Özgün Metin

Vezin: mef‘ūlü fā‘ilātü mefā‘īlü fā‘ilün

Götürmeyince āh ile dil zülfi cismini
Genc-i cemālüñ ıramadı mār ṭılısmını
Göñlüm ne deñlü nestene bilmezse ey ṣanem
Ġāyetde ḫūb bilür iñen ‘ışḳ ḳısmını
‘Işḳuñ ki dürlü dürlü belālar baña k’ider
Görmek degül cihānda işitmedüm ismini
Ma‘mūr ide ġamuñ dil evin dir idüm velī
Fikri budur ki götüre ‘ālemde resmini
Çarḫ-ı felekde görinen encüm degül Münīr
Āhum odıyla ābiledür ṭutdı cismini

Günümüz Türkçesiyle

1. Gönül âhıyla zülfün (yılana benzeyen) gövdesini kaldırıp götürmedikçe, güzelliğinin hazinesi yılan tılsımını kendinden uzaklaştıramadı. (Mısraın kuruluşu tam açık değildir; "ıramak" fiilini "uzaklaştırmak" diye anladık; bkz. yorum.)

2. Ey put gibi güzel, gönlüm ne kadar hiçbir şey bilmese de aşk işini (aşktan payına düşeni) pek iyi bilir.

3. Aşkının bana ettiği türlü türlü belaları dünyada görmek şöyle dursun, adlarını bile işitmemiştim.

4. Senin gamının gönül evini şenlendireceğini söylerdim; ama onun niyeti, dünyada o evin izini bile bırakmamaktır.

5. Münîr, feleğin çarkında görünenler yıldız değildir; âhımın ateşiyle onun bedeni kabarcıklarla doldu.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir beş beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin üç yüz on üçüncüsüdür (tg 313). Vezin "mef‘ūlü fā‘ilātü mefā‘īlü fā‘ilün" kalıbıdır. Ersoy giriş bölümündeki redif listesinde bu gazelin redifini "-ını" olarak verir; kafiye "-ism/-ısm" sesine dayanır: cism, ṭılısm, ḳısm, ism, resm ve yine cism. Matla ile mahlas beyti aynı kafiye kelimesiyle, "cismini" ile biter. Gazel iki divan nüshasında bulunur (VT 172b, VY 144b). Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Matla, defineyi bekleyen yılan inancına dayanır. Kubbealtı Lugatı "tılsım" maddesinde kelimenin bir anlamını defînelerin bulunmasını önlemek gibi hususlar için yapılan şekil ve yazılar diye verir ve Kemal E. Kürkçüoğlu'ndan şu örneği aktarır: gömüleri, defineleri bekleyen bir yılan olduğuna inanılır, bu onun tılsımıdır. Aynı maddede Necâtî Bey'in "Açılır genc-i cemâlinden tılısm-ı kâinât" mısraı da yer alır; "güzellik hazinesi" ile "tılsım" bir arada Münîrî'den önce de kullanılmıştır. Münîrî'nin beytinde güzellik hazinesi yanaktır, onu bekleyen yılan ise kıvrım kıvrım zülüftür. Âşığın âhı rüzgâr gibi zülfü kaldırmadıkça hazine yılanından kurtulamaz. Kubbealtı "ıramak" fiilini Eski Türkiye Türkçesine ve halk ağzına ait sayar ve "uzaklaşmak" diye açıklar; beyitte fiil nesne alıyor göründüğü için "uzaklaştırmak" diye anladık (bizim okumamızdır).

İkinci beyitte arkaik kelimeler dikkati çeker. Kubbealtı "nesne" kelimesinin "ne ise ne" sözlerinden "nesene" yoluyla geldiğini ve olumsuz cümlelerde "hiçbir şey" anlamı taşıdığını belirtir; beyitteki "nestene" bu kelimenin eski bir biçimi olarak görünüyor (bizim okumamızdır). Kafiyedeki "iñen" kelimesini bağlamdan hareketle "pek, çok" diye anlıyoruz. Gönül başka hiçbir şeyden anlamaz, ama aşktan payına düşeni çok iyi bilir.

Üçüncü ve dördüncü beyitlerde "isim" ile "resim" (iz, eser) kafiyeye girer. Aşkın belaları o kadar türlüdür ki âşık bunların adını bile duymamıştır. Dördüncü beyitte mamur etmek ile izini silmek arasında bir tezat vardır: âşık gamın gönül evini şenlendireceğini sanırken gam o evi dünyadan silmeye niyetlidir.

Mahlas beyti bir hüsn-i talil örneğidir. Kubbealtı "âbile" kelimesini su kabarcığı ve deri üzerinde meydana gelen kabarcık diye açıklar ve Nâbî'den bir örnek verir. Gökteki yıldızlar yıldız değildir; âşığın âhının ateşi göğün bedenini yakmış, yanık kabarcıkları yıldız gibi görünmüştür. Böylece matladaki "cism" (zülfün gövdesi) mahlas beytinde göğün gövdesine dönüşür ve gazel âhın gücüyle açılıp kapanır.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar