Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

Cān-ı şīrīn virmişem ol la‘l-i şekker-ḫand içün
Düşmişem sevdālara bu zülf-i müşkīn-bend içün
Ġam yimez dil leblerüñ devrinde cānā ḥāṣılı
Ġonca-i nev-reste vü bādām u şehd ü ḳand içün
Ben semā‘-ı ḳavl-i muṭrib birle neyden geçmezem
Virme zaḥmet kendüñe yoḳ yire nāṣıḥ pend içün
Çāk olursa ḫancer-i ġamzeñle sīne ġam degül
Şāyed ire rişte-i zülf-i ḫamuñ peyvend içün
Va‘de-i vaṣla yemīn ider nigār itmez velī
Cān-ı ‘uşşāḳı ḳomış keffāret-i sevgend içün
Degzinür kūyın gedālar gibi gelmişdür Münīr
Var mı ḥaḳḳullāh ‘aceb dervīş-i ḥācet-mend içün

Günümüz Türkçesiyle

1. O şeker gülüşlü lal dudak için tatlı canımı verdim; bu misk kokulu, bağlayıcı zülüf için sevdalara düştüm.

2. Ey can, kısacası dudaklarının devrinde gönül yeni açmış gonca, badem, bal ve şeker için gam yemez.

3. Ben semada çalgıcının sözü (nağmesi) eşliğinde neyden (hiçbir şeyden) vazgeçmem; ey nasihatçi, boş yere öğüt vermek için kendini zahmete sokma.

4. Gamzenin hançeriyle göğüs yarılırsa gam değil; belki kıvrık zülfünün ipliği (onu) dikip birleştirmeye gelir.

5. Sevgili vuslat vaadine yemin eder ama yerine getirmez; âşıkların canını yeminin kefareti olarak bir kenara koymuştur.

6. Münîr, dilenciler gibi dolaşarak onun mahallesine gelmiştir; acaba ihtiyaç sahibi derviş için bir "hakkullah" (Allah rızası için verilecek bir şey) var mı?

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir altı beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin iki yüz on yedincisidir (tg 217). Vezin "fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün" kalıbıdır. Redif "içün" kelimesidir; Ersoy da girişindeki redif listesinde bu gazeli "içün" redifliler arasında sayar. Kafiye "-end" sesine dayanır: ḫand, bend, ḳand, pend, peyvend, sevgend ve mend. Gazel üç divan nüshasında da (VT 149a, VY 124a, Ü 49a) bulunur ve neşirde nüsha farkı gösterilmemiştir. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Gazel, aynı redifle yazılmış tg 206'dan birkaç sayfa sonra gelir; iki gazel vezin ve redif bakımından ortaktır, ama kafiyeleri farklıdır.

Anlam ve Söz Sanatları

Matla tatlılık ve bağ kelimeleri üzerine kuruludur. "Cān-ı şīrīn" (tatlı can) ile "şekker-ḫand" (şeker gülüşlü) birbirini tamamlar. İkinci mısrada Kubbealtı Lugatı'nın kuvvetli sevgi, aşk ve kara sevda diye açıkladığı "sevdā" kelimesi geçer; "müşkīn-bend" (misk kokulu ve bağlayan) zülüf, siyahlığıyla kara sevdaya uygun düşer. İkinci beyit bir sofra gibi düzenlenmiştir: gonca (ağız), badem (göz), bal ve şeker (dudak) sevgilinin güzelliklerini hatırlatır (bizim tespitimizdir). Kubbealtı Lugatı "nevreste" kelimesini yeni bitmiş, "kand" kelimesini de şeker diye açıklar. Gönül sevgilinin dudakları varken bunlar için "ġam yimez"; "gam yemek" deyiminin "yemek" fiili, sayılan yiyeceklerle birlikte bir tenasüp kurar (bizim tespitimizdir).

Üçüncü beyitte tevriye vardır. Kubbealtı Lugatı "semâ" kelimesine işitme ve Mevlevî dervişlerinin çalgılar eşliğinde dönmeleri anlamlarını verir, "ney" kelimesini de hem kamış hem de bilhassa Mevlevî musikisinde çok yer tutmuş nefesli saz diye açıklar. "Neyden geçmezem" sözü hem "hiçbir şeyden vazgeçmem" hem de "neyden vazgeçmem" diye okunabilir. "Semā‘", "ḳavl", "muṭrib" ve "ney" bir musiki meclisinin kelimeleridir. Kubbealtı Lugatı "pend" kelimesini öğüt, nasihat diye açıklar ve Fuzûlî'nin "Çok pend verildi olmadı fâide-mend" beytini örnek verir; Münîrî'nin nasihatçiye boş yere zahmet etmemesini söylemesi aynı tavrı taşır.

Dördüncü beyitte dikiş kelimeleri vardır: "çāk" (yırtık), "rişte" (iplik) ve "peyvend" (bağlama, ekleme). Hançerin yardığı göğsü zülfün ipliği dikecektir; zülüf hem yaranın sebebi hem ilacı olur. Beşinci beyit fıkıh diline başvurur. Kubbealtı Lugatı "sevgend" kelimesini yemin, ant diye, "keffâret" kelimesini de işlenmiş bir günah ya da kabahatin affı için şeriat hükmünce verilmesi gereken şey diye açıklar; aynı maddede Bayburtlu Zihni'nin "Verir keffâret elbette yemîninde olan hânis" mısraı yemini bozanın kefaret vereceğini söyler. Sevgili vuslat için ettiği yemini bozacağını bildiğinden kefaret olarak âşıkların canını hazır tutmuştur. Mahlas beytinde şair, sevgilinin mahallesinde dolaşan bir dilenci dervişe döner; "ḥaḳḳullāh" sözünü Allah rızası için verilecek sadaka anlamında anlıyoruz (bizim okumamızdır). Mısra başındaki "degzinür" fiilini de bağlamdan "dolaşır" diye okuyoruz (bizim okumamızdır).

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar