Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

Biz ki rind ü ser-ḫoş u lā-ya‘ḳıl ü mestāneyüz
Çāker-i pīr-i muġān u ḫādim-i mey-ḫāneyüz
N’ola Mecnūn oldısa şimdi cihānda adumuz
Leylī-i zülfüñ yolında bes neyüz dīvāneyüz
Kūyuñ iti de bilişlik virmez oldı dōstum
Āşnālıḳ dut kim aṣlā yoḳ durur bīgāneyüz
Bir süvāre Türk içün meydān-ı ‘ışḳa gireli
Baş u cān terk itmişüzdür ḥāṣılı merdāneyüz
Şol cemālüñ şem‘ine kim yanmaḳ istersin Münīr
Sen seni ṣanma yaluñuz biz daḫı pervāneyüz

Günümüz Türkçesiyle

1. Biz rindleriz; başı dumanlı, aklı başından gitmiş, sarhoş kimseleriz. Pîr-i mugânın (meyhanenin yaşlı sahibi, mürşidi) kölesi, meyhanenin hizmetkârıyız.

2. Şimdi dünyada adımız Mecnun olduysa buna şaşılır mı? Senin Leylâ gibi kara zülfünün yolunda biz neyiz ki: divaneyiz. ("Leylī" hem Leylâ'yı hem geceye ait olanı anar; zülüf gece gibi karadır.)

3. Dostum, artık senin mahallenin köpeği bile bize tanışıklık göstermez oldu. Bizimle bildiklik et; biz hiç de yabancı değiliz.

4. Bir Türk süvarisinin sevgisi için aşk meydanına gireli baştan da candan da vazgeçtik; kısacası biz yiğitleriz.

5. Münîr, o güzel yüzün mumunda yanmak isteyen sen misin? Bunu yalnız kendine mahsus sanma; biz de pervaneyiz (mumun alevine atılıp yanan gece kelebeğiyiz).

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir beş beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin yüz otuz birincisidir (tg 131). Vezin "fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün" kalıbıdır. Redif "-yüz" ekidir (Ersoy'un listesinde "-yÜz"); kafiye "-āne" sesidir: mestāne, mey-ḫāne, dīvāne, bīgāne, merdāne ve pervāne. Ersoy'un harf sayımına göre divandaki on Türkçe gazel ze harfiyle kafiyelenir; bu gazel neşirde bu küme içindedir. Gazel yalnız Vatikan nüshasında (VT 129a) bulunur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazelde bir topluluk konuşur; her beyit "biz" diye kurulur ve redifteki "-yüz" eki bu çoğul sesi şiirin sonuna kadar taşır. Matla rind kimliğini sıralanan sıfatlarla verir: "rind", "ser-ḫoş", "lā-ya‘ḳıl" (aklını yitirmiş) ve "mestāne". Pîr-i mugân ve meyhane, divan şiirinde hem gerçek içki meclisini hem de tasavvufî bir ocağı anlatabilen mazmunlardır. Ersoy, Münîrî'nin mutasavvıf olmadığını, ama Hâfız etkisiyle tasavvufî remizleri kullandığını belirtir. Matladaki ikinci mısraın neredeyse aynısı tg 153'ün üçüncü beytinde de geçer ("Çāker-i pīr-i muġānam ḫādimi mey-ḫānenüñ"); bu bizim tespitimizdir.

İkinci beyit Leylâ ile Mecnun hikâyesine telmihtir. "Leylī-i zülf" tamlamasında cinas sezilir: Leylâ adı Arapçada geceyle ilgili kelimeye yakındır, zülüf de geceye benzetilir. Âşığın adının Mecnun (deli) olması, zülfün Leylâ olmasıyla tenasüp kurar. "Bes neyüz dīvāneyüz" söyleyişi, "başka ne olabiliriz" anlamında bir alçakgönüllülük taşır.

Üçüncü beyitte sevgilinin mahallesindeki köpek, âşığın sadakatini ölçen bilinen bir mazmundur; âşık o köpeğin bile kendisini tanımamasından yakınır. "Āşnālıḳ" (bildiklik) ile "bīgāne" (yabancı) arasında tezat vardır. Aynı beyitte tanışıklık anlamı iki kez, önce Türkçe "bilişlik", sonra Farsça kökenli "āşnālıḳ" ile söylenir; bu bizim tespitimizdir. Dördüncü beyitte sevgili "süvāre Türk" olarak anılır. Aşk bir meydan, âşık da başını ortaya koymuş bir cengâverdir; meydan, süvari ve "merdāne" (yiğitçe) kelimeleri tenasüp oluşturur.

Mahlas beytinde şair kendine seslenir ve mum ile pervane mazmununu kullanır. Burada bir şaka da vardır: şair yanmayı kendine ayrılmış bir ayrıcalık sanmamasını söyler, çünkü bütün topluluk aynı mumun pervanesidir. Böylece mahlas beyti, gazelin baştan beri kurduğu "biz" sesini kapatır.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar