Özgün Metin

Vezin: mef‘ūlü fā‘ilātü mefā‘īlü fā‘ilün

Ṣu gibi ḳanum içmege bir muġ-beçe mübāḥ
Mest-i ṣabūḥ olup yetişür her ‘alā’ṣ-ṣabāḥ
Zāhid ḳo nīk ü bed ḫaberin devr-i gül durur
Şimdi yeg ol degül mi k’ola elde kās-ı rāḥ
Gerçi ṭalāḳ virmiş idüm duḫter-i reze
İster göñül kim idem aña yine ben niḳāḥ
Pīr- muġān işigine sürsün di yüzini
Deyr-i fenāda isteyene ey göñül ṣalāḥ
Dil şāh-bāz-ı ḳuds ile pervāz ider Münīr
Ṣūretde olmadıysa n’ola murġ-ı ẕü’l-cenāḥ

Günümüz Türkçesiyle

1. Bir meyhane çırağına (muğbeçeye) kanımı su gibi içmek mubahtır; her sabah erkenden sabah şarabıyla sarhoş olarak çıkagelir.

2. Ey zahit, iyinin kötünün haberini bırak, gül mevsimidir; şimdi elde bir şarap kadehinin bulunması daha iyi değil mi?

3. Gerçi asma kızını (şarabı) boşamıştım (tövbe edip şaraptan el çekmiştim), ama gönül ona yeniden nikâh kılmak ister.

4. Ey gönül, bu geçici dünya manastırında doğruluk ve iyilik isteyene söyle, yüzünü pîr-i muğanın (meyhane pirinin) eşiğine sürsün.

5. Ey Münîr, gönül kutsal âlemin şahin kuşuyla birlikte uçar; görünüşte kanatlı bir kuş olmadıysa ne çıkar.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir beş beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin otuz altıncısıdır (tg 36). Vezin "mef‘ûlü fâ‘ilâtü mefâ‘îlü fâ‘ilün" kalıbıdır. Gazel redifsizdir; kafiye "-âḥ" sesidir: mübāḥ, ṣabāḥ, rāḥ, niḳāḥ, ṣalāḥ, cenāḥ. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Şiir üç divan nüshasında da bulunur (VT 106a, VY 87b, Ü 23a); ancak İstanbul Üniversitesi nüshası gazeli farklı bir düzen ve biçimde verir. Aparata göre Ü'de 2. beyit dördüncü sırada, 3. beyit ikinci sıradadır. Ü 2. beyitte "ḳo nīk ü bed ḫaberin" yerine "açma aġzuñı", "Şimdi yeg degül mi k'ola elde" yerine "Çün kim yetişdi vaḳt-i gül ü devr-i" okur; 3. beyitte "ister göñül" yerine "fikrüm budur" der. Bu farklar, gazelin nüshalarda ayrı biçimlerle dolaştığını gösterir.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazel, divan şiirinin rindane bir örneğidir: zahide karşı şarap savunulur, meyhane çevresinin kişileri (muğbeçe, pîr-i muğan) övülür. Matlada "mübāḥ" (dinen serbest) kelimesi şaşırtıcı bir yerde kullanılmıştır: meyhane çırağının âşığın kanını içmesi mubah sayılır. "Ṣabūḥ" (sabah şarabı) ile "‘alā'ṣ-ṣabāḥ" (sabah erkenden) aynı kökten gelir; bu iştikak beyte bir ses zevki katar.

İkinci beyit gül mevsimini öne sürerek zahide seslenir. İyi ve kötü hakkında öğüt vermeyi bırakması, elde kadeh bulundurmanın daha iyi olduğunu kabul etmesi istenir. "Rāḥ" kelimesi sözlük anlamıyla şaraptır.

Üçüncü beyit fıkıh terimleriyle kurulmuş bir şakadır. Şarap "duḫter-i rez", yani asma kızı olarak düşünülür; âşık tövbe edip onu boşamıştır (ṭalāḳ), ama gönül onunla yeniden evlenmek (niḳāḥ) ister. Matladaki "mübāḥ" ve dördüncü beyitteki "ṣalāḥ" ile birlikte bu terimler, zahidin dili kullanılarak zahitle alay edildiğini gösterir; bu tespit bizimdir. Dördüncü beyitte doğruluk isteyenin meyhane pirinin eşiğine yüz sürmesi tavsiye edilir. "Deyr-i fenā" sözlük anlamıyla "geçicilik manastırı", yani dünyadır.

Mahlas beyti dünyevî rindlikten manevî bir yükselişe geçer. Gönül görünüşte kanatlı değildir, ama kutsal âlemin şahiniyle birlikte uçar. Bu kapanış, şarabın ve meyhanenin tasavvufi bir anlam da taşıyabileceğini düşündürür. Ersoy'un girişinde Münîrî'nin rindliği hakkındaki örnekler başka gazellerden alınmıştır; bu gazel orada anılmaz.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar