Özgün Metin

Vezin: fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün

Sāḳī-i bezm olıcaḳ sen ṣanem-i ġonca-dehen
Ne ḥacerdür mey-i gül-fāmı baña içme diyen
Derd-i ‘ışḳuñ dirisidür bilürem ḫaste göñül
Ẕikri ḫayr olsun anuñ kim bizi unutmaz iñen
Dil ḫadüñde Ḥabeşī ḫālüñi görüp didi kim
Milket-i Rūma neden düşdi ‘aceb şāh-ı ‘Aden
Şehrden gider iseñ ger bize incini raḳīb
Var gid’imdi gidenüñ yolına kim yıġdı diken
Rind-i mey-ḫāne-nişīn oldıyısa yine Münīr
Çāre ne k’irdi dem-i devr-i gül-i tevbe-şiken

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey gonca ağızlı güzel (sanem), meclisin sakisi sen olunca, bana gül renkli şarabı içme diyen ne taş (katı yürekli) kişidir.

2. Hasta gönlün, aşk derdinin hâlâ diri kalanı olduğunu bilirim; bizi hiç unutmayan o derdi hayırla analım.

3. Gönül, yanağındaki Habeşî beni görüp dedi ki: Aden'in şahı acaba neden Rum ülkesine düştü?

4. Ey rakip, bize incinip şehirden gidersen haydi şimdi git; gidenin yoluna kim diken yığdı?

5. Münîr yine meyhanede oturan bir rint olduysa çare ne; çünkü tövbe bozduran gül mevsiminin zamanı geldi.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir beş beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin iki yüz on altıncısıdır (tg 216). Vezin "fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün" kalıbıdır. Gazelin redifi yoktur; kafiye "-en" sesine dayanır: dehen, diyen, iñen, ‘Aden, diken ve şiken. Gazel üç divan nüshasında da (VT 148b, VY 127a, Ü 49a) ve Pervâne Bey Mecmuası'nda (PB 445b) bulunur. Tek nüsha farkı üçüncü beyittedir: Ersoy metne mecmuadaki "‘Aden" okuyuşunu almış, üç divan nüshasındaki okuyuşu aparatta "…uten" diye vermiştir. Aparatta bu kelimenin ilk harfi neşirde basılamamıştır; kelime "Ḫuten" (Hoten) olarak okunabilir (bizim okumamızdır). Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Matla bir meclis sahnesidir. Kubbealtı Lugatı "sanem" kelimesini put, mecazen de çok güzel kimse, dilber diye açıklar. Sevgili meclisin sakisi olunca, şarap içmeyi yasaklayan kişi "ḥacer", yani taştır. Aynı sözlük "hacer" kelimesini taş diye verir ve "hacer şecer" deyimini değersiz şeyler, mecazen işe yaramayan kıymetsiz adam diye açıklar. Put ile taş arasında bir tenasüp vardır; sevgiliye put diyen şair, şarabı yasaklayan zahidi de taş yerine koyar (bizim tespitimizdir). İkinci beyitte aşk derdi kişileştirilir: gönül bu derdin hâlâ diri olan yanıdır, dert de âşığı hiç unutmayan bir dosttur. "Ẕikri ḫayr olsun" sözü bir kimseyi hayırla anmak için söylenir. Mısra sonundaki "iñen" kelimesini "hiç, asla" diye anlıyoruz (bizim okumamızdır).

Üçüncü beyit renk karşıtlığına dayanır. Kubbealtı Lugatı "Habeş" kelimesine Habeşistan halkından olan kimse anlamının yanında, teşmil yoluyla teni çok koyu esmer olan kimse anlamını verir; "Rum" kelimesini de Anadolu diye açıklar ve aynı maddede İsmâil Hakkı Bursevî'nin "Rum ve Acem ebyaz ve Arap esmerdir" sözünü örnek gösterir. Sevgilinin beyaz yanağı Rum ülkesi, üstündeki siyah ben de oraya düşmüş bir Habeş şahıdır. Gönül, Aden'in şahının Rum ülkesine neden düştüğünü sorar. Üç divan nüshasındaki "Ḫuten" okuyuşu kabul edilirse, benzetme başka bir yöne gider, ama neşir metni "‘Aden"dir.

Dördüncü beyitte şair rakibe meydan okur: rakip incinip şehirden gidecekse gitsin, gidenin yoluna kimse diken yığmamıştır. Kubbealtı Lugatı "diken" kelimesini bazı bitkilerde bulunan sivri, batıcı çıkıntı diye açıklar; yol ve diken, gidişi engelleyen bir şeyin olmadığını anlatır. Mahlas beyti gül mevsimine bağlanır. Kubbealtı Lugatı "rint" kelimesini dünya işlerine kıymet vermeyen, kalender, içkiye düşkün görünen ama gönül ehli kimse diye tanımlar; "tövbe-şiken" terkibini de başkalarının tövbesini bozmalarına sebep olan, tövbe bozduran diye verir. Gül mevsimi tövbe bozdurur; şair yeniden meyhaneye dönmesinin sorumluluğunu mevsime yükler. Matladaki meclis ve şarapla mahlas beytindeki meyhane ve tövbe, gazelin iki ucunu birbirine bağlar.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar