Özgün Metin

Vezin: mef‘ūlü fā‘ilātü mefā‘īlü fā‘ilün

Cīm-i cemāl noḳṭasını dil dehen bilür
Bilsem ki sırr-ı ġayb iken anı neden bilür
Ol zülf-i ḫam ġamını göñül bilmek isteseñ
Ben ḫasteden ṣor anı kim anı çeken bilür
Baġruma n’olduġın ḳo beni ṣor ḫadengüñe
Dirler yiyen kişi ne bilür ṭoġrayan bilür
Şem‘-i ruḫuña ḳarşu neler çekdügüm benüm
‘Işḳ āteşiyle gice vü gündüz yanan bilür
Benden Münīrī n’oldı diyü ṣorma göñlüñi
Ben n’olduġunı bilmezem anuñ ḥasen bilür

Günümüz Türkçesiyle

1. Gönül, güzellik (cemâl) kelimesinin "cim" harfinin noktasının ağız olduğunu bilir; keşke bilsem, bu bir gayb sırrı iken onu nereden biliyor. ("Cemāl" kelimesi cim harfiyle başlar; cimin altındaki nokta küçük ağza benzetilir. Ağız görünmeyecek kadar küçük olduğu için bir sır sayılır.)

2. Ey (sevgili), o büklüm zülfün gamını bilmek istersen onu ben hastadan sor; çünkü onu çeken bilir.

3. Bağrıma ne olduğunu bana bırakma, okuna sor; derler ya: yiyen ne bilir, doğrayan bilir. (Okun bağrı delip parçalamasına işaret eder.)

4. Yanağının mumu karşısında benim neler çektiğimi, aşk ateşiyle gece gündüz yanan bilir. (Yanan, mumun alevine kendini atan pervanedir.)

5. Münîrî, "gönlüne ne oldu" diye benden sorma; ben onun ne olduğunu bilmiyorum, onu güzel (hasen) bilir. Beyit iki türlü okunabilir: "ḥasen" kelimesi "güzel" anlamında sevgiliyi gösterebileceği gibi bir özel ad (Hasan) olarak da düşünülebilir; ikinci okuyuşu destekleyen bir bilgi bulamadık.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir beş beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin yüz yirmi üçüncüsüdür (tg 123). Vezin "mef‘ūlü fā‘ilātü mefā‘īlü fā‘ilün" kalıbıdır. Ersoy'un redif listesi gazeli "bilür" redifli olarak gösterir; kafiye bunun önündeki "-en" ve "-an" sesidir: dehen, neden, çeken, ṭoġrayan, yanan ve ḥasen. Gazel iki divan nüshasında bulunur (VT 126a, VY 92a); aparatta nüsha farkı kaydedilmemiştir. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazel bir bilgi ve tanıklık şiiridir. Redifteki "bilür" (bilir) fiili her beyitte bir şeyin kimin tarafından bilindiğini söyler: ağzın sırrını gönül bilir, zülfün gamını onu çeken bilir, bağrın hâlini ok bilir, mumun karşısındaki acıyı yanan bilir, gönlün hâlini de güzel bilir. Âşık kendisi hakkında bile bilgi vermekten kaçınır ve tanıklığı başkalarına bırakır. Bu yapı gözlemi bizim tespitimizdir.

Matla harf imgesine dayanır. Arap alfabesinde "cim" harfinin altında bir nokta vardır; "cemāl" (güzellik) kelimesi de cimle başlar. Güzelliğin cimindeki nokta, sevgilinin ağzıdır. Divan şiirinde ağız, görünmeyecek kadar küçük olduğu için bir nokta ya da yokluk olarak anlatılır. Bu yüzden ağız bir "sırr-ı ġayb" (gizli, görünmeyen sır) sayılır ve şair gönlün bu sırrı nereden bildiğine şaşar.

İkinci ve üçüncü beyitler halk söyleyişlerine yaslanır. "Çeken bilir" sözü, bir acıyı yalnız onu yaşayanın anlayabileceğini söyler. Üçüncü beyitteki "yiyen ne bilür ṭoġrayan bilür" sözünü şair "dirler" (derler) diyerek bir halk sözü olarak aktarır. Bu iki sözü bir sözlükte tespit edemedik. Üçüncü beyitte ok, bağrı delip doğrayan bir bıçak gibidir; âşık ise yiyen değil, doğranan konumundadır. "Ṭoġramak" fiilinin ok için kullanılması beyte bir mutfak benzetmesi katar; bu okuyuş bizim çıkarımımızdır.

Dördüncü beyit mum ve pervane mazmununa dayanır. Sevgilinin yanağı bir mumdur; âşığın ne çektiğini ancak o ateşte gece gündüz yanan pervane bilir. Mahlas beytinde ise âşık kendi gönlünün ne olduğunu bilmez. "Ḥasen" kelimesi kafiye olarak güzel anlamındadır ve sevgiliyi anlatır; kelimenin bir özel ad olarak da okunabilmesi ihtimali beyitte bir tevriye oluşturabilir, ancak bunu destekleyen bir bilgi yoktur.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar