Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

Her kim oldı ser-ḫoş u lā-ya‘ḳıl-i bezm-i elest
Ey dil olursa ‘aceb mi tā-ebed ‘ālemde mest
Hīc ġayr ez-māhī-i ḳadret ne-mī-āyed birūn
Baḥr-i dil-rā ez-ḫayāl endāḫtem bisyār şest
Ṭut ki olmışsın Süleymān-ı cihānı ‘ālemüñ
Cehd aña ḳıl k’olmaya bir mūrçe senden şikest
Tā-ki ān çeşm-i mükeḥḥal-rā ki dīdem ġamzeeş
Tīr zed ber-sīne-i men tā-be-ṣūfāreş nişest
Ẕevḳ-ı dünyāya Münīrī baġlamaġıl göñlüñi
Ḫod bilürsin kim meges bal içre olur pāy-best

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey gönül, elest meclisinin sarhoşu olup aklını yitiren kişi, ebede kadar dünyada sarhoş kalırsa şaşılır mı?

2. Hayal ile gönül denizine nice kez olta saldım; oltaya senin kadrinin (değerinin) balığından başka bir şey takılıp çıkmadı.

3. Tut ki dünyanın Süleyman'ı olmuşsun; bir karıncanın bile senden incinmemesine çalış.

4. O sürmeli gözü gördüğümden beri, onun yan bakışı göğsüme öyle oklar attı ki oklar gezlerine (arka uçlarına) kadar saplandı.

5. Münîrî, gönlünü dünya zevkine bağlama; zaten bilirsin ki sinek balın içinde ayağı bağlı kalır.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir beş beyitlik bir gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin yirmi dokuzuncusudur (tg 29). Türkçe ve Farsça karışık yazılmıştır: Ersoy aparatta 2. ve 4. beyitlerin anlamını verir, çünkü bu iki beyit Farsçadır; öteki üç beyit Türkçedir. Farsça beyitlerin aktarımında Ersoy'un anlamları esas alınmış, ifade bize aittir. Vezin "fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün" kalıbıdır. Gazel redifsizdir; kafiye "-est" sesidir: elest, mest, şest, şikest, nişest, pāy-best. Ersoy kafiye türlerini anlatırken bu gazelin matlaını, revi harfinden önce başka bir sessiz harfin (kayd harfi) bulunduğu kafiye-i mukayyede örnekleri arasında verir. Şiir Vatikan (VT 105a) ve Viyana (VY 85a) nüshalarında bulunur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazel, tasavvufi bir sarhoşlukla açılır ve dünyaya bağlanmama öğüdüyle kapanır. Matladaki "bezm-i elest" (elest meclisi), ruhların ezelde Allah'ın "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" sorusuna "Evet" dedikleri meclistir; bu soru Kur'an'da (A‘râf 7/172) geçer. Divan şiirinde bu meclis bir içki meclisi gibi düşünülür. O mecliste sarhoş olan, dünyada da ebede kadar ayılmaz. "Elest" ile "tā-ebed" (ebede kadar) arasında ezel ve ebet tezadı vardır.

İkinci beyit Farsçadır. Gönül bir denize, hayal bir oltaya benzetilir. Âşık bu denize nice kez olta salmış, ama sevgilinin kadrinin balığından başka bir şey çıkaramamıştır. Ersoy da beyti bu şekilde anlar. Deniz, olta ve balık kelimeleri bir tenasüp kurar; gönülde sevgiliden başka bir şey bulunmadığı söylenir.

Üçüncü beyit Hz. Süleyman ile karınca kıssasına telmih yapar. Kur'an'da (Neml 27/18) bir karınca, Süleyman'ın ordusu tarafından ezilmemeleri için öteki karıncaları uyarır; bu bağlantı bizim tespitimizdir. Şair, dünyanın hükümdarı bile olsa insanın en küçük bir canlıyı incitmemesi gerektiğini söyler. "Mūrçe" sözlük anlamıyla karınca demektir. Bu beyit gazelin aşk havasından ayrılan bir öğüt beytidir.

Dördüncü beyit yine Farsçadır. Sürmeli göz ile yan bakış (ġamze) bir okçu gibidir; oklar göğse "ṣūfār"ına kadar saplanır. "Ṣūfār" sözlük anlamıyla okun kirişe yerleşen çentikli arka ucu, yani gezidir. Ersoy da "gez" kelimesiyle anlam verir. Okun gezine kadar gömülmesi, yaranın derinliğini anlatır.

Mahlas beytinde bal ve sinek benzetmesi kullanılır. Bala konan sinek, tatlılığa kapılıp ayaklarını kurtaramaz; dünya zevkine gönül bağlayan da aynı duruma düşer. Bu benzetme beyitte bir irsal-i mesel kurar. Gazel böylece elest sarhoşluğuyla başlayıp dünya zevkinden sakındıran bir öğütle biter.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar