir.

Murabbaın ilk incelemesi Avni Erdemir ile Yavuz Bayram'ın 2007'de Samsun'da yayımlanan "Mihrî Hâtun'un Gözüyle Samsun'un Şirin İlçesi Lâdik" yazısıdır; Selami Turan da 2010'da şiiri bir şehir methiyesi örneği olarak ele almıştır. Erdemir, şehir methiyelerinin genellikle kaside ya da gazel şekliyle yazıldığını, Mihrî'nin murabba şeklini seçmesinin bu bakımdan dikkat çekici olduğunu vurgular. Üç şairin dört Lâdik methiyesinden üçünün aynı vezinle, Mihrî'nin murabbaındaki "Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün Fa‘ûlün" kalıbıyla yazılmış olması da onun dikkat çektiği bir ayrıntıdır.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Mehmet Arslan (hzl.), Mihrî Hâtun Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları (Kültür Eserleri Dizisi 576), 2018, s. 166-169, Murabba‘ 4 (F 50b, M 70b, S 52b, Ü 45a). ekitap.ktb.gov.tr

Akademik çalışmalar

  • Avni Erdemir, "Aynı Edebî Muhit İçinde Üç Şair: Mihrî Hatun, Münîrî, Mûsâ Medhî ve Lâdik Methiyeleri", Turkish Studies 13/28 (2018), s. 341-379, doi:10.7827/TurkishStudies.14205. turkishstudies.net
  • Gülşen Kaya, Mihrî Hâtun Divânı'nın Tahlili, yüksek lisans tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2010, s. 30, 79, 152, 287, 296. openaccess.firat.edu.tr
  • Selim Özcan, "Amasya'da Sancak Beyliği Yapan Şehzadeler Döneminde Amasya Şehri", Amasya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, sayı 5.

Kitaplar

  • Didem Havlioğlu (hzl.), Ğazeliyyāt-ı Mihrī, OTAP elektronik edisyonu, 2007 (türkoloji-iran sitesinde yayımlanan çeviriyazı, şiir 82).

Çevrimiçi kaynaklar