Özgün Metin
Vezin: mef‘ūlü mefā‘īlü mefā‘īlü fe‘ūlün
Āşūb-ı cihānsın k’olur ol zülf-i ḫam ey dost
Şūr-ı ‘Arab u fitne-i Türk ü ‘Acem ey dost
Mehtāb-ı ruḫuñda niçün iki bükülür bes
Düzd-i dil eger olmasa bu zülf-i ḫam ey dost
Her geh kim irer sīne-i pür-sūzuma tīġuñ
Ṣuyın anuñ od ala diyü aġlaram ey dost
Zencīr-i ser-i zülfüñe el ṣundısa göñlüm
Dīvānedür anuñ gibiye ne ḳılam ey dost
Ḥāşā ki çevürem yüzümi ġamzeñ oḳından
Ben şem‘ miyem yanıcı pervāneyem ey dost
Biñ ḥayret ile sūre-i ve’ş-şems oḳuram ben
Gördükçe Münīrī yüzüñi ṣubḥ-dem ey dost
Günümüz Türkçesiyle
1. Ey dost, sen dünyayı birbirine katan bir güzelsin; o kıvrık zülfün ise Arap'ın kargaşası, Türk'ün ve Acem'in fitnesi olur.
2. Ey dost, bu kıvrık zülf gönül hırsızı olmasaydı, yüzünün mehtabında (ay ışığı gibi parlayan yanağında) neden iki büklüm olurdu?
3. Ey dost, kılıcın ne zaman ateş dolu göğsüme ulaşsa, ateş onun suyunu (çeliğe verilen suyu, yani keskinliğini ve parıltısını) alır diye ağlarım.
4. Ey dost, gönlüm zülfünün ucundaki zincire el uzattıysa, o bir divanedir; onun gibisine ne yapayım?
5. Ey dost, haşa, gamzenin okundan yüzümü çevireyim; ben mum muyum ki kaçayım, ben ateşe atılıp yanan pervaneyim.
6. Ey dost, ben Münîrî, sabah vakti yüzünü gördükçe bin hayretle Ve'ş-şems suresini (Güneş suresini) okurum.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Şiir altı beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin otuz birincisidir (tg 31). Vezin "mef‘ûlü mefâ‘îlü mefâ‘îlü fe‘ûlün" kalıbıdır. Redif "ey dost"tur; Ersoy'un redif listesi bu redifi tg 23 ile birlikte bu gazelde gösterir. Kafiye "-am/-em" sesidir: ḫam, ‘Acem, ağlar-am, ḳıl-am, pervāne-y-em, ṣubḥ-dem. Matlaın ilk mısraında geçen "zülf-i ḫam" ikinci beyitte de kafiye yerine konmuştur; aynı kafiye kelimesinin bu kadar yakın tekrarı dikkati çeker. Şiir Vatikan (VT 105b), Viyana (VY 86b) ve İstanbul Üniversitesi (Ü 22a) nüshalarının üçünde de bulunur; aparatta nüsha farkı gösterilmemiştir. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.
Anlam ve Söz Sanatları
Matla sevgiliyi dünyanın düzenini bozan bir güç olarak tanıtır. "Āşūb-ı cihān" sözlük anlamıyla "dünyanın kargaşası" demektir ve güzellik için kullanılan bir sıfattır. Zülfün Arap'ı, Türk'ü ve Acem'i birden karıştırması, bu güzelliğin etkisinin bütün milletlere yayıldığını söylemenin bir yoludur. "Şūr" kelimesinin hem kargaşa hem de coşku anlamı taşıması mısraa ikinci bir renk katar.
İkinci beyitte zülf bir gönül hırsızına benzetilir. Hırsızın ay ışığında iki büklüm olup sinmesi ile zülfün yanak üzerinde kıvrılması arasında bir hüsn-i talil kurulmuştur: zülf kıvrıktır, çünkü yaptığı işin hırsızlık olduğunu bilir. Bu yorum bizim çıkarımımızdır.
Üçüncü beyit "su" kelimesinin çift anlamı üzerine kuruludur. Kılıcın suyu, çeliğe dökülürken verilen su ile kazandığı sertlik ve parıltıdır; âşığın ağlaması ise gerçek sudur. Göğüsteki ateş kılıcın suyunu alacak, onu körleştirecek diye âşık gözyaşı döker; böylece hem kılıcı korumuş hem de ateşini söndürmeye çalışmış olur. Bu tevriyeyi biz tespit ettik.
Dördüncü beyitte zincir ile divane arasında bir tenasüp vardır. Eskiden delilerin zincire vurulduğu bilinir; burada ise deli gönül zincire kendi eliyle uzanır. Beşinci beyitte mum ile pervane karşılaştırılır: mum ateşin yeridir ama yerinden kımıldamaz, pervane ise ateşe kendini atar. Âşık kendini pervaneye benzeterek gamze okundan kaçmayacağını söyler.
Mahlas beytinde Kur'an'ın "Ve'ş-şems" (Güneş) suresine telmih vardır. Sabah vakti görülen yüz güneşe benzetildiği için âşık onu gördükçe Güneş suresini okur. Şairin mahlası "Münîrî" sözlük anlamıyla "aydınlatan, ışık saçan" demektir; mahlas ile güneş, sabah ve yüz arasında bir tenasüp bulunduğu bizim tespitimizdir.
Kaynakça
- Ersen Ersoy (hzl.), II. Bayezit Devri Şairlerinden Münîrî ve Dîvânı (İnceleme-Metin), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2017 (e-kitap), s. 237, tg 31 (giriş s. 9, 15-18). https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/56095,muniri-divanipdf.pdf (arşiv kopyası: https://web.archive.org/web/20220803084052/https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/56095,muniri-divanipdf.pdf?0)
Çevrimiçi kaynaklar






