Özgün Metin
Vezin: Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilün
Çünki gönderdi Ḫudâ devlet ile râha seni
Mübtelâ ḳılsun İlâhî yine bir şâha seni
Ḳomayalum hele var âh-ı seḥer-gâha seni
Yüri şâhum yüri ıṣmarladum Allâh'a seni
Bir zamân şehr-i Amâsiyye'de İskender idüñ
Ḫıżr-veş âb-ı ḥayât isteyene rehber idüñ
Ḫûblar içre ṣanemâ sen daḫi bir server idüñ
Yüri şâhum yüri ıṣmarladum Allâh'a seni
Varalum kûyuña her demde fiġânlar idelüm
Yaşum ırmaġını her câya revânlar idelüm
Yüzümüz sürüp işigüñde mekânlar idelüm
Yüri şâhum yüri ıṣmarladum Allâh'a seni
Ḳanı ol dem ki bizümle dün ü gün hem-dem idüñ
Dil-i mecrûḥumuzuñ yâresine merhem idüñ
Hey benüm begcegizüm sen daḫi bir âdem idüñ
Yüri şâhum yüri ıṣmarladum Allâh'a seni
Seni heyhât ki bir daḫi görince gözümüz
Āh u zâr ile geçiser gicemüz gündüzümüz
Cânumuz ḥulḳa irişince bu olsun sözümüz
Yüri şâhum yüri ıṣmarladum Allâh'a seni
Ḳaşlaruñ yâsına ḳanı ki nişân idi sîne
Ġamzeñ oḳların atarduñ dil ü cân pûtesine
Dil-i âşüfte unıtmaz seni varınca sine
Yüri şâhum yüri ıṣmarladum Allâh'a seni
Āşinâ olmış iken çün bizi yâd itdi felek
Yâreler üstine dâġ urdı yine dertlü yürek
Ḳaldı fikrüñle ḫayâlüñ bize ey dost belek
Yüri şâhum yüri ıṣmarladum Allâh'a seni
Bâġ-ı ḥüsnüñe ḫazân irmesün ey lâle-‘iẕâr
Bulınur Mihrî gibi saña ne ġam günde hezâr
Dostı yâd itmek imiş ‘âdetüñüz âḫir-i kâr
Yüri şâhum yüri ıṣmarladum Allâh'a seni
Günümüz Türkçesiyle
1. Mademki Tanrı seni devletle, bahtla yola gönderdi, Allah'ım seni yine bir güzele tutkun etsin (ayrılığın ne olduğunu sen de tadasın). Seher vakti çektiğimiz ahları sana dokundurmayalım; haydi git. Yürü şahım, yürü; seni Allah'a emanet ettim. (Üçüncü mısra iki türlü okunabilir: şair ya gidene ahının değmesini istemez ya da onu sabah ahlarıyla baş başa bırakmayacağını, ardından ağlamaya devam edeceğini söyler.)
2. Bir zamanlar Amasya şehrinde bir İskender'din; Hızır gibi, ölümsüzlük suyunu arayanlara yol gösterirdin. Ey put gibi güzel, sen de güzellerin arasında bir önderdin. Yürü şahım, yürü; seni Allah'a emanet ettim. (İskender ile Hızır'ın karanlıklar ülkesinde ab-ı hayatı aradıkları anlatılır; "İskender" adı burada hem bu efsanevi hükümdarı hem de şiirin muhatabını hatırlatır.)
3. Haydi, her an senin sokağına gidip feryat edelim; gözyaşımızın ırmağını her yere akıtalım; yüzümüzü eşiğine sürüp orayı kendimize yurt edinelim. Yürü şahım, yürü; seni Allah'a emanet ettim.
4. Hani o günler nerede, gece gündüz bizimle can yoldaşıydın; yaralı gönlümüzün yarasına merhemdin. Hey benim beyciğim, sen de bir zamanlar bizden biri, gönlü olan bir insandın. Yürü şahım, yürü; seni Allah'a emanet ettim. (Üçüncü mısra iki türlü anlaşılabilir: sevgili bir zamanlar herkes gibi yakın ve ulaşılabilir biriydi ya da bir zamanlar insanca, şefkatli davranırdı.)
5. Heyhat, seni gözlerimiz bir daha görünceye kadar gecemiz gündüzümüz ah ve inlemeyle geçecek. Canımız boğazımıza gelince, yani son nefesimizde de sözümüz bu olsun: Yürü şahım, yürü; seni Allah'a emanet ettim.
6. Hani o zamanlar nerede, göğsümüz kaşlarının yayına hedef olurdu; bakışlarının oklarını gönül ve can nişangâhına atardın. Tutkun gönül, mezara varıncaya kadar seni unutmaz. Yürü şahım, yürü; seni Allah'a emanet ettim. (Kaş yaya, kirpik ve bakış oka benzetilir; "pûte" ok atılan hedef, "sin" de mezar demektir.)
7. Felek bizimle tanış olmuşken bizi yabana attı; dertli yürek yaralarının üstüne yeniden dağ bastı (yeni bir acı ekledi). Ey dost, bize armağan olarak senden yalnızca düşüncen ve hayalin kaldı. Yürü şahım, yürü; seni Allah'a emanet ettim. ("Belek" eski Türkçede hediye, armağan anlamındadır; dağ, yaraya vurulan kızgın demirin izidir.)
8. Ey lale yanaklı, güzellik bağına sonbahar erişmesin. Senin ne gamın var; Mihrî gibisinden günde bin tane bulunur. Meğer sonunda dostu yabancı saymak sizin âdetinizmiş. Yürü şahım, yürü; seni Allah'a emanet ettim. ("Hezâr" hem bin hem bülbül demektir; bağ ve lale sözleriyle birlikte, sevgilinin bahçesinde bin bülbülün bulunacağı anlamı da sezilir.)
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Mehmet Arslan'ın neşrinde sekizinci sırada yer alan murabba, dörder mısralık sekiz bentten oluşur ve remel bahrinin "Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Murabba, divan şiirinde dört mısralık bentlerle kurulan musammat türünden bir nazım şeklidir. Bu örnekte her bendin ilk üç mısraı kendi arasında kafiyelenir, dördüncü mısra ise bütün bentlerde değişmeden tekrar eden nakarattır: "Yüri şâhum yüri ıṣmarladum Allâh'a seni." İlk bentte nakarat da öteki mısralarla aynı sesle biter (râha seni, şâha seni, seḥer-gâha seni, Allâh'a seni); sonraki bentlerde kafiye her defasında değişir: "-er idüñ", "-ânlar idelüm", "-em idüñ", "-üzümüz", "-sine", "-ek", "-âr". Şiir dört yazmadan yalnız Ü nüshasında (İstanbul Üniversitesi, 70a) bulunur; bu yüzden metin için başka bir nüshayla karşılaştırma imkânı yoktur.
Anlam ve Söz Sanatları
Murabbanın konusu bir uğurlamadır. Sevgili yola çıkmış, hem de "devlet ile", yani baht açıklığıyla, belki de bir makamla gönderilmiştir. Şair ona kızgınlıkla iyi dileği bir arada sunar: İlk bentte bir güzele tutulmasını, ayrılığı kendisinin de tatmasını diler; son bentte ise güzellik bağına sonbahar gelmemesi için dua eder. Nakaratın sade, konuşma diline yakın söyleyişi ("Yüri şâhum yüri"), şiire bir veda sahnesinin canlılığını verir. Gülşen Kaya, divanı incelediği tezinde bu murabbayı samimi bir özlemle, gideni dualarla uğurlama ve ayrılık temasıyla yazılmış, yaşanmışlık hissi veren nadir şiirlerden biri olarak niteler.
İkinci bent şiirin merkezidir. "İskender" adı, divan şiirinde Hızır'la birlikte karanlıklar ülkesine ab-ı hayatı aramaya giden hükümdarı hatırlatır; şair, sevgilinin Amasya'da bir İskender olduğunu, Hızır gibi ölümsüzlük suyunu arayanlara yol gösterdiğini söyleyerek telmih yapar. Aynı ad, şiirin muhatabının adı olarak da okunabildiği için beyitte tevriye vardır. "Ṣanem" (put) ve "server" (baş, önder) sözleri de sevgiliyi güzeller arasında hükümdar gibi yüceltir.
Altıncı bent divan şiirinin bilinen ok ve yay mazmununu kullanır: Kaş yay, bakış ok, sine de bu okların hedefidir. "Pûte" (nişangâh) ile "nişân" arasında tenasüp, "sîne" (göğüs) ile "sine" (mezara) arasında ses benzerliğine dayanan bir cinas vardır. Yedinci bentte felek, tanış olduğu kişiyi yabana atan bir düşman gibi anlatılır; "yâd" kelimesi hem yabancı hem de anma anlamını taşıdığı için okura iki yönlü bir anlam sunar. Aynı bentteki "belek" (armağan) kelimesi eski Türkçe bir sözdür ve şiirin sade diline uyar. Son bentteki "hezâr" ise bin sayısıyla bülbülü birlikte düşündürür: Sevgilinin bahçesinde Mihrî gibi bin âşık, bin bülbül bulunacaktır. Şairin kendi adını bu küçümseyen cümlenin içine yerleştirmesi, kırgınlığı ince bir alayla dile getirir. Dördüncü bentteki "begcegizüm" (beyciğim) hitabı da divan dilinde pek sık görülmeyen bir sevgi küçültmesidir ve şiirin samimi havasını güçlendirir.
Tarihî Bağlam
Mihrî Hatun'un hayatı hakkında bilgi veren tezkirelerden Latîfî, Âşık Çelebi ve Kınalızâde Hasan Çelebi, şairle Sinan Paşa'nın oğlu İskender Çelebi arasında bir gönül bağı bulunduğunu ima eder ve buna delil olarak Mihrî'nin şiirlerinde geçen İskender adını gösterir. TDV İslâm Ansiklopedisi'ndeki madde de bu rivayeti aynı biçimde aktarır. Tezkirelerin delil olarak öne çıkardığı şiir, makta beytinde İskender'in anıldığı 189. gazeldir. Bu murabbadaki "Bir zamân şehr-i Amâsiyye'de İskender idüñ" mısraı da aynı halkaya bağlanır. Gülşen Kaya, İskender'e yazılmış şiirlerden birinin bu murabba olduğunu belirtir ve şiirde İskender'in bir göreve gönderildiğini sezdiren ifadeler bulunduğunu söyler. Enes İlhan da Mihrî'nin şiirlerinde İskender Çelebi ile Hâtemî gibi hakkında dedikodu çıkmış kişilerin adını anmaktan çekinmediğini anlatırken bu bendi örnek olarak verir.
Bununla birlikte murabbanın İskender Çelebi'ye yazıldığı bir başlık ya da nüsha kaydıyla belgelenmiş değildir; bağ, şiirdeki adla tezkirelerin anlattığı rivayetin bir araya getirilmesinden doğar. "Bir zamân" sözü, muhatabın bir süre Amasya'da bulunduğunu ve artık oradan ayrıldığını düşündürür; ilk bentteki "gönderdi Ḫudâ devlet ile râha seni" sözü de bu ayrılığın bir talih ya da görev vesilesiyle olduğunu sezdirir. Gidişin nereye ve ne zaman olduğu ise bilinmemektedir. Gönül Ayan'ın tezkirelerden aktardığına göre Şehzade Ahmed'in meclisindeki şairler İskender adı üzerinden Mihrî'ye nükteli sözlerle takılmışlar, o da "Nice İskenderi la‘lüm zülâli / Ṣuya iletdi vü ṣusuz getürdi" (Kırmızı dudağımın saf suyu nice İskender'i suya götürüp susuz getirdi) beytiyle karşılık vermiştir. Bu anlatı, adın Amasya'daki edebî çevrede bir nükte konusu olduğunu gösterir.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Mehmet Arslan (hzl.), Mihrî Hâtun Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları (Kültür Eserleri Dizisi 576), 2018, s. 172-173, Murabba‘ 8 (Ü 70a). https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/58679,mihri-hatun-divanipdf.pdf
Akademik çalışmalar
- Gülşen Kaya, Mihrî Hâtun Divânı'nın Tahlili, yüksek lisans tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2010, s. 62-63 (İskender Çelebi bahsi). https://openaccess.firat.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/11508/16520/253984.pdf?sequence=1
- Enes İlhan, "Mihrî Hâtun mu Revânî mi? 'Ey Benüm Şiirüme Nazire Diyen' Kim?", Hikmet - Akademik Edebiyat Dergisi 10/20 (2024), s. 148-170. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/3697235
- Gönül Ayan, "Mihri Hatun ve Şiirleri", Erdem V/13 (1989), s. 23-30 (İskender Çelebi rivayeti s. 25-26). https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/692920
- İsmail E. Erünsal, "Mihrî Hatun", TDV İslâm Ansiklopedisi 30 (2020), s. 37-38. https://islamansiklopedisi.org.tr/mihri-hatun
- "Murabba", TDV İslâm Ansiklopedisi (tanım maddesi). https://islamansiklopedisi.org.tr/murabba
Çevrimiçi kaynaklar





