Özgün Metin

Vezin: mef‘ūlü fā‘ilātü mefā‘īlü fā‘ilün

Şem‘-i seḥer gibi n’ola cān ḳalsa bir nefes
Mihr-i cemālüñ idi murādum hemīn ü bes
Biñ dürlü intiẓār ile cān irdi çün lebe
Götür niḳābuñı görelüm bārī bir nefes
Ḳand-i nebāt-ı la‘lüñe irdügi ẕevḳına
Her dem sürer yüzine elin şükr idüp mekes
Rūḥ-ı revānın añmaġa ġonca getürdi zer
Gül ḥasretiyle öldügiçün bülbül-i ḳafes
Mihr-i cemālüñi göreli ṣubḥ-dem Münīr
Bād-ı ṣabā gibi bu hevāda yiler heves

Günümüz Türkçesiyle

1. Seher mumu gibi canım bir nefeslik kalsa buna şaşılır mı? Muradım yalnız senin güzelliğinin güneşiydi, o kadar. (Sabaha kadar yanan mum güneş doğunca söner; âşık da sevgilinin yüzünü görünce son nefesini verecektir.)

2. Bin türlü bekleyişle can dudağa geldiğine göre (ölüm anı yaklaştığına göre), peçeni kaldır da bari bir nefeslik seni görelim.

3. Sinek, lal dudağının nabat şekerine ulaşmanın zevkine, şükrederek her an ellerini yüzüne sürer.

4. Kafesteki bülbül gül hasretiyle öldüğü için, gonca onun ruhunu anmaya altın getirdi. (Goncanın içindeki sarı çiçek tozu, ölünün ruhu için dağıtılan altına benzetilir.)

5. Münîr, seher vakti senin güzelliğinin güneşini göreli, istek (heves) bu havada sabah rüzgârı gibi koşar. ("Hevā" hem hava hem arzu demektir.)

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir beş beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin yüz otuz altıncısıdır (tg 136). Vezin "mef‘ūlü fā‘ilātü mefā‘īlü fā‘ilün" kalıbıdır. Gazel redifsizdir ve Ersoy'un redif listesinde yer almaz; kafiye "-es" sesidir: nefes, bes, mekes, ḳafes ve heves. Matlanın ilk mısraındaki "nefes" ikinci beytin sonunda kafiye kelimesi olarak yeniden kullanılmıştır. Ersoy'un harf sayımına göre divanda sin harfiyle kafiyelenen yalnız iki Türkçe gazel vardır; bu gazel ile hemen ardından gelen tg 137 aynı kafiye kelimelerinin çoğunu (nefes, bes, ḳafes, heves) paylaşır. Bu karşılaştırma bizim tespitimizdir. Gazel üç divan nüshasında da bulunur: VT 130a, VY 108a, Ü 39b. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazelin ana imgesi sabahtır. Matladaki "şem‘-i seḥer", geceyi yanarak geçirmiş ve tükenmek üzere olan mumdur; gün doğunca sönmesi beklenir. Şair kendi canını bu muma benzetir ve tek muradının sevgilinin güzelliğinden doğan güneş olduğunu söyler. Mum sabah güneşiyle söner; âşık da sevgilinin yüzünü görünce ölecektir, ama bu ölüm onun dileğidir. Güneş, mum ve seher arasında tenasüp vardır; "mihr" kelimesi hem güneş hem sevgi anlamına geldiğinden "mihr-i cemāl" ifadesi iki anlamı birlikte taşır.

İkinci beyitte "cān lebe irmek", ölüm anında canın dudağa gelmesi demektir. Can dudağa gelmişken, sevgilinin dudağı da peçenin ardındadır; şair son nefesinde peçenin kaldırılmasını ister. Dudak kelimesinin iki beyit arasında hem âşığın hem sevgilinin dudağını çağırması bizim tespitimizdir.

Üçüncü beyit gündelik bir gözlemi şiire taşır: sinek, ön ayaklarını yüzüne sürer gibi durur. Şair bu hareketi bir şükür duası olarak yorumlar; sineğin sevinci, sevgilinin dudağındaki nabat şekerine konabilmesindendir. Bu, gerçek sebebi bırakıp şairane bir sebep gösteren hüsn-i talil sanatıdır. Dudağın şekere benzetilmesi divan şiirinde yaygındır; sineğin şekere üşüşmesi de bu benzetmeyi tamamlar.

Dördüncü beyitte ikinci bir hüsn-i talil vardır. Goncanın içinden görünen sarı tozlar, ölen bülbülün ruhu için getirilmiş altın gibi düşünülür. Bülbülün kafeste gül hasretiyle ölmesi, gül ile bülbül mazmununun hüzünlü bir çeşitlemesidir. Mahlas beytinde sabah rüzgârı (bād-ı ṣabā) ile "hevā" (hava, istek) arasındaki tevriye, gazelin seher imgesini kapatır: sevgilinin güneşini gören şairin isteği de sabah rüzgârı gibi esip durur.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar