Özgün Metin
Vezin: fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün
Pertev-i mihr-i cemāl olduġıçün başuña tāc
Her meh-i kec-küleh iltür başı üzre saña bāc
Ḳanlu yaşumla müjem yüzüme yir eyledügi
Zer ki bī-sikke ola olmaz iñen daḫı revāc
Sāḳīyā nabż-ı sürāḥīye el ur kim demidür
Teşne-dillikden olur nā-geh o da ḫaste-mizāc
Derd-i ‘uşşāḳa devā bulınur ey ḫᵛāce ḥakīm
Varsa zehr-i ecel-i ḫod diye ‘ālemde ‘ilāc
Sūziş-i şevḳ-ı ruḫ-ı yār ile her gice Münīr
Ḫāne-i dilde olur şu‘le-i ḳandīl ü sirāc
Günümüz Türkçesiyle
1. Güzelliğinin güneşinin ışığı başına taç olduğu için, külahını eğri giyen (nazlı) her ay yüzlü güzel, ya da eğri hilal, başı üzerinde sana haraç getirir.
2. Kirpiğim kanlı yaşımla yüzüme iz (damga) bıraktığı için yüzüm değer kazandı; çünkü sikkesi basılmamış altın pek revaç bulmaz.
3. Ey saki, sürahinin nabzını tut, çünkü vaktidir; o da susuzluktan (gönül susuzluğundan) ansızın hasta mizaçlı olur.
4. Ey hekim efendi, âşıkların derdine ancak dünyada "ecel zehri" denen bir ilaç varsa deva bulunur.
5. Ey Münîr, sevgilinin yanağına duyulan özlemin yakıcılığıyla her gece gönül evinde kandil ve çerağ alevi yanar.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Şiir beş beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin otuz dördüncüsüdür (tg 34). Vezin "fe‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilün" kalıbıdır. Gazel redifsizdir; kafiye "-âc" sesidir: tāc, bāc, revāc, mizāc, ‘ilāc, sirāc. Arapça ve Farsça kökenli bu kelimeler, Türkçede az bulunan bir kafiye sesini taşır. Şiir üç divan nüshasında da bulunur (VT 105b, VY 87b, Ü 22b). Aparata göre 2. beyitte "yir" yerine VY "yol", 3. beyitte "nā-geh" (ansızın) yerine Ü "tā ki" okur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.
Anlam ve Söz Sanatları
Matla bir hükümdarlık sahnesidir. Güzelliğin güneşi sevgilinin başında taç olur; öteki güzeller de ona bağlı beyler gibi haraç (bāc) getirir. "Meh-i kec-küleh" sözü iki türlü anlaşılabilir: külahını yana eğerek naz eden ay yüzlü güzel ya da gökteki eğri hilal. Bu tevriye bizim tespitimizdir. Tāc ile bāc arasındaki ses benzerliği de beyte bir cinas zevki verir; TDV Münîrî'nin cinasın bütün türlerini başarıyla uyguladığını yazar.
İkinci beyit kapalıdır ve bir para imgesine dayanır. Divan şiirinde âşığın sarı benzi altına benzetilir. Kirpiğin kanlı yaşla bu yüze iz bırakması, altına sikke basılması gibi düşünülmüş olmalıdır: damgasız altın piyasada geçmez, damga basılınca değer kazanır. Bu açıklama bizim çıkarımımızdır. VY'deki "yol" okumasında kirpik yüzde bir yol açmış olur ve imge gözyaşının akışına yönelir.
Üçüncü ve dördüncü beyitler eski tıbbın diliyle kurulmuştur. "Nabż" (nabız), "ḫaste-mizāc" (hasta mizaçlı), "ḥakīm" (hekim), "devā" ve "‘ilāc" kelimeleri birbirini tamamlayan bir tenasüp oluşturur. Üçüncü beyitte sürahi bir hasta gibi düşünülür; sakiden onun nabzını tutması, yani onu eline alıp kadehlere boşaltması istenir. Dördüncü beyitte ise âşıkların derdine hekimin bulabileceği tek ilacın ecel zehri olduğu söylenir. Zehir ile ilaç arasındaki tezat, aşk derdinin ancak ölümle biteceği düşüncesini taşır.
Mahlas beytinde özlemin yakıcılığı gönül evini aydınlatan kandile ve çerağa dönüşür. Ateşin acı veren yanı ile aydınlatan yanı bir arada düşünülmüştür. "Münîr" mahlasının "aydınlatan" anlamı ile kandil ve çerağ arasında bir ilgi bulunduğu bizim tespitimizdir.
Kaynakça
- Ersen Ersoy (hzl.), II. Bayezit Devri Şairlerinden Münîrî ve Dîvânı (İnceleme-Metin), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2017 (e-kitap), s. 239, tg 34 (giriş s. 15-18). https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/56095,muniri-divanipdf.pdf (arşiv kopyası: https://web.archive.org/web/20220803084052/https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/56095,muniri-divanipdf.pdf?0)
- Ümran Ay, "Münîrî Amâsî", TDV İslâm Ansiklopedisi, 2019. https://islamansiklopedisi.org.tr/muniri-amasi
Çevrimiçi kaynaklar






