Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

Cān-ı ‘uşşāḳa ḥayāt olmaġa Ḥayy-ı lā-yemūt
La‘l-i yāḳūt-ı revān-baḫşuñ ḫayālin ḳıldı ḳūt
La‘lüñe zülfüñ ne deñlü k’uzanur virmez cevāb
Bilür anı kim cevāb-ı aḥmaḳ olmışdur sükūt
Göñlümi zülf-i siyāh-ı yār k’itdi nā-bedīd
Gūyiyā Yūnusdur ol yuṭmışdur anı şöyle ḥūt
Ey dil ol çāh-ı zeneḫden bulmaḳ isterseñ ḫalāṣ
Sen daḫı var dāmen-i zülf-i siyāh-ı yārı ṭut
Dūd-ı āhum türbem içre şöyle k’ola kār-ger
Ġālibā bitmez mezārumda Münīrī hergiz ot

Günümüz Türkçesiyle

1. Ölümsüz diri olan (Allah), âşıkların canına hayat olsun diye, senin can bağışlayan akıcı yakut (gibi) lal dudağının hayalini onlara azık kıldı.

2. Zülfün dudağına ne kadar uzansa da (dudak) ona cevap vermez; çünkü ahmağa cevabın susmak olduğunu bilir.

3. Sevgilinin siyah zülfü gönlümü öyle kaybetti ki, sanki gönül Yunus'tur ve onu bir balık böyle yutmuştur.

4. Ey gönül, o çene kuyusundan kurtulmak istersen, sen de var, sevgilinin siyah zülfünün eteğine tutun.

5. Ey Münîrî, ahımın dumanı türbemin içinde öyle etkili olacak ki, mezarımda herhalde hiç ot bitmez.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir beş beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin otuzuncusudur (tg 30). Vezin "fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün" kalıbıdır. Gazel redifsizdir; kafiye "-ūt/-ut/-ot" sesleridir: lā-yemūt, ḳūt, sükūt, ḥūt, ṭut, ot. Kafiye kelimelerinin bir kısmı Arapça uzun ünlülü sözler (lā-yemūt, ḳūt, sükūt, ḥūt), bir kısmı kısa Türkçe kelimelerdir (ṭut, ot). Şiir Vatikan (VT 105b) ve Viyana (VY 86b) nüshalarında bulunur; aparatta nüsha farkı gösterilmemiştir. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Matla dinî bir terimle açılır. "Ḥayy-ı lā-yemūt" sözlük anlamıyla "ölmeyen diri" demektir ve Allah'ın sıfatı olarak kullanılır. Ölümsüz olan Allah, âşıklara hayat olsun diye sevgilinin dudağının hayalini onlara azık kılmıştır. "Ḥayy" (diri) ile "ḥayāt" (hayat) arasında bir iştikak ilgisi, "lā-yemūt" ile "revān-baḫş" (can bağışlayan) arasında da bir anlam yakınlığı vardır. Dudak "yāḳūt" ve "la‘l", yani kırmızı değerli taşlarla anılır.

İkinci beyit bir atasözüne dayanır: "Ahmağa cevap sükûttur." Zülf dudağa doğru uzanır, ama dudak ona cevap vermez. Zülfün kıvrılıp dudağa yaklaşması ve dudağın kapalı durması, bu atasözüyle açıklanır. Beyit bir irsal-i mesel örneğidir. Atasözünün Arapça aslı da yaygın olarak bilinir; bu bağlantı bizim tespitimizdir.

Üçüncü beyit Hz. Yunus'un balık tarafından yutulması kıssasına telmih yapar. Siyah zülf, gönlü yutan bir balığa benzetilir; gönül zülfün kıvrımları arasında kaybolmuştur. Yunus'un balığın karnından sonunda kurtulduğu düşünülürse, beyit gönül için bir kurtuluş umudunu da içinde taşır; bu yorum bizim çıkarımımızdır.

Dördüncü beyitte çene çukuru bir kuyuya, zülf bir ipe benzetilir. Kuyudan kurtulmak isteyen gönle zülfün eteğine tutunması öğütlenir. "Dāmen-i zülf" (zülfün eteği) ifadesi, zülfü bir giysi gibi düşündürür; "birinin eteğine yapışmak" deyimi de yardım dilemek anlamına gelir. Çene kuyusu divan şiirinde Hz. Yusuf'un kuyusunu hatırlatır.

Mahlas beytinde âşığın ahı, türbenin içinde dumana dönüşür. Bu duman öyle yakıcıdır ki mezarın üstünde ot bitmez. Mezarda ot bitmemesi gerçek bir görüntüye dayanan bir hüsn-i talildir. "Ot" kelimesinin Türkçede hem çimen hem ateş anlamında kullanıldığı bilinir; bu ikinci anlam ahın ateşiyle uyum kurar. Bu tevriye bizim çıkarımımızdır.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar