Özgün Metin

Vezin: mef‘ūlü mefā‘īlü mefā‘īlü fe‘ūlün

Bıçaḳ süñüge ireli ġamzeñ ṣavaşından
Görseñ ki neler geçdi dil-i ḫaste başından
La‘lüñ var iken añduġı dil āb-ı ḥayātı
Bes teşne serābı ṣu ṣanur key ‘aṭaşından
Dāġ urdı ġamuñ baġruma yaşdan ḥaẕer itmez
İşin bilür ol baġladı bıñarı başından
İt gibi raḳībüñ bizi incitdügi yegdür
Āḫir bulur ol ḫastelerüñ gözi yaşından
Yüzüñi seḥer-geh görüp öldügi Münīrī
Bes bellü durur ḳutlu gün evvel ṭoġuşından

Günümüz Türkçesiyle

1. Gamzenin savaşı bıçaktan süngüye varalı (iş kıyasıya döneli), görsen hasta gönlün başından neler geçti.

2. Lal dudağın varken gönül hayat suyunu anarsa, demek ki susuz kişi, susuzluğunun şiddetinden serabı su sanır.

3. Gamın bağrıma dağ (yakı) vurdu; gözyaşından çekinmez; o işini bilir, pınarı başından bağladı.

4. Rakibin bizi it gibi incitmesi daha iyidir; o, sonunda hastaların (âşıkların) gözyaşından (karşılığını) bulur.

5. Münîrî'nin seher vakti yüzünü görüp ölmesi şunu açıkça gösterir: Kutlu gün ilk doğuşundan bellidir.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir beş beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin iki yüz on beşincisidir (tg 215). Vezin "mef‘ūlü mefā‘īlü mefā‘īlü fe‘ūlün" kalıbıdır. Mısra sonlarının hepsi "-ından" ekiyle biter; bu ek kafiye kelimelerine bağlı bir ek redif gibi işler: ṣavaşından, başından, ‘aṭaşından, başından, yaşından ve ṭoġuşından. Kafiye "-aş / -uş" sesine dayanır. Ersoy'un girişindeki redif listesinde bu gazelin numarası yer almaz. Gazel üç divan nüshasında da (VT 148b, VY 125a, Ü 49a) bulunur ve neşirde nüsha farkı gösterilmemiştir. Mahlas bu gazelde "Münīrī" biçimindedir. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Matla bir savaş sahnesiyle açılır. Kubbealtı Lugatı "süngü" kelimesini tüfeğin namlusuna takılan büyük bıçak diye açıklar ve eskiden mızrak ucuna takılanlara da bu adın verildiğini kaydeder. "Bıçaḳ süñüge ireli" sözü bu biçimiyle sözlükte geçmez; aynı sözlüğün "bıçak" maddesindeki "bıçak kemiğe dayanmak" (dayanılmaz duruma gelmek, son safhaya varmak) deyimini hatırlatır ve gamzeyle savaşın en şiddetli noktasına vardığını anlatıyor görünür (bizim tespitimizdir). Ersoy, Münîrî'nin atasözü ve deyimleri çokça kullandığını belirtir; gazelin hemen her beytinde böyle bir söyleyiş vardır.

İkinci beyit hayat suyunu serapla karşılaştırır. Kubbealtı Lugatı "atş – ataş" kelimesini susuzluk, susama, "teşne" kelimesini de susamış diye açıklar; "serap" ise çölde ışığın kırılmasıyla görülen su görüntüsüdür. Lal dudak gerçek hayat suyudur; onu bırakıp âb-ı hayatı anan gönül, susuzluktan serabı su sanan kişiye benzer. Üçüncü beyit gazelin en ustalıklı beytidir. Kubbealtı Lugatı "dâğ" kelimesini kızgın demirle vücuda vurulan damga ve mecazen aşk, keder gibi duyguların verdiği yanık diye açıklar. Gam âşığın bağrına bir yanık açmıştır; gözyaşı bu ateşi söndürebilirdi, ama gam bunu bildiği için pınarı başından bağlamıştır. Kubbealtı Lugatı "pınar" kelimesinin Orta Türkçede "bınar" biçimiyle geçtiğini kaydeder ve "göz pınarı" terkibini gözün burun tarafındaki başlangıç kısmı diye verir; "bıñar başı" bu yüzden hem kaynağın başı hem göz pınarıdır (bizim tespitimizdir).

Dördüncü beyitte rakip ite benzetilir; şair onun incitmesine razıdır, çünkü sonunda âşıkların gözyaşından karşılığını bulacaktır. "Bulmak" fiilini burada "cezasını bulmak" anlamında anlıyoruz (bizim okumamızdır). Mahlas beyti bir uğur sözüyle kapanır. Kubbealtı Lugatı "kutlu" kelimesini uğurlu, mübarek diye açıklar. Şair seher vakti sevgilinin yüzünü görüp ölmüştür; günün ilk ışığında gelen bu ölüm, gününün kutlu olduğunun işaretidir. "Seḥer-geh" ile "ṭoġuş" (doğuş) arasında bir tenasüp vardır; sevgilinin yüzü de güneş gibi seherde doğar. Gazelde "başından" kelimesi iki kez kafiye olur: matlada "başından geçmek" deyiminde, üçüncü beyitte ise pınar başı anlamında.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar