Özgün Metin

Vezin: mef‘ūlü fā‘ilātü mefā‘īlü fā‘ilün

Ber-‘ārıżet ki dil leb-i cūyī girifteest
Dīvāne şod zi-zülf-i to ḫūyī girifteest
Bād-ı seḥer-gehī ki cihān pür zi-nükhetest
Ez-gülsitān-ı ḥüsn-i to būyī girifteest
Fikr-i miyān-ı to ki be-dil hest der-firāḳ
Gūyā zi-yādgār-ı to mūyī girifteest
Dil ez-cünūn be-silsile-i zülf-i pür-ḫamest
Āmed be-ḫod ki rūy-ı nikūyī girifteest
Īn seyl-i ḫūn-ı dīde ki her dem reved Münīr
Her laḥẓa bīnemeş reh-i kūyī girifteest

Günümüz Türkçesiyle

1. Gönül senin yanağında bir ırmağın kıyısını tutmuştur; zülfün yüzünden divane olmuş ve bunu kendine huy edinmiştir. (Ersoy da gönlün yanakta akarsu kenarını tutmuş gibi olduğunu söyler. Divan şiirinde yanağın parlaklığı suya, kenarındaki ayva tüyü ve saç da su kıyısındaki yeşilliğe benzetilir.)

2. Cihanı güzel kokuyla dolduran seher rüzgârı, bu kokuyu senin güzelliğinin gül bahçesinden almıştır.

3. Ayrılıkta gönülde senin belinin düşüncesi var; sanki senden yadigâr olarak bir kıl tutmuştur. (Divan şiirinde sevgilinin beli kıl kadar ince düşünülür; belin hayali bu yüzden elde kalmış bir tel saça benzer.)

4. Gönül deliliğinden kıvrım kıvrım zülfün zincirine bağlıdır; kendine geldiğinde ise güzel bir yüzü tutmuştur. (Divan şiirinde deliler zincire vurulur; zülf bu zincire benzetilir. Ersoy beyti "Gönül aklını kaybettiğinde zincire benzeyen kıvrım kıvrım zülüflere bağlanır; kendine gelince güzel bir yüzü tutar" diye anlar.)

5. Ey Münîr, gözden her an akan bu kan seli, her lahza baktığımda sevgilinin mahallesinin yolunu tutmuş görürüm.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir Farsça yazılmış beş beyitlik bir gazeldir; neşirde Farsça gazellerin otuz birincisidir (fg 31). Vezin "mef‘ûlü fâ‘ilâtü mefâ‘îlü fâ‘ilün" kalıbıdır. Ersoy redif listesinde bu gazeli "est" redifliler arasında gösterir; her beyitte tekrarlanan kısım aslında "-ī girifteest", yani "bir … tutmuştur" sözüdür. Kafiye "-ūy" sesidir: cūy, ḫūy, būy, mūy, nikūy, kūy. Böylece her beyit "bir ırmak", "bir huy", "bir koku", "bir kıl", "güzel bir yüz" ve "bir mahalle yolu" tutmakla biter; tek bir fiil gazelin bütün beyitlerini birbirine bağlar. Şiir yalnız Vatikan nüshasında (VT 69a) bulunur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazelin asıl gücü redifindedir. "Girifteest" fiili Farsçada tutmak, almak, edinmek gibi anlamlar taşır; Münîrî bu fiili her beyitte başka bir anlamda kullanır. Gönül yanakta bir ırmak kıyısını tutar, yani oraya yerleşir; zülften bir huy edinir; seher rüzgârı güzellik bahçesinden bir koku alır; gönül ayrılıkta yadigâr olarak bir kıl tutar; kendine gelince güzel bir yüze yapışır; gözyaşı seli de mahallenin yolunu tutar. Aynı fiilin farklı anlamlarla tekrarlanması gazelin söz oyununa dayalı kuruluşunu gösterir.

Kafiye kelimeleri de bu oyunu destekler. Cūy (ırmak), ḫūy (huy), būy (koku), mūy (kıl), nikūy (güzel) ve kūy (mahalle) birbirine çok yakın seslerdir; bu yakınlık beyitler arasında bir ses ahengi kurar. İlk beytte ırmak ile yanak arasında bir teşbih vardır; ikinci beyitte güzellik bir gül bahçesi, seher rüzgârı da onun kokusunu cihana yayan bir haberci olur. Üçüncü beyitte bel kıl kadar incedir ve ayrılıkta elde kalan tek şey bu kıldır. Dördüncü beyitte divane gönül zülfün zincirine bağlanır, ayıldığında da güzel bir yüze tutunur; delilik ile kendine gelme arasındaki tezat, âşığın her iki hâlde de sevgiliden kopamadığını anlatır.

Mahlas beytinde gözden akan kanlı gözyaşı bir sele dönüşür. Sel her an akar ve her bakışta sevgilinin mahallesine doğru yol tutmuş görünür. Sel, ırmak ve su hayali böylece gazelin ilk beytindeki ırmak kıyısıyla birleşir: gazel bir ırmak kıyısıyla açılıp bir kan seliyle kapanır. Seyl (sel) ve dīde (göz) kelimeleri, ağlamanın mübalağayla sel boyutuna ulaşmasını anlatan bir tenasüp kurar.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar