Özgün Metin
Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün
Gördi kim bī-ḫod yatur düşmiş dil-i bīmārumuz
Ṣu seper merdümlük idüp çeşm-i gevher-bārumuz
Sīnede tīr-i ḫadengüñden ḳalan peyḳān ile
Ṣan ki dürc-i gevher oldı sīne-i efkārumuz
Sırr-ı ‘uşşāḳı beyān itmekdedür cādū gözüñ
Çeşm-i mestüñden bilinür ‘āḳıbet esrārumuz
Dilden āteşden ḫayālüñ dīdeden yaşdan ḳaçar
Derd-i ḥasret birle lā-büd artar āh u zārumuz
Sen gerekse ḫalḳa iẓhār it gerekse ṭınma hīc
Her kişi bilür kim ey dil bī-vefādur yārümüz
Dāstān-ı ‘ışḳuña bismillāh idelden Münīr
Oldı ḫoş ḍarb-ı mes̱el ‘ālemde her güftārumuz
Günümüz Türkçesiyle
1. Mücevher yağdıran (inci gibi yaş döken) gözümüz, hasta gönlümüzün kendinden geçmiş, yere düşmüş yattığını gördü; insanlık edip üstüne su serpti. ("Merdüm" hem insan hem göz bebeği demektir; "merdümlük" burada hem insanlık hem göz bebeğinin işi olarak okunur.)
2. Senin okunun göğsümde kalan temrenleri (ok uçları) yüzünden, kaygılı göğsümüz sanki bir mücevher kutusu oldu.
3. Büyücü gözün âşıkların sırrını açığa vurmaktadır; sonunda bizim sırlarımız da senin sarhoş gözünden anlaşılır.
4. Hayalin gönülden ateş yüzünden, gözden de yaş yüzünden kaçar; hasret derdiyle ahımız ve inleyişimiz elbette artar.
5. İster halka açıkla, ister hiç sesini çıkarma; ey gönül, sevgilimizin vefasız olduğunu herkes bilir.
6. Münîr senin aşkının destanına "bismillah" deyip başlayalı beri, dünyada her sözümüz güzel bir darb-ı mesel (dilden dile dolaşan atasözü) oldu.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Şiir altı beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin yüz otuz ikincisidir (tg 132). Vezin "fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün" kalıbıdır. Redif birinci çokluk iyelik ekidir: "-umuz / -ümüz" (Ersoy'un listesinde "ImUz"). Kafiye "-ār" sesidir: bīmār, gevher-bār, efkār, esrār, zār, yār ve güftār. Gazel üç divan nüshasında da bulunur: VT 129a, VY 107a, Ü 39a. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.
Anlam ve Söz Sanatları
Gazelin ilk iki beyti, âşığın bedenini bir sahne gibi kurar. Matlada hasta gönül bayılıp düşmüştür; göz onu ayıltmak için üstüne su serper. Bu su gözyaşıdır ve göz "gevher-bār", yani mücevher yağdıran diye nitelenir. "Merdümlük" kelimesinde tevriye vardır: merdüm hem insan hem göz bebeğidir, böylece gözün "insanlık etmesi" kelimenin kendisinden doğar. Divan şiirinde göz bebeğinin "merdüm-i dīde" diye anıldığı bilinir; Münîrî bu terimi tg 139'un beşinci beytinde de kullanır.
İkinci beyitte mücevher teması sürer. Sevgilinin attığı okların uçları göğüste kalmıştır; göğüs bu yüzden içi değerli taşlarla dolu bir "dürc"e, mücevher kutusuna benzetilir. Acının süs eşyasına dönüştürülmesi, divan şiirinin sevdiği bir tersine çevirmedir. Üçüncü beyitte sevgilinin "cādū" (büyücü) ve "mest" (sarhoş) gözü, âşıkların sırlarını ele veren bir tanık gibidir: herkes o gözün baygın bakışından kimlerin ona tutulduğunu anlar.
Dördüncü beyitte iki karşıtlık birleşir: gönülde ateş, gözde yaş vardır. Sevgilinin hayali ne ateşte durabilir ne suda; bu yüzden âşığın içinde barınacak yer bulamaz. Hayalin kaçması âşığı daha da yalnız bırakır, ahı ve inleyişi artar. Ateş ile yaş, dil ile dīde, āh ile zār arasında tenasüp vardır.
Beşinci beyit gazeli bir halk sözüne yaklaştırır: sevgilinin vefasızlığı saklanacak bir sır değildir, herkesin bildiği bir şeydir. Mahlas beytinde şair sözünün şöhretini anar. Aşk bir "dāstān", yani bir hikâyedir; "bismillah" ile başlamak bu hikâyeyi ciddi bir işe, bir kitaba başlar gibi açmaktır. "Ḍarb-ı mes̱el" ifadesi, şairin sözlerinin atasözü gibi dilden dile dolaştığını söyleyen bir övünmedir. Ersoy, Münîrî'nin şiirlerinin yeryüzüne yayıldığını mübalağayla anlattığı başka beyitler de bulunduğunu gösterir.
Kaynakça
- Ersen Ersoy (hzl.), II. Bayezit Devri Şairlerinden Münîrî ve Dîvânı (İnceleme-Metin), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2017 (e-kitap), s. 286-287, tg 132 (giriş s. 9, 12, 15-18). https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/56095,muniri-divanipdf.pdf (arşiv kopyası: https://web.archive.org/web/20220803084052/https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/56095,muniri-divanipdf.pdf?0)
Çevrimiçi kaynaklar






