Özgün Metin
Vezin: mef‘ūlü fā‘ilātü mefā‘īlü fā‘ilün
Ṭutmış ‘arūs-ı ḥüsne ḫaṭuñ ‘anberīn tutuḳ
Āyīne-i dil oldı bu vech ile bes ṭonuḳ
Ḫūn-ı ciger yirine mey-i la‘l umar idüm
Olmadı umduġın yimez imiş göñül ḳonuḳ
Görüp bu vech ile gözümüñ yaşı seylini
Cān u cihāndan ey dil-i bī-çāre el yuduḳ
N’eyler maḥalleñ içre raḳīb it didüm didi
Gül-zār-ı kūyum içre eşek başıdur oyuḳ
Devr-i zamān ġamını unutsam ‘aceb midür
Cām-ı şarāb elümde yanumda ṭolu yatuḳ
Mihrüñde ṣādıḳ olduġına ṣubḥ-veş Münīr
Yazuldı ‘ışḳ defterine yir ü gök ṭanuḳ
Günümüz Türkçesiyle
1. Senin amber kokulu ayva tüylerin güzellik gelinine bir peçe (tutuk) tutmuş; gönül aynası da bu yüzden donuklaştı. (VT ve VY "ṭonuḳ", donuk, yerine "ṭanuḳ", tanık, okur.)
2. Ciğer kanı yerine lal renkli şarap umuyordum; olmadı. Meğer konuk umduğunu yemezmiş. (Atasözü: "Misafir umduğunu değil bulduğunu yer.")
3. Ey çaresiz gönül, gözümün yaşının selini bu hâlde görünce candan da dünyadan da elimizi yıkadık (vazgeçtik).
4. "Rakip köpeğin senin mahallende ne işi var?" dedim; dedi ki: "O, mahallemin gül bahçesinde eşek başıdır, bostan korkuluğudur."
5. Elimde şarap kadehi, yanımda dolu bir matara (yatuk) varken zamanın dönüşünün gamını unutsam şaşılır mı?
6. Münîr, senin sevginde sabah gibi sadık olduğuna, aşk defterine yer ile gök tanık olarak yazıldı. ("Ṣubḥ-ı ṣādıḳ", gerçek sabah, tan ağarması demektir.)
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Şiir altı beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin yüz kırk yedincisidir (tg 147). Vezin "mef‘ūlü fā‘ilātü mefā‘īlü fā‘ilün" kalıbıdır. Gazel redifsizdir; kafiye "-uḳ" sesidir: tutuḳ, ṭonuḳ, ḳonuḳ, yuduḳ, oyuḳ, yatuḳ ve ṭanuḳ. Kafiye kelimelerinin hepsinin Türkçe olması bu gazeli dikkat çekici kılar; bu bizim tespitimizdir. Ersoy'un harf sayımına göre divanda kaf harfiyle kafiyelenen altı Türkçe gazel vardır; bunlar neşirde art arda gelen tg 147-152'dir. Gazel üç divan nüshasında da bulunur: VT 132a, VY 110a, Ü 40b. VT ve VY matlada "ṭonuḳ" yerine "ṭanuḳ" okur; bu okuyuşta aynı kafiye kelimesi makta beytinde de kullanılmış olur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.
Anlam ve Söz Sanatları
Matlada sevgilinin yüzü bir gelin, yüzdeki tüyler de bu gelinin yüzüne tutulmuş bir örtüdür. Kubbealtı Lugatı "tutuk" kelimesinin bir anlamını yüze tutulan örtü, peçe, yaşmak olarak verir. Tüylerin "‘anberīn" (amber kokulu) olması rengine ve kokusuna işaret eder. Gelinin yüzü örtülünce onu yansıtan gönül aynası da donuklaşır; ayna ile gelin arasında tenasüp vardır. VT ve VY'nin "ṭanuḳ" okuyuşu da bir anlam verir: gönül aynası bu örtüye tanık olmuştur. Bu son okuyuş bizim çıkarımımızdır.
İkinci beyit bir atasözüne dayanır. Türk Dil Kurumu sözlüğünde "misafir umduğunu değil bulduğunu yer" sözü, konuğun çok şey bekleyebileceğini, ama ev sahibinin ancak elindekini ikram edebileceğini anlatır. Münîrî bu sözü aşk sofrasına taşır: âşık şarap umarken önüne ciğer kanı konur. Üçüncü beyitteki "el yumak" deyimi bugünkü "el yıkamak" deyiminin eski biçimidir; Türk Dil Kurumu sözlüğü bunu "ilgisini kesmek" diye açıklar. Gözyaşı seli ile el yıkama arasında da bir tenasüp kurulmuştur; su bol olduğu için el yıkanır.
Dördüncü beyit gazelin en canlı yeridir ve sevgilinin ağzından bir alay içerir. Kubbealtı Lugatı "oyuk" kelimesinin eski Türkçede ve halk ağzında bostan korkuluğu anlamına geldiğini yazar ve örnek olarak Zâtî'den şu beyti verir: "Dedim rakîb neyler kûyunda dedi dilber / Olur eşek başından bostanlara oyuklar." Münîrî'nin beyti hem soru hem cevap bakımından bu beyte çok yakındır. Zâtî'nin beytine göre bostan korkulukları eşek başından yapılırdı; rakip sevgilinin bahçesinde böyle değersiz bir korkuluktur. İki beyit arasındaki benzerlik bizim tespitimizdir; hangisinin önce yazıldığını bilmiyoruz.
Beşinci beyitte "yatuḳ" kelimesi geçer. Kubbealtı Lugatı "yatık" maddesinde eski Türkçede ve halk ağzında ağzı dar, yassı bir su kabı anlamını kaydeder; beyitteki "ṭolu yatuḳ" ifadesini bu anlamda dolu bir matara olarak okuyoruz. Kadeh ile matara arasında tenasüp vardır.
Mahlas beyti sabah imgesiyle kapanır. "Ṣubḥ-veş ṣādıḳ" ifadesi, tan ağarmasına verilen "ṣubḥ-ı ṣādıḳ" (gerçek sabah) adını hatırlatır; şairin sadakati gerçek sabah kadar doğrudur. Sabah yere ve göğe birlikte yayıldığı için yer ile gök bu sadakatin tanığı olur. "Defter", "yazılmak" ve "ṭanuḳ" kelimeleri bir mahkeme kaydını çağrıştırır.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Ersen Ersoy (hzl.), II. Bayezit Devri Şairlerinden Münîrî ve Dîvânı (İnceleme-Metin), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2017 (e-kitap), s. 293-294, tg 147 (giriş s. 5, 15-18). https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/56095,muniri-divanipdf.pdf (arşiv kopyası: https://web.archive.org/web/20220803084052/https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/56095,muniri-divanipdf.pdf?0)
Resmî kaynaklar
- Türk Dil Kurumu, Güncel Türkçe Sözlük, "misafir umduğunu değil bulduğunu yer" ve "el yıkamak" maddeleri. https://sozluk.gov.tr/
Kitaplar
- Kubbealtı Lugatı (Misalli Büyük Türkçe Sözlük), "oyuk", "tutuk" ve "yatık" maddeleri. https://lugatim.com/s/oyuk
Çevrimiçi kaynaklar






