Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

Rīşte-i cānumdan aṣlā hīc elüm gitmez Münīr
Ṭut ki devr-i ‘ışḳ-ı yār içre benem çengī-i pīr
La‘l-i nābuñ yolına dürr ü cevāhir dökmede
Bir de birdür merdüm-i çeşmüm ḳatında biñ de bir
Pāy-māl itmişdi bendeñ gibi ġam göñlümi de
Bizi ṭopraḳdan götürdi zülfüñ olup dest-gīr
Gül-şen-i kūyuñda dil midür hemān efgān iden
Ṣad hezār anuñ gibi bülbül ḳılur her dem ṣafīr
Ḫāne-i dilde ḫayālüñdür muḳīm olan hemīn
Sen de bilürsin ki ma‘lūmuñ durur mā-fī’ż-żamīr
Kime beñzetsün Münīrī āftāb-ı ḥüsnüñi
Hīc dünyāda ‘adīmü’l-mis̱le olur mı naẓīr

Günümüz Türkçesiyle

1. Münîr, can telinden elim asla, hiç ayrılmaz; say ki sevgilinin aşkının devrinde (hem çağında hem de musikideki usul döngüsünde) ben yaşlı bir çengiyim. ("Rīşte" ip, tel demektir; çalgıcı telden elini çekmez.)

2. Saf lal dudağının yoluna inci ve mücevher dökmekte, gözümün bebeğinin katında bir de bindir, bin de birdir (birle binin farkı yoktur).

3. Gam, senin bir kulun gibi gönlümü de ayak altında çiğnemişti; zülfün elimizden tutan biri olup bizi topraktan kaldırdı. (Yere kadar uzanan zülüf, düşmüş birine uzatılan el gibi düşünülmüştür.)

4. Senin sokağının gül bahçesinde inleyip duran yalnız gönül müdür; onun gibi yüz bin bülbül her an ötüşür.

5. Gönül evinde oturan yalnız senin hayalindir; sen de bilirsin, çünkü gönülde olan sana malumdur.

6. Münîrî senin güzelliğinin güneşini kime benzetsin; benzeri olmayan birinin dünyada hiç eşi olur mu?

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir altı beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin yüz yirmincisidir (tg 120). Vezin "fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün" kalıbıdır. Gazel redifsizdir ve Ersoy'un redif listesinde yer almaz; kafiye "-īr" ve "-ir" sesidir: Münīr, pīr, bir, dest-gīr, ṣafīr, żamīr ve naẓīr. Gazel iki divan nüshasında bulunur (VT 125b, VY 91b); aparatta nüsha farkı kaydedilmemiştir. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Gazelin dikkat çekici bir özelliği, mahlasın matlada da geçmesidir. İlk mısra "Münīr" hitabıyla biter ve bu kelime matlanın kafiyesi olur; son beyitte de mahlas "Münīrī" biçimiyle yeniden kullanılır. Mahlasın hem ilk hem son beyitte bulunması bizim tespitimizdir.

Anlam ve Söz Sanatları

Matla bir musiki imgesi kurar. Âşık yaşlı bir çengidir; "rīşte-i cān" (can teli) onun çalgısının telidir ve eli bu telden hiç ayrılmaz. "Devr" kelimesi hem çağ, zaman hem de musikide usulün bir döngüsü anlamına gelir; aşkın devri, çalgıcının çaldığı usule dönüşür. "Rīşte", "çeng", "devr" ve "çengī" arasında bir tenasüp vardır. Yaşlı çengi imgesinin Mevlânâ'nın Mesnevî'sindeki çengi pîr hikâyesini hatırlatabileceğini düşünüyoruz; bu bir çıkarımdır ve beyitte bu hikâyeye açık bir gönderme yoktur.

İkinci beyit sayılarla oynar. Göz bebeği, sevgilinin dudağının yoluna inci ve mücevher (göz yaşı) saçarken bir ile bini ayırt etmez. "Bir de birdür, biñ de bir" sözü bir halk söyleyişini andırır; bu sözü bir sözlükte tespit edemedik.

Üçüncü beyitte gam, gönlü bir kul gibi ayak altında çiğnemiştir. Zülüf ise "dest-gīr" (el tutan, yardım eden) olur ve âşığı topraktan kaldırır. Uzun zülfün yere kadar inmesi, düşmüş birine uzatılan bir ele benzetilmiştir. "Pāy-māl" (ayak altında çiğnenmiş) ile "dest-gīr" (el tutan) arasında ayak ve el bakımından bir tenasüp ve tezat vardır; bu tespit bizimdir.

Dördüncü beyitte gönül, sevgilinin sokağındaki yüz bin bülbülden biridir; âşık kendi feryadının tek olmadığını kabul eder. Beşinci beyitte "mā fi'ż-żamīr" Arapça bir söyleyiştir ve "içte, gönülde olan" demektir. Gönül bir evdir, orada yalnız sevgilinin hayali oturur; sevgili de bunu bilir.

Mahlas beytinde sevgilinin güzelliği güneşe benzetilir, ama şair bu benzetmenin de yetmediğini söyler: "‘adīmü'l-mis̱l" (benzeri olmayan) bir varlığın dünyada "naẓīr"i (eşi) olamaz. Benzetme yapmanın imkânsızlığı bir benzetmeyle söylenmiş olur.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar