Özgün Metin

Vezin: fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün

Açdıġum göñlüm evine gözümi bāb gibi
Gördüm anı ki ḫayālüñe senüñ bāb gibi
Naḳş-ı na‘l-i süm-i esbüñe güneş secde ider
Düşmegin rūy-ı zemīn üstine miḥrāb gibi
Ġoncasın göñlüñ açılsun diyü ey lāle-‘iẕār
Yaş döker gözlerümüz kūze-i dūlāb gibi
Rūşen oldı dehenüñ noḳṭasını görmek ile
Dāyire çekdügi ḫaddüñ gül-i sīr-āb gibi
Mihr-i ruḫsāruñı gözde göreli eşk-i Münīr
Ṭurmaz ider ḥareket şevḳ ile sīm-āb gibi

Günümüz Türkçesiyle

1. Gönül evime gözümü bir kapı gibi açtım; gördüm ki göz senin hayaline bir kapı gibidir. (Matlanın iki mısraı da "bâb" kelimesiyle biter; bkz. yorum.)

2. Güneş, atının nalının izine secde eder; çünkü o iz yeryüzünün üstüne bir mihrap gibi düşer. (Nal izinin kemerli biçimi mihraba benzetilir.)

3. Ey lale yanaklı, "Gönlünün goncası açılsın" diye gözlerimiz dolap testisi gibi yaş döker.

4. Ağzının noktasını görmekle, yanağının taze bir gül gibi (o noktanın çevresine) daire çizdiği açıkça anlaşıldı.

5. Yanağının güneşini gözde göreli beri Münîr'in gözyaşı durmaz; özlemle civa gibi kıpır kıpır hareket eder.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir beş beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin üç yüz on beşincisidir (tg 315). Vezin "fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün" kalıbıdır. Ersoy giriş bölümündeki redif listesinde bu gazelin redifini "gibi" olarak verir; kafiye "-āb" sesine dayanır: bāb, bāb, miḥrāb, dūlāb, sīr-āb ve sīm-āb. Matlanın iki mısraı aynı kafiye kelimesiyle, "bāb" ile biter. Gazel iki divan nüshasında bulunur (VT 172b, VY 145a). Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Matlada aynı kelime iki kez kafiyeye girer. Kubbealtı Lugatı "bap – bab" kelimesine kapı, bir kitabın bölümlerinden her biri ve husus, konu anlamlarını verir. İlk mısrada "bāb" açıkça kapıdır: âşık gözünü gönül evine bir kapı gibi açar. İkinci mısrada da en yakın anlam kapıdır; göz, sevgilinin hayalinin gönle girdiği kapıdır. Kelimenin ikinci mısrada "konu, husus" anlamıyla da okunabileceğini düşünüyoruz, ama bunu kesin olarak söyleyemiyoruz (bizim okumamızdır).

İkinci beyit ibadet kelimeleriyle kurulmuştur. Kubbealtı "na'l" kelimesini nal kelimesinin eski metinlerdeki asıl şekli, "mihrap" kelimesini de ibadet yerlerinde kıble duvarında imamın önünde durduğu girintili yer diye açıklar. Nal izi kemerli biçimiyle mihraba benzer; güneş de bu mihraba secde eder. Güneşin yere eğilmesi, sevgilinin atının ayak izine bile duyulan saygı olarak gösterilir.

Üçüncü beyitte Kubbealtı'nın bostan kuyusundan su çekmeye yarayan düzenek diye açıkladığı ve eski metinlerde "dōlāb – dūlāb" biçiminde de kullanıldığını belirttiği "dolap" kelimesi geçer; aynı maddede Zâtî'nin "Döküp göz yaşını devrân elinden zâr zâr inler" mısraıyla dolabın ağlaması anlatılır. Kubbealtı "kûze" kelimesini testi diye açıklar. Dolabın testileri durmadan su döker; âşığın gözleri de sevgilinin gönül goncası açılsın diye aynı şekilde yaş döker. Goncanın suyla açılması ile gözyaşı arasındaki bağ beytin hüsn-i talilidir.

Dördüncü beyitte nokta ile daire arasındaki ilişki kurulur. Kubbealtı "rûşen" kelimesine parlak, aydınlık ve âşikâr anlamlarını, "sîrâb" kelimesine de suya kanmış ve taze, körpe anlamlarını verir. Sevgilinin ağzı bir noktadır; yanak bu noktanın çevresine taze bir gül gibi daire çizmiştir. Nokta görülünce dairenin varlığı da anlaşılır (bizim okumamızdır).

Mahlas beytinde Kubbealtı'nın eski dilde cıva diye açıkladığı "sîmâb" kelimesi gelir; aynı maddedeki Fıtnat Hanım ve Leskofçalı Gālib beyitlerinde sîmâb titreme ve ıztırapla birlikte anılır. Kubbealtı "mihr" kelimesine güneş ve sevgi anlamlarını verir. Yanağın güneşi göze yansıyınca âşığın gözyaşı yerinde duramaz, özlemle civa gibi titrer.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar