Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

La‘l-i nābuñ-çün ki döker dīde her dem seyl-i ḫūn
Şīşe-i meydür gözüm gūyā k’olupdur ser-nigūn
Ḥālet-i Ferhādı görüp ḥasret-i Şīrīn ile
Sīne çāk olsa ‘aceb mi şöyle kūh-ı bī-sütūn
Nā-bedīd olup ḫam-ı zülfüñde gitdiyse göñül
Uymaz olmışdı sözüme gitdiyise tün bütün
Ḳaddini çengüñ büküp baġrını nāyuñ deldiler
Baña geldi diyü nevbet ṭurmaz aġlar erġanūn
Seg raḳībi ḫᵛān-ı vaṣl içre görüp didi Münīr
Sifle-perverdür be-ġāyet veh ki bu gerdūn-ı dūn

Günümüz Türkçesiyle

1. Saf lal dudağın için gözüm her an kan seli döküyor; gözüm sanki baş aşağı dönmüş bir şarap şişesidir.

2. Bîsütun dağı, Şirin'in hasretiyle Ferhad'ın hâlini görüp göğsü böyle yarılsa şaşılır mı?

3. Gönül zülfünün kıvrımında görünmez olup gittiyse, gece büsbütün gittiyse, (zaten) sözüme uymaz olmuştu.

4. Çengin boyunu büküp neyin bağrını deldiler; erganun "sıra (nevbet) bana geldi" diye durmadan ağlar.

5. Münîr, köpek rakibi vuslat sofrasında görüp dedi ki: Yazık, bu alçak felek son derece alçakları besleyendir.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir beş beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin iki yüz on sekizincisidir (tg 218). Vezin "fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün" kalıbıdır. Gazelin redifi yoktur; kafiye "-ūn / -ün" sesine dayanır: ḫūn, nigūn, sütūn, bütün, erġanūn ve dūn. Üçüncü beyitteki Türkçe "bütün" kelimesi, Farsça ve Arapça kökenli "-ūn" kafiyeleri arasında yer alır. Gazel iki divan nüshasında (VT 149a, VY 124a) ve Pervâne Bey Mecmuası'nda (PB 450a) bulunur; Ü nüshasında yoktur. Nüsha farkları VT'dedir: üçüncü beyitteki "gitdiyse" VT'de "çün gitdi", beşinci beyitteki "veh" de VT'de "de" biçimindedir. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Matla bir meclis benzetmesiyle açılır. Kubbealtı Lugatı "nâb" kelimesini halis, katıksız, saf diye, "la'l" kelimesini de parlak kırmızı renkli kıymetli taş diye açıklar; "la‘l-i nāb" sevgilinin kırmızı dudağıdır. Âşığın gözünden durmadan kan akar; Kubbealtı Lugatı'nın ters dönmüş, baş aşağı diye açıkladığı "sernigûn" kelimesiyle göz, içindeki kırmızı şarabı boşaltan ters çevrilmiş bir şişeye benzetilir. İkinci beyit Ferhad ile Şirin hikâyesine telmihtir. Kubbealtı Lugatı "Bîsütun" kelimesini, Ferhad'ın sevgilisi Şirin'e kavuşmak için deldiği dağın adı diye açıklar. Şair dağın yarılmasına şairane bir sebep bulur: Bîsütun, Ferhad'ın hâline dayanamamış, onun gibi göğsünü yırtmıştır.

Üçüncü beyit gönlün kaybolmasını anlatır. Kubbealtı Lugatı "nâbedîd" kelimesini görünmez, "nâbedid olmak" deyimini de görünmez olmak, kaybolmak diye açıklar. Mısra sonundaki "tün bütün" sözü iki türlü okunabilir. Kubbealtı Lugatı "tün" kelimesinin Eski Türkçede gece anlamına geldiğini kaydeder; buna göre gönül, gece gibi siyah zülfün içinde "gece büsbütün" gitmiştir. Söz "tüm bütün" (bütünüyle) anlamında da anlaşılabilir (bizim okumamızdır). VT'deki "çün gitdi" okuyuşu mısraı sebep cümlesine çevirir.

Dördüncü beyit musiki aletleriyle kurulmuştur. Kubbealtı Lugatı "çeng" kelimesini harbe benzeyen telli bir çalgı, "ney" kelimesini dokuz boğumlu kamıştan yapılan nefesli saz, "erganun" kelimesini de org denen çalgı diye açıklar. Çengin kavisli biçimi bükülmüş bir boy, neyin delikleri delinmiş bir bağırdır; erganun da sıranın kendisine geldiğini düşünüp ağlar. Kubbealtı Lugatı "nevbet" kelimesine hem nöbet hem de saray ve konaklarda, seferlerde belli zamanlarda çalınan askerî muzıka anlamlarını verir; kelime bu iki anlamıyla beyitteki çalgılara uygun bir tevriye oluşturur (bizim tespitimizdir). Mahlas beytinde rakip, vuslat sofrasında oturan bir köpektir. Kubbealtı Lugatı "sifle-perver" terkibini ayak takımına, alçaklara destek olan, onları koruyan diye, "dûn" kelimesini de alçak, soysuz diye açıklar ve "gerdûn-i dûn" (alçak felek) örneğini verir. "Dūn" kelimesinin "gerdūn" kelimesinin içinde de bulunması, mısra sonunda bir ses oyunu yaratır.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar