Özgün Metin

Vezin: mef‘ūlü mefā‘īlü mefā‘īlü fe‘ūlün

Siḥr ile gözüñ ḳılsa ne var göñlümi ġāret
Remz ile ḳılur la‘l-i lebüñ her dem işāret
Ġāyetde ḫarāb olmış idi mülk-i dil ammā
Sulṭān-ı ḫayālüñle yine oldı ‘imāret
Bir görme raḳībüñle kerem ḳıl bizi ey dost
‘Uşşāḳa yazuḳdur kim ola böyle ḥaḳāret
İderse revā ḳaşları miḥrābına secde
Şol kimse k’ide ḫūn-ı ciger birle ṭahāret
Cān ile göñül mümkin ise būse lebinden
Ḳılmaya Semerḳanda varan böyle ticāret
Luṭf it ḫaber-i yārı Münīrīye dem-ā-dem
Sensin bugün ey bād-ı ṣabā peyk-i beşāret

Günümüz Türkçesiyle

1. Gözün büyüyle gönlümü yağmalasa ne olur; lal dudağın da her an üstü kapalı işaretler verir.

2. Gönül ülkesi son derece harap olmuştu; ama hayalinin sultanıyla yeniden bayındır oldu.

3. Ey dost, lütfet, bizi rakibinle bir tutma; âşıklara böyle hakaret edilmesi yazıktır.

4. Ciğer kanıyla abdest alan kimse, kaşlarının mihrabına secde etse yeridir.

5. Gönül ile can, onun dudağından bir öpücük almak mümkünse, Semerkant'a giden (tüccar) böyle bir ticaret yapamaz.

6. Ey saba rüzgârı, lütfet, sevgilinin haberini Münîrî'ye her an ulaştır; bugün müjde ulağı sensin.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir altı beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin yirmi altıncısıdır (tg 26). Vezin "mef‘ûlü mefâ‘îlü mefâ‘îlü fe‘ûlün" kalıbıdır. Gazel redifsizdir; kafiye "-āret" sesleridir: ġāret, işāret, ‘imāret, ḥaḳāret, ṭahāret, ticāret, beşāret. Ersoy kafiye türlerini anlatırken bu gazelin matlaını, revi harfiyle arasında harekeli bir harf bulunan elifle (tesis harfi) kurulan kafiye-i müessese örnekleri arasında verir. Şiir Vatikan (VT 104b), Viyana (VY 86b) ve İstanbul Üniversitesi (Ü 22a) nüshalarında bulunur; aparata göre 3. beyitteki "raḳībüñle" yerine VT ve Ü "raḳīb ile" okur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Matlada göz büyücü, dudak ise üstü kapalı konuşan bir işaretçi olarak anılır. Göz gönlü büyüyle yağmalar; dudak her an "remz", yani gizli işaretler verir. "Siḥr" ile "ġāret" ve "remz" ile "işāret" kelimeleri ikişer ikişer bir tenasüp kurar. Sevgilinin yüzü hem tehlikeli hem çekici bir dil konuşur.

İkinci beyit bir ülke benzetmesiyle kurulur. Gönül, harap olmuş bir ülkedir; sevgilinin hayali bu ülkeye gelen bir sultandır ve onun gelişiyle ülke yeniden bayındır olur. "Ḫarāb" ile "‘imāret" arasında açık bir tezat vardır. Sultan, ülke ve imar kelimeleri divan şiirinde sevgilinin gönle hükmetmesini anlatan bilinen bir çerçevedir.

Üçüncü beyitte âşık, rakiple bir tutulmaktan yakınır. Rakip divan şiirinde âşığın en çok hor gördüğü kişidir; onunla bir tutulmak bu yüzden bir hakarettir. VT ve Ü'deki "raḳīb ile" okuması anlamı değiştirmez.

Dördüncü beyit ibadet kelimeleriyle kurulur: "ṭahāret" (abdest, temizlik), "secde" ve "miḥrāb". Kaşın mihraba benzetilmesi divan şiirinde yaygındır. Ciğer kanıyla abdest alan, yani derdinden kan ağlayan âşık, kaşın mihrabına secde etmeye layıktır. Kanla abdest alınamayacağı düşünüldüğünde beyit, aşkın kendi kurallarını koyduğunu ince bir aykırılıkla söyler; bu yorum bizim çıkarımımızdır.

Beşinci beyitte Semerkant, uzak yollara giden tüccarların şehri olarak anılır. Âşık, sevgilinin dudağından bir öpücük karşılığında gönlünü ve canını vermeyi en kârlı ticaret sayar. Mahlas beytinde saba rüzgârı "peyk-i beşāret", yani müjde ulağı diye anılır. "Beşāret" kelimesi kafiyeyi tamamlarken saba rüzgârının divan şiirindeki habercilik görevini de hatırlatır.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar