Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

Eşk-i men her cā ki la‘l ü gevher-i sīrāb rīḫt
La‘l-rā ber-ḫāk ü lūlū-rā be-ḳa‘r-ı āb rīḫt
Ez-ḫayālāt-ı leb-i mey-gūn-ı to gūyā ‘ıneb
Ḥaṣıl-ı ‘ömr-i ‘azīzeş ber-del-i ‘annāb rīḫt
Eşk-i gül-gūnem revān şod behr-i dīr āmed meger
Dīde be’nmāyed ki ber-pāy-ı ḫayālet āb rīḫt
Ber-meşām-ı dehr bād-ı ṣubḥ ez-gerd-i rehet
‘Anber-efşān geşt ü ‘abher-rīz ü müşk-i nāb rīḫt
Dīde behr-i serv-ḳaddet ber-heme ‘ömr-i ‘azīz
Mī-tevān goften ki āb ez-kūze-i dolāb rīḫt
Eşk-i çeşmem-rā ki çeşmet der-penāh-ı ebrūyet
Rīḫt gūyā mest-i bī-ḫod bāde ber-miḥrāb rīḫt
Ḫancereş ber-sīne-i ḫod dīdem ü goftem Münīr
Ber-dehān-ı īn dil-i ḫaste meger cüllāb rīḫt

Günümüz Türkçesiyle

1. Gözyaşım nereye la‘l ve iri, parlak inci döktüyse, la‘li toprağa, inciyi de suyun dibine döktü. (Ersoy "kanlı gözyaşlarım" der; la‘l kırmızı, kanlı gözyaşını, inci ise ak gözyaşını karşılar. "Gevher-i sīrāb" sözlük anlamıyla suyu güzel, parlak inci demektir.)

2. Sanki üzüm, senin şarap renkli dudağının hayalinden, aziz ömrünün bütün hasılını üzüm toplayıcının kovasına döktü. (Ersoy "‘annāb" kelimesini üzüm toplayıcı diye karşılar; "‘ıneb" üzüm demektir ve iki kelime aynı köktendir. "Del" sözlük anlamıyla kova demektir.)

3. Gül renkli gözyaşım "geç kaldım" diye akmaya başladı; çünkü göz, senin hayalinin ayağına su dökmüş gibi görünüyor. (Gelen konuğun ayağına su dökmek ağırlama ve hizmet işaretidir. Ersoy beyti "Göz, senin hayalinin ayağına su dökecek gibi görününce gül rengindeki gözyaşlarım 'geç kaldım' diye akmaya başladı" diye anlar.)

4. Sabah rüzgârı senin yolunun tozundan zamanenin burnuna amber saçtı, nergis serpti ve saf misk döktü. ("‘Abher" Ersoy'un karşılığıyla nergistir. Amber, nergis ve misk güzel kokularıyla anılır.)

5. Göz senin servi boyun için bütün aziz ömür boyunca su döktü; denebilir ki dolap testisinden su döktü. ("Kūze-i dolāb" Ersoy'un karşılığıyla değirmen testisidir; sözlük anlamıyla su çıkaran çarkın durmadan dolup boşalan testileri demektir.)

6. Senin gözün kaşının sığınağında benim gözyaşımı döktü; sanki kendinden geçmiş bir sarhoş mihraba şarap döktü. (Kaş, kavisli biçimiyle mihraba benzetilir.)

7. Onun hançerini sinemde gördüm ve dedim ki: Ey Münîr, meğer bu hasta gönlün ağzına gül şerbeti dökmüş. ("Cüllāb" sözlük anlamıyla gül suyu, şerbet demektir; Ersoy "gül suyu" der. Hançerin açtığı yara gönlün ağzı gibi düşünülür.)

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir Farsça yazılmış yedi beyitlik bir gazeldir; neşirde Farsça gazellerin otuz ikincisidir (fg 32). Vezin "fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün" kalıbıdır. Redif "rīḫt", yani "döktü" fiilidir; Ersoy'un redif listesinde bu gazel "rīḫt" redifli olarak tek başına gösterilir. Kafiye "-āb" sesidir: sīrāb, āb, ‘annāb, āb, nāb, dolāb, miḥrāb, cüllāb. "Āb" kelimesi birinci ve üçüncü beyitte iki kez kafiye olur. Şiir yalnız Vatikan nüshasında (VT 69a) bulunur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazelin bütünü "dökmek" fiili üzerine kuruludur. Her beyitte bir şey dökülür: gözyaşı la‘l ile inci döker, üzüm ömrünün hasılını kovaya döker, göz hayalin ayağına su döker, sabah rüzgârı misk ve amber döker, göz dolap testisi gibi su döker, sarhoş mihraba şarap döker, sevgili de hançeriyle gönlün ağzına şerbet döker. Redifin bu kadar somut bir fiil oluşu, gazeli sıvılar, renkler ve kokular üzerinden ilerleyen bir dizi hayale çevirir. Su, gözyaşı, şarap ve şerbet beyitler arasında geniş bir tenasüp alanı kurar.

Matlada gözyaşı iki türlü mücevher döker. Kırmızı la‘l toprağa düşer, ak inci suyun dibine iner; la‘l ile toprak, inci ile su arasındaki bağ, mücevherlerin yeri hakkındaki eski düşünceye dayanır: la‘l topraktan, inci denizden çıkar. İkinci beyitte "‘ıneb" (üzüm) ile "‘annāb" aynı kökten gelir ve beyte bir iştikak ahengi verir. Üzümün bütün ömrünü toplayıcının kovasına dökmesi, sevgilinin dudağının hayaliyle şaraba dönüşmeye can atması gibi okunur. Üçüncü beyitte gözyaşı bir hizmetçidir; konuğun ayağına su dökmeye yetişmek için "geç kaldım" diye koşar. Bu teşhis beyte hafif bir nükte katar.

Beşinci beyit servi ile su arasındaki ilişkiye dayanır. Divan şiirinde servi su kenarında düşünülür; göz de sevgilinin servi boyu için ömür boyu dolap testisi gibi durmadan su döker. Altıncı beyit gazelin en cesur hayalini taşır. Kaş mihraba benzetilir; sevgilinin gözü bu mihrabın sığınağında âşığın gözyaşını döker. Bu, kendinden geçmiş bir sarhoşun mihraba şarap dökmesine benzer. Mihrap ile şarap arasındaki tezat, rindane bir şaşırtma ile kutsal olanı güzellik hayaline bağlar. Mahlas beytinde ise sevgilinin hançeri sineyi yaralar, ama âşık bunu bir lütuf sayar: hançer hasta gönlün ağzına şerbet dökmüştür. Yaranın şifa sayılması gazeli acının tatlıya dönüştüğü bir tezatla kapatır.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar