Özgün Metin

Vezin: fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün

Elif ol ad ile meşhūr-ı cihān Türk-i süvār
Hicr ile niçe ḳılur baña bu giñ dünyeyi ṭar
Bī belādur başuma ḳadd-i bülendüñ bilürem
İsterem Ḥaḳdan o devlet ḳıla başumda ḳarār
Tī temāşāsı cemāline ki sen Türküñ irem
Terk-i cān itmez olursam depele zār u nizār
S̱ī s̱evāb ister iseñ dünyede ey s̱ānī Ḥıżır
Teşne-dil ḳulları küşt eyle ya ‘arż eyle dīdār
Cīm cem‘ olsa cihān cümle cemālüñ ṣıfatın
Ṣayıp irgürmeyeler āḫire tā-rūz-ı şumār
Ḥī ḥelāl itdi ḥarāmīlıġ ile ḳanumuzı
Dün gice ġamze-i bed-kīşine bir çeşm-i ḫumār
Ḫī ḫam-ı zülfüñe ṭolaşalı dil ḫurrem olur
Delüdür nestene bilmez ki nedür n’oldı ya kār
Dāl demdür ki diyem derd-i derūndan dile de
Ki bile derd-i derūnda nedür ya ḫo ne var
Ẕāl zevḳ-i ẕeḳan-ı yāri göñül ẕikr idicek
Ḳalmışam anda daḫı ünlemişem ben baña yār
Rī revā mı k’añulmasa reviş-i ḳāmetüñüñ
Kend’özini getüre ara yire serv ü çenār
Zī zer-i ḫāliṣ iken çihre-i zerdüm ne ‘aceb
Bir naẓar ḳılmaduġı kūşe-i çeşm ile nigār
Sīn sünbül ṣaçuñuñ silsilesin terk idenüñ
Rūz-ı rūşen gözine olsa ‘aceb mi şeb-i tār
Şīn şükrüm buña sen şöhre-i āfāḳı görüp
Ḳalmadı āyīne-i dilde daḫı hīc ġubār
Ṣād ṣubḥ-ı ruḫuña ḳarşu ṣabūḥ itmek içün
Sāḳī-i ġonca-dehen ṣunsa n’ola cām-ı ‘uḳār
Żād ża‘f ile vücūdum çöpe dönse ne ‘aceb
Çekicek bār-ı nigārı yine göñlüm her bār
Ṭī ṭolaşma didügümce ṭolaşur zülfüñe dil
Müşkil oldı işi ġāyetde olup key düşvār
Ẓī ẕuhūra geleli ẕıll-i ẕalīli ḳadüñüñ
Ḫoş geçer bende vü āzād u şeh ü mīr ü kibār
‘Ayn ‘izzet baña ‘ālemde itüm didügidür
Ḥāşe lillāh kim ide ḥürmet olıcaḳ kişi ‘ār
Ġayn ġurbetde beni göz yaşı ġarḳ eylemeden
Yetişem mi ‘acabā vuṣlatuña āḫir-i kār
Fī fer umarsa yüzüñden ne ‘aceb mihr-i felek
Ḳıldı Ḥaḳ nūrını gün gibi cemālüñ iẓhār
Ḳāf ḳurb-ı ser-i kūyuñda ḳarār itdise dil
İrgürür devlet ü iḳbāle anı ḳurb-ı civār
Kāf kül ḳılsa beni gül yüzüñüñ şevḳı n’ola
Odlara niçeleri yaḳdı yaḳar daḫı bu yār
Lām la‘l-i lebüñe ölmeden irem mi ‘aceb
Gerçi bir ẕerrece irmege aña yoḳ miḳdār
Mīm merdümlük idüp merdüm-i çeşmüm dün ü gün
Dür ü la‘l ü güher ider yoluña şöyle nis̱ār
Nūn ney nāle-i dil-sūz ile her dem bunı dir
Ṭurmañ içüñ kim irişdi yine hengām-ı bahār
Vāv vāh kim iremez vuṣlatuña daḫı Münīr
Gerçi çoḳ va‘de-i ḫām eyledüñ itdüñ iḳrār
Hī hevā-yı gül-i ruḫsāruñı çün ḳıldı heves
Murġ-ı dil her dem iderse yiridür nāle-hezār
Lām elif lāle gibi lāl olursam ne ‘aceb
Şöyle yandum ki çıḳar her yañadan daḫı şerār
Yī yürek yaraları şerḥini yazmaġa gözüm
Ḳıl ḳalemle yüzüm üzre dürişür leyl ü nehār

Günümüz Türkçesiyle

1. Elif: O adla dünyaca meşhur olan atlı Türk (sevgili), ayrılıkla bu geniş dünyayı bana nasıl da dar ediyor. Beyit iki türlü okunabilir: "o adla" sözü sevgilinin elif harfi gibi düz boyuyla tanındığını anlatıyor olabilir ya da sevgilinin adının veya lakabının Elif olduğunu söylüyor olabilir.

2. Be: Senin yüksek boyun başıma beladır, bilirim; Hak'tan dilerim ki o devlet (o mutluluk) başımda karar kılsın, dursun. ("Bī" harf adı Farsçada "-sız" anlamına da gelir; "bī belā" böylece "belasız" diye de duyulabilir. Bu okuyuş bir çıkarımdır.)

3. Te: Senin, o Türk'ün, güzelliğinin seyrine ereyim; eğer candan vazgeçmezsem beni zayıf ve inler hâlde ayak altında çiğne.

4. Se: Ey ikinci Hızır, dünyada sevap istersen ya susuz gönüllü kullarını öldür ya da onlara yüzünü göster. (Hızır âb-ı hayatı bulan kişidir; susuza su vermek sevaptır.)

5. Cim: Bütün dünya toplanıp güzelliğinin sıfatlarını saysa, hesap gününe kadar sayıp sonuna ulaştıramazlar.

6. Ha: Dün gece mahmur bir göz, haramilik (yol kesicilik) ederek kanımızı senin kötü huylu gamzene helal etti.

7. Hı: Gönül büklüm zülfüne dolaşalı beri sevinçlidir; delidir, neyin ne olduğunu, ne olup bittiğini, işin ne olduğunu bilmez. ("Nestene" kelimesini "ne nesne", ne şey anlamında anladık; bu bir çıkarımdır.)

8. Dal: Şimdi içimdeki derdi dile de söyleme zamanıdır; bilsin ki içteki dert nedir, orada ne vardır. ("Dil" hem dil hem gönül demektir.)

9. Zel: Gönül sevgilinin çenesinin zevkini anınca ben de orada kalakaldım ve "bana yâr ol" diye seslendim. Beyit iki türlü okunabilir: ikinci mısra "kendime 'yâr' diye seslendim" biçiminde de anlaşılabilir.

10. Re: Boyunun salınışı anılmasa reva mı; (o zaman) servi ve çınar kendilerini ortaya sokarlar.

11. Ze: Sarı yüzüm saf altın iken, ne tuhaf, sevgili göz ucuyla ona bir kez bakmadı. (Âşığın yüzü dertten sararmıştır.)

12. Sin: Sümbül saçının zincirini (halkalarını) bırakanın gözünde aydınlık gün karanlık gece olursa şaşılır mı.

13. Şın: Buna şükrüm şudur: seni, ufukların şöhretini gördükten sonra gönül aynasında artık hiç toz kalmadı.

14. Sad: Yanağının sabahına karşı sabah şarabı içmek için gonca ağızlı saki bir kadeh şarap sunsa ne olur (çok yerinde olur).

15. Dad: Zayıflıktan vücudum bir çöpe dönse şaşılır mı; gönlüm her defasında yine sevgilinin yükünü çeker. ("Bār" hem yük hem de kez, defa demektir.)

16. Tı: "Dolaşma" dedikçe gönül zülfüne dolaşır; işi son derece müşkül, pek zor oldu.

17. Zı: Boyunun gölge salan gölgesi ortaya çıkalı beri köle de hür de, şah, emir ve büyükler de hoş vakit geçirir. (Sevgilinin boyu bir servi gibi gölge salar; "ẓıll" gölge, "ẓalīl" gölgeli demektir.)

18. Ayn: Dünyada benim için şeref, (sevgilinin bana) "köpeğim" demesidir; hâşâ, saygı görünce insan bunu ar saysın.

19. Gayn: Gurbette göz yaşı beni boğmadan, acaba sonunda vuslatına yetişebilecek miyim?

20. Fe: Feleğin güneşi senin yüzünden parlaklık umarsa şaşılır mı; Hak kendi nurunu senin güzelliğinde güneş gibi gösterdi.

21. Kaf: Gönül senin sokağının başının yakınında karar kıldıysa, komşuluğun yakınlığı onu devlete ve ikbale ulaştırır.

22. Kef: Gül yüzünün şevki beni kül etse ne olur; bu sevgili nicelerini ateşlerde yaktı, daha da yakar. ("Kül" ile "gül" arasında ses yakınlığı vardır.)

23. Lam: Ölmeden lal dudağına erebilir miyim acaba; gerçi ona bir zerrecik ermeye bile değerim yok.

24. Mim: Gözümün bebeği (merdüm) insanlık (merdümlük) edip gece gündüz yoluna inci, lal ve mücevher saçar. (İnciler ak, laller kanlı göz yaşlarıdır.)

25. Nun: Ney, gönül yakan iniltisiyle her an şunu söyler: "Durmayın, için; yine bahar mevsimi geldi."

26. Vav: Vah ki Münîr senin vuslatına yine eremiyor; gerçi çok ham (boş) vaat ettin, söz verdin.

27. He: Gönül kuşu yanağının gülünün havasına (sevdasına) heves edince her an bin feryat etse (bülbül gibi inlese) yeridir. ("Hezār" hem bin hem bülbül demektir.)

28. Lamelif: Lale gibi dilsiz kalırsam şaşılır mı; öyle yandım ki her yanımdan hâlâ kıvılcım çıkıyor. ("Lāl" dilsiz, "lāle" lale demektir.)

29. Ye: Gözüm, yürek yaralarının şerhini (açıklamasını) yazmak için, kıl kalemle yüzümün üstünde gece gündüz çalışır. (Yüzden süzülen yaşların izleri kıl kalemle çizilmiş satırlara benzetilmiştir.)

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir yirmi dokuz beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin yüz yirmi beşincisidir (tg 125). Vezin "fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün" kalıbıdır. Gazel redifsizdir ve Ersoy'un redif listesinde yer almaz; kafiye "-ār" ve "-ar" sesidir: süvār, ṭar, ḳarār, nizār, dīdār, şumār, ḫumār, kār, var, yār, çenār, nigār ve öteki beyitlerde aynı ses. Gazel divan nüshalarından yalnız VT'de bulunur (126b); aparatta nüsha farkı kaydedilmemiştir.

Ersoy neşrin girişinde bu şiir hakkında iki bilgi verir: yirmi dokuz beyittir ve "mutavvel gazel" (uzun gazel) olarak adlandırılabilir; ayrıca bir elifnamedir. Münîrî'nin bu bölümdeki gazellerinin çoğu beş ile yedi beyittir; yirmi dokuz beyitlik bir gazel bu ölçünün çok üstündedir. Elifname, Arap alfabesindeki harflerin elif'ten yâ'ya ya da tersine belli bir düzen içinde sıralanmasıyla yazılan şiirlere verilen addır. Bu gazelde her beyit bir harfin adıyla başlar ve harfler alfabe sırasıyla ilerler: elif, be, te, se, cim, ha, hı, dal, zel, re, ze, sin, şın, sad, dad, tı, zı, ayn, gayn, fe, kaf, kef, lam, mim, nun, vav, he, lamelif ve ye. Beyit sayısının yirmi dokuz olması bu yüzdendir. Şair Farsçaya özgü pe, çe, je ve gef harflerini kullanmamış, Arap alfabesinin yirmi sekiz harfine lamelifi eklemiştir; bu sayım bizim tespitimizdir. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Elifnamenin asıl güçlüğü, her beyitte harf adından hemen sonra gelen kelimenin de o harfle başlamasıdır: "Bī belādur", "Tī temāşāsı", "S̱ī s̱evāb", "Cīm cem‘", "Ḥī ḥelāl", "Rī revā", "Zī zer", "Sīn sünbül", "Şīn şükrüm", "Ṣād ṣubḥ", "Kāf kül", "Lām la‘l", "Mīm merdümlük", "Nūn ney", "Vāv vāh", "Hī hevā", "Lām elif lāle", "Yī yürek". Şair böylece her beyte aynı harfle bir ses tekrarı (aliterasyon) yerleştirir ve çoğu beyitte bu sesi mısra boyunca sürdürür: Cim beytinde "cem‘", "cihān", "cümle" ve "cemāl", Dal beytinde "dem", "diyem", "derd", "derūn" ve "dile" art arda gelir. Harf adlarının "bī, tī, s̱ī, ḥī, rī, zī, fī, hī, yī" biçiminde ī sesiyle yazılması da dikkat çekicidir. Bu gözlemler bizim tespitimizdir.

Münîrî'nin elifnamesi sevgi konulu bir gazeldir. Şiirde gazelin bilinen mazmunlarının hemen hepsi bulunur: elif gibi düz boy, kanlı ve ak göz yaşları, zülfe dolaşan gönül, gül ile bülbül, mum gibi yanan âşık, sakinin sunduğu sabah şarabı ve ney. Harf düzeni, konuyu beyitten beyite bağlayan bir anlatı yerine bir mazmun dizisi ortaya çıkarır.

Beyitlerde harf düzeninin zorladığı kelimelerle cinaslar da kurulmuştur. Kef beytinde "kül" ile "gül", Mim beytinde "merdüm" (göz bebeği) ile "merdümlük" (insanlık), He beytinde "hezār" (hem bin hem bülbül), Lamelif beytinde "lāl" (dilsiz) ile "lāle", Dad beytinde ise "bār" kelimesinin yük ve defa anlamları yan yana gelir. Ṣād beytinde "ṣubḥ" (sabah) ile "ṣabūḥ" (sabah şarabı) aynı kökten gelir. TDV maddesi Münîrî'nin cinasın bütün türlerini başarıyla uyguladığını yazar; bu elifname, harf kısıtı altında bile bu eğilimin sürdüğünü gösterir.

Bazı beyitler dinî ve kültürel bilgiye yaslanır. Se beytinde sevgili "ikinci Hızır" diye anılır; Hızır âb-ı hayatla bilinir, susuz kullar da ondan su bekler. Ha beytinde "ḥelāl" ile "ḥarāmīlıḳ" arasında bir tezat vardır; haramilik yol kesicilik demektir, ama kelimede "ḥarām" sesi de duyulur. Ayn beytinde âşık için en büyük şeref sevgilinin ona "köpeğim" demesidir; divan şiirinde âşığın kendini sevgilinin kapısının köpeği sayması bilinen bir alçakgönüllülük ifadesidir.

Gazelin bir başka özelliği, mahlasın son beyitte değil, yirmi altıncı sıradaki Vav beytinde ("Vāv vāh kim iremez vuslatuña daḫı Münīr") yer almasıdır. Elifnamenin harf düzeni mahlasın yerini belirlemiş, "vāh" ünleminin sesi şairin adını bu beyte çekmiş görünmektedir. Bu yorum bizim çıkarımımızdır. Ye beytindeki son imge ise yazıyla ilgilidir: göz, kıl kalemle yüzün sayfasına yürek yaralarının şerhini yazar. Alfabeyle başlayan şiirin bir yazı imgesiyle bitmesi bizim tespitimizdir.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Çevrimiçi kaynaklar