Özgün Metin

Vezin: mef‘ūlü fā‘ilātü mefā‘īlü fā‘ilün

Sāḳī biyā ki devr-i gül ü furṣat-ı meyest
Vaḳt-i ṣabūḥ u ‘ayş u dem-i nāle-i neyest
Ez-ḫaclet-i leb-i to şarāb āb-ı telḫ şod
Zemzem zi-şerm-i kevs̱er-i ān ġarḳa-i feyest
Dil der-pey-i ḫadeng-i to z’ān rū ne-mī-reved
Ber-sīne rence-i ḳadem-i ū pey-ā-peyest
Be’nger be-dür-feşānī-i īn merdüm-i dü çeşm
Z’ān her yekī be-devr-i lebet Ḥātem-i Ṭayest
Ber-la‘l-i cān-fezā-yı to ḫāl-i siyeh ki hest
Ber-rīş-i sīne vü dil-i mecrūḥ-ı mā keyest
Ber-devlet-i gedā-yı dereş key resed Münīr
Ger şevket-i Cemest ü ger ḥaşmet-i Keyest

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey sâkî, gel; gül mevsimidir, şarap fırsatıdır. Sabah içkisinin, gönül eğlencesinin ve neyin inlediği anın vaktidir. ("Ṣabūḥ" sözlük anlamıyla sabahleyin içilen şaraptır.)

2. Senin dudağından utandığı için şarap acı bir suya döndü; zemzem de o dudağın kevserinden duyduğu utançla gölgeye gömüldü, yani yüzünü saklar oldu. (Kevser cennetteki ırmaktır; sevgilinin dudağı hem şaraptan hem zemzemden üstün tutulur. Ersoy da beyti utançla gölgeye çekilme diye anlar.)

3. Gönül bu yüzden senin okunun (bakışının) ardından gidemiyor: sinenin üzerinde onun ayağının zahmeti art arda durmaktadır. (Beyit kapalıdır. Ersoy "sevgilinin ayakları sineye arka arkaya bastığı için" diye anlar; okların birbiri ardınca gelip sineye saplanması da düşünülebilir. "Rence-i ḳadem" sözlük anlamıyla ayak zahmeti, gelip gitme yorgunluğudur.)

4. Şu iki gözbebeğinin inci saçışına bir bak; bunlardan her biri senin dudağının devrinde cömertlikte bir Hâtem-i Tâî olmuştur. (İnciler gözyaşlarıdır. Hâtem-i Tâî cömertliğiyle meşhur eski Arap beyidir. "Merdüm" hem gözbebeği hem insan demektir.)

5. Cana can katan lal dudağının üzerindeki o siyah ben, bizim sinemizin yarası ve yaralı gönlümüz üzerine basılmış bir dağdır. ("Key" sözlük anlamıyla yarayı kızgın demirle dağlamaktır; Ersoy da "çekilen dağ gibidir" der.)

6. Ey Münîr, Cem'in şevketi de olsa, Key'in haşmeti de olsa, onun kapısındaki dilencinin devletine ne zaman erişebilir. (Cem, yani Cemşid ile Keyânî hükümdarları eski İran'ın efsanevî padişahlarıdır; sevgilinin kapısında dilenmek onların saltanatından üstün tutulur.)

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir Farsça yazılmış altı beyitlik bir gazeldir; neşirde Farsça gazellerin otuz altıncısıdır (fg 36). Vezin "mef‘ûlü fâ‘ilâtü mefâ‘îlü fâ‘ilün" kalıbıdır. Ersoy redif listesinde bu gazeli "est" redifliler arasında gösterir; "est" Farsçada "-dır" ekinin karşılığıdır. Kafiye "-ey" sesidir: mey, ney, fey, Ṭay, key, Key. Şiir Vatikan (VT 70a) ve Viyana (VY 53b) nüshalarında bulunur; Ersoy'un aparatına göre dördüncü ve beşinci beyitler Vatikan nüshasında yoktur, bu iki beyit yalnız Viyana nüshasından gelir. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazel bir sâkînâme gibi açılır. Gül mevsimi, sabah içkisi, eğlence ve ney sesi ilk beyitte bir arada sayılır; bahar meclisine çağrı, divan şiirinin en bilinen açılışlarındandır. İkinci beyitte bu meclisin içkisi bile sevgilinin dudağı karşısında değerini yitirir. Şarap utancından acı suya döner, zemzem de dudağın kevserinden utanıp gölgeye çekilir. Şarap, zemzem ve kevser kelimeleri içecek ve su ilgisiyle bir tenasüp kurar; dünyevî şarap ile kutsal sayılan iki su aynı beyitte sevgilinin dudağına yenik düşer. Bu karşılaştırmada rindane bir cüret vardır, ama sevgiliyi övmek için kurulan mübalağanın sınırları içinde kalır.

Üçüncü beyit gazelin en kapalı yeridir; bakışın ok olarak düşünülmesi açık olsa da ikinci mısraın kime ait olduğu tartışmalıdır. Dördüncü beyitte gözyaşları inciye, gözbebekleri de Hâtem-i Tâî'ye benzetilir. Gözün durmadan yaş dökmesi cömertçe inci saçmak olarak gösterilir; "merdüm" kelimesinin hem gözbebeği hem insan anlamına gelmesi, gözbebeklerini cömert insanlar gibi düşünmeyi kolaylaştırır. Beşinci ve altıncı beyitler arasında Münîrî'nin sevdiği bir cinas kurulur: beşinci beyitteki "key" dağlama demektir, altıncı beyitteki "Key" ise Keyânî padişahlarının unvanıdır. Kafiye kelimesinin iki ardışık beyitte iki ayrı anlamla gelmesi cinas-ı tâm sayılır. Dudak üzerindeki siyah benin yara üstüne basılmış dağ olarak görülmesi, siyah ben ile dağlamanın bıraktığı kara iz arasındaki renk benzerliğine dayanır.

Mahlas beyti divan şiirinin bilinen bir düşüncesini, sevgilinin kapısındaki dilenciliğin padişahlıktan üstün olduğunu dile getirir. Cem ile Key'in birlikte anılması Farsça şiirde eski İran'ın görkemli hükümdarlığını çağrıştıran yerleşik bir kullanımdır. Gazel böylece meclis ve şarapla açılıp aşkın kapısında dilenmenin yüceltilmesiyle kapanır; baştaki rindane sesle sondaki âşıkane alçakgönüllülük aynı şiirde yan yana durur.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar