Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

Mihr-i ḥüsnüñ ḫāk idüpdür āftāb-ı enveri
Olsa ṭañ mı ḥüsnüñe māh-ı şeb-ārā müşterī
Sebze-zār-ı gül-şen-i Rıḍvān u bāġ-ı Cennete
Sāye ṣaldı Ḫüsrevā ṭāvūs-ı zülfüñ şeh-peri
Bāġ-ı ‘ālem gül-şen-i ḫaddüñle gül-zār olmaġın
Reşk ider ṣaḥn-ı zemīne gül-şen-i nīlūferī
Seg raḳībi yār ile görüp didi bī-çāre dil
Dīve yā Rab yār olur mı şöyle bir nesl-i perī
Ḫūn idüpdür baġrumı mey-gūn lebi şevḳı Münīr
Ḳan ile ṭolsa ‘aceb mi gözlerümüñ sāġarı

Günümüz Türkçesiyle

1. Güzelliğinin güneşi en parlak güneşi toprak etmiştir (gölgede bırakmıştır); geceyi süsleyen ay güzelliğine müşteri (alıcı; aynı zamanda Müşterî yıldızı) olsa şaşılır mı.

2. Ey Hüsrev (ey sultanım), zülfünün tavus kuşunun şah tüyü Rıdvan'ın gül bahçesinin yeşilliğine ve Cennet bağına gölge saldı.

3. Dünya bahçesi senin yanağının gül bahçesiyle gül bahçesine döndüğünden, nilüfer renkli gül bahçesi (gök) yeryüzünün meydanını kıskanır.

4. Köpek rakibi yâr ile birlikte görünce zavallı gönül dedi: "Yâ Rabbi, böyle bir peri soyu deve (şeytana) yâr olur mu?"

5. Münîr, şarap renkli dudağının arzusu bağrımı kan etmiştir; gözlerimin kadehi kanla dolsa şaşılır mı.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir beş beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin üç yüz on birincisidir (tg 311). Vezin "fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün" kalıbıdır. Ersoy giriş bölümündeki redif listesinde bu gazelin redifini "-ī" olarak verir; kafiye "-er" sesine dayanır: enver, müşter, şeh-per, nīlūfer, per(ī) ve sāġar. Mahlas beytindeki "sāġarı" kelimesi "-erī" değil "-arı" sesiyle biter; kafiyenin burada gevşediğini düşünüyoruz (bizim tespitimizdir). Gazel üç divan nüshasında (VT 171b, VY 147b, Ü 60a) ve Pervâne Bey Mecmuası'nda (PB 620b) bulunur; İstanbul nüshasında üçüncü beyitteki "‘ālem" kelimesi yoktur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Matlada gök cisimleri sevgilinin güzelliği karşısında küçülür. Kubbealtı Lugatı "enver" kelimesini çok nurlu, çok parlak diye açıklar ve Nesîmî'nin "Güneş eyler yüzün katında sücûd" mısraını örnek verir; "mihr" kelimesine de güneş ve sevgi anlamlarını verir. "Müşterî" kelimesi için Kubbealtı iki ayrı madde açar: satın alan kimse, alıcı ve Jüpiter gezegeni. Beyitte ikisi birden duyulur: geceyi süsleyen ay, sevgilinin güzelliğine alıcı olur; aynı kelime gökteki bir yıldızın adını da çağırarak ay ile güneşin yanına bir gezegen daha ekler. Bu bir tevriyedir. Kubbealtı "şeb-ârâ" sıfatını geceyi süsleyen diye açıklar ve Nâbî'nin "hilâl-i şeb-ârâ" ifadesini örnek verir.

İkinci beyit cennet ve saltanat kelimeleriyle kurulmuştur. Kubbealtı "Rıdvan" kelimesini cennetin kapıcısı olan melek ve teşmilen cennet diye; "şehper" kelimesini kuş kanadının en uzun tüyü diye açıklar ve bu tüyün kavukların ön kısmına, padişahların kavuklarına da takıldığını belirtir. Zülüf bir tavus kuşudur; onun şah tüyü cennet bahçelerine gölge salar. Sevgiliye "Hüsrev" diye seslenilmesi, şah tüyü ile birlikte bir hükümdarlık havası kurar (bizim okumamızdır); beyitte gerçek bir hükümdarın kastedildiğini gösteren bir işaret yoktur.

Üçüncü beyitte yer ile gök yer değiştirir. Kubbealtı "nilüfer" kelimesini beyaz, pembe, mavi ve sarı çiçekli bir su bitkisi diye açıklar. "Gül-şen-i nīlūferī" tamlamasıyla, nilüfer renginde bir bahçe olarak gök kastedilmiş görünüyor (bizim okumamızdır). Yeryüzü sevgilinin yanağıyla gül bahçesine döndüğü için gök, yerin meydanını kıskanır.

Dördüncü beyitte Kubbealtı'nın Farsça "dîv" kelimesine şeytan ve dev, "perî" kelimesine de cinlerin çok alımlı ve güzel olanları ve teşmilen çok güzel kimse anlamlarını verdiği iki kelime karşı karşıya gelir; aynı sözlük "dîv ü perî" ikilisini de anar. Köpek rakip dîvdir, sevgili perî soyundandır; gönül bu yakışmayan birlikteliğe şaşırır. Mahlas beytinde Kubbealtı'nın içki kadehi diye açıkladığı "sâgar" kelimesi gelir. Sevgilinin şarap renkli dudağına duyulan özlem âşığın bağrını kan etmiş, gözleri kanla dolu iki kadehe dönmüştür; şarap ile kan arasındaki renk benzerliği beyti taşır.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar