Özgün Metin
Vezin: Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün
Gerçi gördük bu cihân rûyında çoḳ cân-bâzlar
Ḫûblar maḥbûblar pür-şîveler pür-nâzlar
Rişte-i cân ile oynar ġamzesi ġammâzlar
Râstî cân-bâz Ḥaydar ḫayli ḫoş cân-bâz imiş
Her ḳaçan biñ nâz ile alsa terâzûsın ele
Cânlar ardınca revân olur velî diller bile
Bir daḫi mis̱li cihân rûyına ġâlib az gele
Râstî cân-bâz Ḥaydar ḫayli ḫoş cân-bâz imiş
Egribük'de çün hevâ yüzinde ḳurdı rîsmân
Rîsmân üstinde oynar ṣan kebûterdür hemân
Oynadı ḫoş Şeh Süleymân'uñ öñinde baş u cân
Râstî cân-bâz Ḥaydar ḫayli ḫoş cân-bâz imiş
Perçemin çözse geh ‘uşşâḳa kemendler gösterür
Oḳısa ebyât-ı şîrîn la‘l-i ḳandler gösterür
Bir dem içre oynasa biñ dürlü bendler gösterür
Râstî cân-bâz Ḥaydar ḫayli ḫoş cân-bâz imiş
Sîm ü zer ṭabaḳlar ile zeyn ider hengâmesin
Ayaġınuñ altına alur bu çarḫuñ kâsesin
Kendüyi çeküp kenâra ustasını aṣasın
Râstî cân-bâz Ḥaydar ḫayli ḫoş cân-bâz imiş
Rîsmânını zemîn üstinde bâlâ eyledi
Ruḫlarınuñ rengini ḫoş âl ü âlâ eyledi
Şâh bezminde anı Mihrî temâşâ eyledi
Râstî cân-bâz Ḥaydar ḫayli ḫoş cân-bâz imiş
Günümüz Türkçesiyle
1. Gerçi bu dünyanın yüzünde nice canbaz gördük: güzeller, sevgililer, cilve dolu, naz dolu kimseler. Onların koğucu bakışları can ipinin üstünde oynar (yani güzellerin süzgün bakışları âşığın canıyla oynar). Doğrusu, canbaz Haydar pek hoş bir canbazmış.
2. Ne zaman bin naz ile denge sırığını (terazisini) eline alsa, canlar ardından akıp gider, gönüller de onlarla birlikte. Dünya yüzüne bir daha onun gibisi büyük ihtimalle pek az gelir. Doğrusu, canbaz Haydar pek hoş bir canbazmış.
3. Eğribük'te havanın yüzüne ipini gerdiğinde, ipin üstünde öyle oynar ki sanki bir güvercindir. Şah Süleyman'ın önünde başını ve canını ortaya koyarak güzelce oynadı. Doğrusu, canbaz Haydar pek hoş bir canbazmış.
4. Kâh perçemini çözse âşıklara kementler gösterir (saç örgüsü, âşıkları yakalayan bir kement olur). Tatlı beyitler okusa, lal dudağı şekerler gösterir. Bir an içinde oynasa bin türlü bağ ve hüner gösterir. Doğrusu, canbaz Haydar pek hoş bir canbazmış.
5. Gösterisini toplanan kalabalığın önünde gümüş ve altın tabaklarla süsler; bu göğün kâsesini ayağının altına alır (ayağının altındaki kâseler, ters dönmüş bir kâseye benzetilen gök kubbeyi andırır). Üçüncü mısra iki türlü okunabilir: "Kendini kenara çekip ustasını assın" (yani hüneri ustasınınkini o kadar geçmiştir ki usta artık bir kenara çekilmelidir) ya da usta ile çırak arasındaki gösteriye dair, bugün tam anlaşılamayan bir ayrıntı. Doğrusu, canbaz Haydar pek hoş bir canbazmış.
6. İpini yerin üstünde yükseklere gerdi; yanaklarının rengini (heyecanla) güzelce al al eyledi. Mihrî onu şahın meclisinde seyretti. Doğrusu, canbaz Haydar pek hoş bir canbazmış.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Divanın üçüncü murabbaı altı bentten oluşur ve aruzun remel bahrinden "Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Murabba, dört mısralık bentlerden kurulan nazım şeklidir; burada olduğu gibi her bendin sonunda aynı mısra tekrar ediliyorsa "mütekerrir murabba" adını alır. İlk bendin dört mısraı kendi aralarında kafiyelidir (cân-bâzlar, nâzlar, ġammâzlar); sonraki bentlerde ilk üç mısra kendi içinde kafiyelenir, dördüncü mısra ise "Râstî cân-bâz Ḥaydar ḫayli ḫoş cân-bâz imiş" nakaratı olarak döner. Bentlerin iç kafiyeleri sırasıyla "ele, bile, gele", "rîsmân, hemân, cân", "kemendler, ḳandler, bendler", "hengâmesin, kâsesin, aṣasın" ve "bâlâ, âlâ, temâşâ" sesleriyle kurulmuştur; dördüncü ve altıncı bentte "gösterür" ve "eyledi" redif olarak kullanılır.
Şiir, Arslan neşrinde yalnız Ankara Millî Kütüphane'deki M nüshasına (67b) dayanır. İstanbul Üniversitesi nüshasında (Ü) sekiz murabba bulunduğu hâlde bu şiir onların arasında yoktur; Ü nüshasını esas alan Sabiha Gemici'nin 1990 tarihli tezinde ve Didem Havlioğlu'nun elektronik neşrinde yer almaması bundandır. Arslan'ın M nüshasını da kullanması, divandaki murabba sayısını bu şiirle dokuza çıkarmıştır.
Anlam ve Söz Sanatları
Şiirin bütün oyunu "cân-bâz" kelimesinin iki anlamı üzerine kurulur. Kelime sözlükte "canıyla oynayan" demektir; ip üstünde gösteri yapan sanatçıya bu yüzden canbaz denir. Divan şiirinde ise canbaz, sevgili uğruna canını her an ortaya koymaya hazır âşığın, ya da âşığın canıyla oynayan sevgilinin adıdır. Gülşen Kaya'nın divan üzerine hazırladığı tez, Mihrî'nin başka bir şiirinde de âşığın canını, sevgilinin zülfünden sarkan ipten döne döne inen bir canbaza benzettiğini gösterir. İlk bent bu mecazî anlamdan başlar: dünyada çok canbaz görülmüştür, bunlar âşıkların canıyla oynayan nazlı güzellerdir. Nakarat mısraı ise bütün bu mecazları gerçek bir insana, Haydar adlı canbaza bağlar ve sözü bir kerede şakadan övgüye çevirir. Haydar hem gerçek anlamda bir ip canbazıdır hem de güzelliğiyle seyircinin gönlünü alan bir sevgili gibi anlatılır.
Bentler gösterinin seyrini izler. İkinci bentte canbaz denge sırığını eline alır ve kalabalık ardından yürür; "terâzû" kelimesi bu sırığın adıdır. Üçüncü bentte ip havaya gerilir ve canbaz ipin üstünde güvercin gibi oynar; bu teşbih hem hafifliği hem de kanat açar gibi duran bir bedeni gösterir. "Baş u cân oynamak" deyimi ise hem tehlikeli bir işe girişmeyi hem de canbazlığın kendisini anlatır. Dördüncü bentte canbazın güzelliğine dönülür. Çözülen perçemin kemende benzetilmesi divan şiirinin bilinen bir mazmunudur. Burada ise ip ve kement arasındaki yakınlık, gösterinin malzemesiyle sevgilinin saçını birbirine bağlar ve güzel bir tenasüp oluşturur. "Biñ dürlü bendler gösterür" ifadesindeki "bend", ip üstünde atılan düğüm ve bağ, gösterideki hüner, ayrıca şiirin kendi "bent"i anlamlarına birlikte açıktır. Aynı bentte canbazın gösteri arasında tatlı beyitler okuduğu da söylenir.
Beşinci bent gösterinin süsünü verir: altın ve gümüş tabaklar, canbazın ayağının altına aldığı kâseler. Kaya, bu bendi canbazın gösterisini altın ve gümüş kâselerle hareketlendirdiği, bu kâseleri ayağının altına alarak oynadığı biçiminde açıklar ve dizeden canbazların usta-çırak ilişkisi içinde yetiştiği sonucunu çıkarır. "Çarḫuñ kâsesi" ise gök kubbedir; canbaz ayağının altındaki kâseyle sanki göğü ayaklarının altına almıştır. Bu mübalağa, bir yandan sahnede gerçekten görülen bir hareketi anlatır, bir yandan da canbazın yüksekliğini göğe taşır. Son bentte ip yerden yükseğe gerilir, canbazın yanakları heyecandan al al olur ve şair kendini de sahneye koyar: "Şâh bezminde anı Mihrî temâşâ eyledi." "Âl ü âlâ" sözü hem "kırmızı" hem de "en güzel" anlamlarını birlikte taşıyan bir ses oyunudur.
Tarihî Bağlam
Şiir, Mihrî'nin bizzat seyrettiği bir gösteriyi anlatır ve yerini, kimin huzurunda yapıldığını açıkça söyler. Gösteri Eğribük'te, "Şeh Süleymân'ın önünde" yapılmıştır; son bent de bunun bir şah meclisi olduğunu belirtir. Eğribük, Amasya'ya bağlı bir köydür ve divanda bir kez daha, 150. gazelde geçer. O gazelde Mihrî, Eğribük'te tepedeki bir "ḳaṣr-ı ‘âlî"de sabaha kadar süren bir sohbet ve musiki meclisini anlatır. Gülşen Kaya her iki şiiri de Şehzade Süleyman'ın Eğribük'teki köşküyle ilişkilendirir ve Mihrî'nin son yıllarında Şehzade Ahmed'in oğlu Şehzade Süleyman'ın meclislerinde bulunduğunu, ona üç kaside sunduğunu yazar. Arslan'ın e-kitap neşri ise "Şeh Süleymân"ın kimliğini açıklamaz. Bu Süleyman'ın Şehzade Ahmed'in oğlu olduğu kabul edilirse gösteri, Mihrî'nin hayatının son yıllarına, XVI. yüzyılın ilk on yılının sonlarına düşmelidir. Ancak bunu doğrulayan bir tarih kaydı yoktur.
Canbaz Haydar'ın kim olduğu bilinmiyor. Kaya, divanda bir bayram günü ata binmiş olarak anılan "Haydar Şâh" ile bu canbazın aynı kişi olup olmadığı konusunda bilgi bulunmadığını not eder. Kaya'ya göre şiir, toplumsal hayat bakımından divanın en zengin malzemesini veren manzumelerdendir: şehzade sarayında düzenlenen eğlenceleri, ip canbazlarının gösteri düzenini, seyircinin ve meclisin bulunuşunu bir tanığın gözünden kaydeder. Gösteriyi seyredenler arasında şairin kendisinin bulunduğunu açıkça söylemesi, bir kadın şairin şehzade meclisindeki yerine dair de dolaysız bir kayıttır.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Mehmet Arslan (hzl.), Mihrî Hâtun Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları (Kültür Eserleri Dizisi 576), 2018, s. 165-166, Murabba‘ 3 (M nüshası 67b). ekitap.ktb.gov.tr
Akademik çalışmalar
- Gülşen Kaya, Mihrî Hâtun Divânı'nın Tahlili, yüksek lisans tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2010, s. 60-61, 70, 79-80, 97, 296. openaccess.firat.edu.tr
- Sabiha Gemici, Mihrî Hatun Divanı: Karşılaştırmalı Metin, Cümle Yapısı ve Cümle Türleri, doktora tezi, Uludağ Üniversitesi, Balıkesir 1990 (murabbaların nüsha dağılımı için).
Çevrimiçi kaynaklar






