Özgün Metin
Vezin: Fâ`lâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün
Bizden olduñsa raḳîbüñ sözile bîzâr hey
Güc ile gökçeklik olmaz neyleyelüm vâr hey
Eksük olmaz bu cihândur ‘âşıḳa bir yâr hey
Ben de senden vâz geldüm vâz geldüm vâr hey
Bulınur hey bu cihânda tâze tâze ḫûblar
Nâzenînler ḫûblar u maḥbûblar u merġûblar
Rûy-ı ‘âlemde hemân ḳaṭ‘ olmadı merġûblar
Ben de senden vâz geldüm vâz geldüm vâr hey
Bî-vefâ maḥbûblara rîş-ḫande ‘âşıḳlar gerek
Ṣâdıḳu'l-ḳavl olana yâr-ı muvâfıḳlar gerek
Gerçegi terk it yüri saña münâfıḳlar gerek
Ben de senden vâz geldüm vâz geldüm vâr hey
Mıṣr-ı dilde Yûsuf-ı cândan ‘azîz itdüm seni
Cevr ile pîr eyledüñ âḫir Zelîḫâ-veş beni
Yâr idinmek yoġımış bildüm ki her cilf oġlanı
Ben de senden vâz geldüm vâz geldüm vâr hey
Yüzüñi görmege gerçi kim virürem cânı ben
Sen daḫi ḫûblarda bir ‘âşıḳ-perest idüñ iñen
Gördügüñce beni iġmâż idüp ayruḳlanma sen
Ben de senden vâz geldüm vâz geldüm vâr hey
Gerçi ‘aşḳuñ nârına düşelden itdüm ḫayli âh
Dûd-ı âhum âḫir itdi gün cemâlüñi siyâh
Sen gedâ-yı ḫûb olduñ Mihrî ‘aşḳa pâdişâh
Ben de senden vâz geldüm vâz geldüm vâr hey
Günümüz Türkçesiyle
1. Rakibin sözüne uyup bizden bıktıysan, hey; zorla güzellik olmaz, ne yapalım, var git, hey. Bu dünyadır, âşığa bir sevgili eksik olmaz, hey. Ben de senden vazgeçtim, vazgeçtim; var git, hey.
2. Hey, bu dünyada taze taze güzeller bulunur: nazlılar, güzeller, sevgililer, gönüllerin rağbet ettiği kimseler. Dünya yüzünde rağbet edilen güzellerin ardı hiç kesilmedi. Ben de senden vazgeçtim, vazgeçtim; var git, hey.
3. Vefasız güzellere (onlarla alay edip geçen) alaycı âşıklar gerek; sözü doğru olana kendisine uygun sevgililer gerek. Doğruyu bırak, yürü git; sana ikiyüzlüler gerek. Ben de senden vazgeçtim, vazgeçtim; var git, hey.
4. Gönül Mısır'ında seni can Yusuf'undan daha aziz tuttum (Mısır'ın "aziz"i olan Yusuf'tan da değerli bildim); sen ise cevrinle sonunda beni Züleyha gibi kocalttın. Anladım ki her hoppa, bayağı oğlanı sevgili edinmek olmazmış. Ben de senden vazgeçtim, vazgeçtim; var git, hey.
5. Gerçi yüzünü görmek için canımı veririm; sen de güzeller arasında âşığını pek seven biriydin. Beni gördükçe göz yumup (görmezden gelip) yabancılık etme. Ben de senden vazgeçtim, vazgeçtim; var git, hey.
6. Gerçi aşkının ateşine düşeliden beri çok ah ettim; ahımın dumanı sonunda güneş gibi yüzünü kararttı. Sen güzel bir dilenci oldun, Mihrî ise aşkın padişahı. Ben de senden vazgeçtim, vazgeçtim; var git, hey.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Divanın yedinci murabbaı altı bentten oluşur ve aruzun remel bahrinden "Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır (neşirde vezin satırı "Fâ`lâtün" diye dizilmiştir). Dört mısralık bentlerden kurulan bu mütekerrir murabbada her bent "Ben de senden vâz geldüm vâz geldüm vâr hey" mısraıyla kapanır. İlk bendin dört mısraı "bîzâr, vâr, yâr, vâr" kafiyesine ve "hey" redifine bağlanır. Sonraki bentlerde ilk üç mısra kendi içinde kafiyelidir: "ḫûblar, maḥbûblar, merġûblar"; "‘âşıḳlar, muvâfıḳlar, münâfıḳlar" ("gerek" redifiyle); "seni, beni, oġlanı"; "cânı ben, iñen, sen"; "âh, siyâh, pâdişâh". Şiir Arslan neşrinde yalnız İstanbul Üniversitesi nüshasına (Ü 68a) dayanır; bu nüshayı esas alan Gemici ve Havlioğlu metinlerinde 184. şiirdir. Kime yazıldığı bilinmez.
Anlam ve Söz Sanatları
Murabbanın konusu sevgiliden vazgeçmektir. Gülşen Kaya bu şiiri "sevgiliden vazgeçtiğini söylediği ve beyitlerinde sitem görülen murabba" diye tanımlar. Sevgili rakibin sözüne uyup âşıktan yüz çevirmiştir; âşık da sitemle karşılık verir ve ondan vazgeçtiğini ilan eder. Şiirin dili bu tavra uygun olarak konuşma diline yakındır. Her bentte tekrarlanan "hey" ve "vâr" (var git) sözleri, bir tartışmanın sonunda söylenmiş kesin bir cümle gibi işler. İlk bentteki "Güc ile gökçeklik olmaz" sözü, "gökçek" (güzel) kelimesiyle bugünkü "zorla güzellik olmaz" deyişinin eski bir söylenişini andırır. Aynı bentteki "bu cihândur ‘âşıḳa bir yâr eksük olmaz" hükmü de ikinci bentte genişletilir: dünyada taze güzellerin ardı kesilmez.
Üçüncü bent iki karşıtlık üzerine kurulur. Vefasız güzellere ancak "rîş-ḫande", yani alay edip geçen âşıklar yakışır; sözü doğru olana da kendisi gibi doğru sevgililer gerekir. Bendin son mısraı ise sitemi açık bir azara dönüştürür: doğruyu bırak, sana münafıklar gerek. "Muvâfıḳ" ile "münâfıḳ" arasında ses benzerliğine dayanan bir oyun ve anlamca bir tezat vardır.
Dördüncü bent şiirin en zengin imgesini taşır ve Yusuf ile Züleyha kıssasına telmih yapar. Kur'an'da ve İslami edebiyatta anlatılan bu kıssada Yusuf Mısır'a satılır, Mısır azizinin karısı Züleyha ona âşık olur; kimi anlatılarda Züleyha yaşlanıp Yusuf'un duasıyla yeniden gençleşir. Mihrî, "gönül Mısır'ı" istiaresiyle sevgiliyi Yusuf'tan da aziz tuttuğunu söyler; "‘azîz" kelimesi hem "değerli" hem de Mısır'ın yöneticisine verilen "aziz" unvanı olarak okunabilir. Ardından âşık kendini Züleyha'ya benzetir: sevgilinin cevri onu Züleyha gibi kocaltmıştır. Kaya, divanın başka yerlerinde Züleyha'nın Yusuf'un nazarıyla gençleştiğinin anlatıldığını, bu murabbada ise bunun tam tersine Züleyha'nın Yusuf yüzünden yaşlandığının söylendiğini belirtir. Bendin üçüncü mısraı yüksek kıssadan birden gündelik bir yargıya iner: her "cilf oġlanı"nı, yani her hoppa, bayağı delikanlıyı sevgili edinmek olmazmış.
Son bentte ah ile duman, güneş ile siyahlık arasında bir tenasüp kurulur: âşığın ahının dumanı sevgilinin güneş gibi parlak yüzünü karartmıştır. Ardından gelen mısra şiirin bütün iddiasını bir tezatla bağlar: sevgili güzel ama bir dilencidir, Mihrî ise aşk ülkesinin padişahıdır. Kaya, divanda "şah" ve "padişah" kelimelerinin gazellerde çoğunlukla sevgili için, bazen de âşık için kullanıldığını söyler ve bu ikinci kullanıma örnek olarak tam da bu bendi gösterir. Sevgiliyi dilenci, âşığı padişah yapan bu ters çevirme, vazgeçme kararını bir yenilgi olmaktan çıkarır.
Murabbaın redifi Mihrî'nin divanında bir kez daha kullanılmıştır. Sıtkı Nazik'in Mihrî ile Tâcîzâde Câfer Çelebi'nin rediflerini karşılaştıran çalışmasına göre "-âr hey" kafiye ve redifi Mihrî'de yedinci ve dokuzuncu murabbalarda, Câfer Çelebi'de de bir murabbada (G.255) görülür. Nazik, Mihrî'nin dokuzuncu murabbaının ilk bendiyle Câfer Çelebi'nin murabbaının ilk bendini yan yana koyar: iki şair de vefasız sevgiliye seslenir ve "Ey cefâ-ḫû yâr senden vâz geldüm vâr hey" mısraını aynen kullanır. Aynı yıllarda yaşamış bu iki Amasyalı şairin ortak redifleri, Nazik'in çalışmasında aralarındaki etkileşimin izi olarak tartışılır. Mihrî'nin dokuzuncu murabbaı da tıpkı bu şiir gibi rakibin sözüne uyan sevgiliden yakınır ("Müdde‘înüñ sözine uyduñ beni yâr itmedüñ"); iki murabba aynı vazgeçiş temasını aynı vezin ve aynı "vâz geldüm vâr hey" nakaratıyla işler.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Mehmet Arslan (hzl.), Mihrî Hâtun Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları (Kültür Eserleri Dizisi 576), 2018, s. 171-172, Murabba‘ 7 (Ü nüshası 68a). ekitap.ktb.gov.tr
Akademik çalışmalar
- Gülşen Kaya, Mihrî Hâtun Divânı'nın Tahlili, yüksek lisans tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2010, s. 75-76, 83. openaccess.firat.edu.tr
- Sıtkı Nazik, "Benzer Redifli Şiirleri Bağlamında Mihrî Hatun ve Tâcî-zâde Cafer Çelebi'nin Karşılaştırılması", Uluslararası Amasya Âlimleri Sempozyumu Bildiriler Kitabı II, Amasya 2017, s. 133-148 (redif tabloları, s. 136-137; karşılaştırma, s. 145).
- Sabiha Gemici, Mihrî Hatun Divanı: Karşılaştırmalı Metin, Cümle Yapısı ve Cümle Türleri, doktora tezi, Uludağ Üniversitesi, Balıkesir 1990 (şiir 184).
Kitaplar
- Didem Havlioğlu (hzl.), Ğazeliyyāt-ı Mihrī, OTAP elektronik edisyonu, 2007 (türkoloji-iran sitesinde yayımlanan çeviriyazı, şiir 184).
Çevrimiçi kaynaklar






