Özgün Metin

Vezin: fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün

Sāyesidür var ise ḳāmetüñüñ bir şebehi
Ol da üftādesidür ḳaddüñüñ ey serv-i sehī
Her gice meş‘aleler ṭutduġı saḥrā-yı dili
Ġālib oldur ki ḳonar ḫayl-i ḫayālüñ sipehi
Ben neye uġraduġumı bilür ey ġonca-dehen
Her gören Türk-i ḥarāmī gibi sen kec-külehi
Teşne-leb la‘l-i lebüñ yādına cān virür isem
Bitmeden yine ṣolup ḫāk ola ḳabrüm giyehi
Ḳadem-i rence ḳılup külbe-i aḥzānumuza
Göre gelseñ n’ola ben ḫaste-dili gāh gehī
Ṣaldısa dām-ı belāya dili zülf-i siyehüñ
Göñlümüñdür ṣuç anuñ yoḳ durur aṣlā günehi
Ruḫ-ı zībāyile sen māhı görüp didi Münīr
Perveriş mihre virür gör bu meh-i çār-dehi

Günümüz Türkçesiyle

1. Boyunun bir benzeri varsa o da gölgesidir; ey dümdüz servi, o da boyunun önüne düşmüş bir âşıktır. ("Üftâde" hem "yere düşmüş" hem "âşık" demektir.)

2. Her gece meşaleler yakılan gönül çölüne, büyük ihtimalle senin hayal askerlerinin ordusu konuyor. (Meşaleler âşığın içindeki ateşlerdir; bizim okumamızdır.)

3. Ey gonca ağızlı, seni külahını yan giymiş yol kesici bir Türk gibi gören herkes benim neye uğradığımı bilir.

4. Senin yakut dudağını anarak susuz dudaklarla can verirsem, mezarımın otu daha bitmeden solup toprak olur.

5. Ayağını zahmete sokup bizim hüzün kulübemize gelsen, ara sıra ben gönlü hastayı görmeye gelsen ne olur.

6. Siyah zülfün gönlü belâ tuzağına düşürdüyse suç gönlümündür; zülfün hiç günahı yoktur.

7. Münîr seni güzel yüzünle bir ay olarak görünce dedi: bak, bu on dördündeki ay güneşi besliyor. (Ay ışığını güneşten alır; burada tersine dolunay gibi sevgili güneşe ışık verir; bizim okumamızdır.)

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir yedi beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin üç yüz on ikincisidir (tg 312). Vezin "fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün" kalıbıdır. Ersoy giriş bölümündeki redif listesinde bu gazelin redifini "-İ" olarak verir; kafiye "-eh" sesine dayanır: şebeh, sehī, sipeh, küleh, giyeh, gehī, güneh ve çār-deh. Gazel üç divan nüshasında (VT 171b, VY 147b, Ü 60b) ve Pervâne Bey Mecmuası'nda (PB 595a) bulunur. Pervâne Bey Mecmuası'nda ikinci ve dördüncü beyitler yoktur; İstanbul nüshası dördüncü beyitte "ṣolup" yerine "ṣolar" der; mahlas beytinin ilk mısraında Viyana ve İstanbul nüshaları ile Pervâne Bey Mecmuası "görüp didi sen māhı" sırasını verir. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Matla gölge ile boy üzerine kuruludur. Kubbealtı Lugatı "şebeh" kelimesini benzeme, benzerlik; "sehî" kelimesini boy için doğru, düzgün, fidan gibi diye açıklar ve "kadd-i sehî" tamlamasını örnek verir. "Üftâde" için ise hem düşmüş hem âşık anlamını verir; ikinci anlam için Fuzûlî'nin "Çekme dâmen nâz edip üftâdelerden" mısraı örnektir. Sevgilinin boyuna benzeyen tek şey yere düşen gölgesidir; gölge yere düştüğü için "üftâde"dir ve aynı kelimeyle boyun âşığı da olur. Bu bir tevriyedir.

İkinci ve üçüncü beyitlerde savaş ve yağma kelimeleri öne çıkar. Kubbealtı "meş'ale" kelimesini bir sopanın ucunda yakılan aydınlatma aracı diye açıklar ve Ömer Seyfeddin'den ordugâhın meşaleleriyle uzaktan göründüğünü anlatan bir örnek verir. Gönül bir çöldür; her gece orada meşaleler yanar, demek ki oraya sevgilinin hayalinden bir ordu konmuştur. Üçüncü beyitte Kubbealtı'nın haydut, yol kesen kimse diye açıkladığı "harâmî" ile "Türk" kelimesi bir araya gelir; aynı sözlük "Türk" kelimesinin sevgili için kullanıldığında zalim, kanlı kimse anlamına geldiğini de belirtir. Külahı yan giymek sevgilinin kayıtsız, şımarık edasını gösterir; Kubbealtı "külâh" maddesinde Nedim'in "Neden şikestedir tarf-ı külâhın" mısraını örnek verir.

Dördüncü ve beşinci beyitler ölüm ve hastalık çevresinde ilerler. Kubbealtı "giyah" kelimesinin "giyeh" biçimini de verir ve ot diye açıklar. Susuz dudaklarla ölen âşığın mezar otu bile bitmeden kurur. Beşinci beyitte Kubbealtı'nın "hüzünler kulübesi" diye açıkladığı "külbe-i ahzân" tamlaması geçer. Sözlüğe göre bu ad, Yakup peygamberin kaybolan oğlu Yusuf'un hasretiyle ağlayarak gözlerini kaybettiği kulübeye verilmiş ve bu anlamla edebiyata geçmiştir; beyit bu kıssaya telmih yapar.

Altıncı beyitte suç zülüften alınıp gönle yüklenir. Mahlas beytinde Kubbealtı'nın "on dört" diye açıkladığı "çâr-deh" kelimesi ve Rûhî-i Bağdâdî'den verdiği "mâh-ı çâr-deh" örneği vardır; on dördüncü gecenin ayı dolunaydır. Kubbealtı "perveriş" kelimesini besleme, yetiştirme diye açıklar. Ay ışığını güneşten alırken burada güneşi besleyen sevgilinin ay yüzüdür; olağan ilişki tersine çevrilir.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar