Özgün Metin
Vezin: mefā‘īlün mefā‘īlün fe‘ūlün
Beyit 3132-3136
Hemân tâvûs-ı sidre ya‘nî Cibrîl
Bu âyetle yitişdi nitekim yil
وَاِذْ يَمْكُرُ بِكَ الَّذِينَ كَفَرُوا لِيُثْبِتُوكَ اَوْ يَقْتُلُوكَ اَوْ يُخْرِجُوكَ وَيَمْكُرُونَ وَيَمْكُرُ اللّٰهُ
Nuzûlinde sebeb sordı Cenâbı
Didi sözde dökerek dürr-i nâbı
Ki senüñ kasduña cem‘ olup a‘dâ
Bed-endîş ile itdiler köti râ
Hudâ-yı bî-niyâz eyle buyurdı
Ki bu gice koyup gidüp bu yurdı
Medîneye kılasın sen de hicret
Ki görile ne-ise soñra ‘ibret
Beyit 3148-3152
İyitdi yâ Ebâ Bekr Ahmede di
Şeb-i hicret bu gicedür var imdi
K’ola ashâb ile ensâra vâsıl
Olur min ba‘d neyse fikri hâsıl
Diyüp böyle bunı görünmez oldı
Velî bilmez ki kanca gitdi n’oldı
Gelüp didi cenâbına nişânın
Beyân itdükde bir bir neyse şânın
Tebessümle didi İblîsdür ol
Ki ya‘nî gösterür lu‘b ile ol yol
Beyit 3157-3172
Getürdüp Murtazâya emr-i Berrî
‘Ayân idüp serâser bildi sırrı
Buyurdı sen benüm yirümde yatup
Bürüngil bürdümi küffâr olup tob
Gelürlerse yime gam hâfıza’llâh
Gidüp ol dün kim olıcak sehergâh
Harîmüm üzre nâzırsın mu‘ayyen
Emânet ne ki var vir issine sen
Nebîler muktedâsı Tañrı hâsı
‘Alî-yi Murtazâyı k’itdi vâsî
Görüp kaydın ‘işâ vaktini gözler
Yüzin gören zihî devletlü gözler
Hemân Cibrîl ü Mîkâ‘ile hâli
Cenâb-ı ‘izzetüñ oldı su‘âli
Ki siz iki karındaşı vücûda
Getürdüm lâyık olduñuz sücûda
Biriñüz ‘ömri uzun biri kûteh
Konuldu oluñuz bu sırdan âgeh
Olan kûtâha kankıñuz ki kâyil
K’ola öñ vasl-ı rûhâniye kâbil
Dileyen kimdürür bes ‘ömrüñ azın
Taleb her birisi kıldı dırâzın
Nidâ dergâh-ı Hakdan irdi ol dem
Ki görüñüz ‘Alî-yi bî-gam ü hemm
Diyüp ben bendeñ olsun saña kurbân
Fidâ itdi Habîbüm yolına cân
Benem hod kandasa her şahsa nâcî
İkiñüz dahı oluñ aña bekçi
İnüñ bu gice bekleñ subha dek tâ
K’irişmeye şer u şûr aña aslâ
Hitâb-ı Hak bu k’oldı ‘izzet ile
Revân indiler işbu ayet ile
وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَشْرِي نَفْسَهُ ابْتِغَاءَ مَرْضَاتِ اللّٰهِ وَاللّٰهُ رَؤُفٌ بِالْعِبَادِ
Beyit 3182-3190
Didi bir ‘abde iki üştür ile
Sagılur niçe koyun al bile
Çıkup sahrâda otur bizi gözet
Ki bu gicedür irdi vakt-i hicret
Adı ‘Âmir-idi kendüsi ‘âlim
Bu vech ile anuñla itdi bir im
Bilegce aluban ‘Abdullâhı hem
Getür kim rehber olup gide bâ-hem
Başından çok geçürüp eyü yavuz
‘Atîka oldı bu yolda kulavuz
Getürmemişdi ammâ dâhı îmân
Komışdı vaktine fermân-ı Sübhân
Kızı Esmâya (Esmâya) didi sen dahı gel
Yimekler bişürüp ‘Âmirle al gel
İyitdi oglına olmakla hâmuş
Kureyşüñ her sözine sen de tut gûş
Bize ‘Âmirle itgil varın i‘lâm
Velî tuymasun anı hâs eger ‘âm
Beyit 3193-3198
‘İşâdan soñra Cibrîl oldı hâzır
İyitdi yolları bagladı kâfir
Velî vakt oldı bâb-ı Havhadan çık
‘Aduv re‘yi esâsın hak ile yık
Dinilmez-ise ol bî-dînlere kaç
Yakından bir avuç hak anlara saç
İder Hak gözlerin baglayu gâfil
Velî bu âyeti evvel okıgıl
وَجَعَلْنَا مِنْ بَيْنِ اَيْدِيهِمْ سَدًّا وَمِنْ خَلْفِهِمْ سَدًّا فَاَغْشَيْنَاهُمْ فَهُمْ لَا يُبْصِرُونَ
Hemân-dem idüp Allâha tevekkül
Yüridi göre kâfir gözine kül
Oluban devlet ü ikbâl hem-reh
O derden taşra çün kim çıkdı ol meh
Beyit 3227-3230
Yitişdi dâmen-i kûh-ı Hirâya
‘Urûc ider güneş san istivâya
Giderken görmemekçün çeşm-i haffâş
Mübârek ayagını yardı bir taş
Revân oldı dûn içinde akar kan
Gözüm kan dök göñül cân vir ciger yan
Hirâ tagı anuñçün acıyup hep
Peyâpey ditredi tutmışdı san teb
Beyit 3232-3235
Egerçi sâkin oldı kûh ammâ
Döker kan çeşmi Sıddîkuñ nice mâ
Ciger kanı pür itmişken gözini
Öpüp ayagına sürdi yüzini
Didi kâş olsa başum iki pâre
Mübârek pâyuña irince yara
Çeküp yırtup ridâsın eyledi çâk
Sarup muhkem öperek kıldı hem pâk
Beyit 3245-3251
Cenâbı kulle-i kûh-ı Hirâya
Hele çıkdı güneş san k’istivâya
Karar anda da itmeyüben aslâ
Yürüdi nitekim mâh-ı şeb-ârâ
Olundı kûh-ı Sevre ‘azm andan
Halâs oldı cirâhat gerçi kandan
Velî pây-ı mübârekdeki yara
Döyüş virmez ki ol kûha da vara
‘Atîki çignine götürdü derhâl
Uçar sankim Hudâ virdi per ü bâl
Olup ten bir revân iki meselde
Sabâ-veş seyr ider fark-ı cebelde
Kemerler geçdi gerçi kıldan ince
Yitişdi kûh-ı Sevre ha diyince
Günümüz Türkçesiyle
3132. Hemen Sidre'nin tavusu, yani Cebrail, bu âyetle rüzgâr gibi yetişti. Ardından neşirde Arapça âyet (Enfâl 8/30'un baş kısmı) yer alır; anlamı şudur: "Hani inkâr edenler seni bağlamak, öldürmek ya da yurdundan çıkarmak için sana tuzak kuruyorlardı; onlar tuzak kurarken Allah da tuzak kuruyordu."
3133. Peygamber âyetin iniş sebebini sordu; Cebrail sözlerine saf inciler döker gibi anlattı:
3134. Düşmanlar seni öldürmek kastıyla toplanıp kötü niyetle çirkin bir karar aldılar.
3135. İhtiyaçtan münezzeh olan Allah şöyle buyurdu: Bu gece bu yurdu bırakıp git
3136. ve sen de Medine'ye hicret et; sonra (bu işte) ne ibret varsa görülsün.
3148. (Şeytan) dedi: Ey Ebû Bekir, Ahmed'e söyle, hicret gecesi bu gecedir, haydi şimdi git;
3149. ashaba ve ensara kavuşsun; bundan sonra düşüncesi neyse gerçekleşir.
3150. Böyle deyip gözden kayboldu; Ebû Bekir onun nereye gittiğini, ne olduğunu bilemedi.
3151. Ebû Bekir gelip o kişinin görünüşünü bir bir anlatarak Peygamber'e alametlerini söyledi.
3152. Peygamber gülümseyerek dedi: O İblis'tir; yani o yolu hile ile gösteriyor.
3157. Murtazâ'yı (Hz. Ali'yi) çağırtıp Allah'ın emrini ona açıkladı; Ali sırrın tamamını öğrendi.
3158. Buyurdu ki: Benim yerimde yat, hırkama bürün; kâfirler toplanıp gelecekler.
3159. Gelirlerse kaygılanma, koruyucu Allah'tır; seher olunca o gece de geçip gider.
3160. Ailemin üzerinde gözetici sensin; bende ne emanet varsa sahibine ver.
3161. Peygamberlerin önderi, Allah'ın seçkin kulu, Ali Murtazâ'yı vasisi yapınca
3162. hazırlığını görüp yatsı vaktini gözler; onun yüzünü gören gözler ne bahtiyardır. (Kafiyedeki "gözler" önce "bekler", sonra "gözler" anlamındadır.)
3163. O anda yüce Allah, Cebrail ile Mikâil'e şöyle sordu:
3164. Sizi iki kardeş olarak var ettim; secde edilmeye layık oldunuz.
3165. Birinizin ömrü uzun, ötekinin kısa takdir edildi; bu sırdan haberiniz olsun.
3166. Hanginiz kısa olana razıdır, ta ki ruhani kavuşmaya önce o erişsin.
3167. Peki ömrün azını dileyen kimdir; her biri uzununu istedi.
3168. O anda Allah'ın dergâhından bir nida geldi: Gamdan kederden uzak Ali'ye bakın;
3169. "Ben kulun sana kurban olayım" diyerek Sevgilimin yoluna canını feda etti.
3170. Her kişiyi nerede olursa olsun kurtaran zaten benim; siz ikiniz de ona bekçi olun.
3171. Bu gece inin, sabaha kadar bekleyin ki ona hiçbir kötülük ve kargaşa erişmesin.
3172. Allah'ın hitabı böyle izzetle gelince bu âyetle hemen indiler. Ardından neşirde Arapça âyet (Bakara 2/207) yer alır; anlamı şudur: "İnsanlardan öylesi vardır ki Allah'ın rızasını kazanmak için kendini feda eder; Allah kullarına çok şefkatlidir."
3182. (Ebû Bekir) bir köleye dedi: İki deve ve birkaç sağmal koyun al yanına,
3183. çıkıp kırda bekle, bizi gözet; çünkü bu gece hicret vakti geldi.
3184. Adı Âmir'di, bilgili biriydi; Ebû Bekir onunla bu şekilde bir işarette anlaştı.
3185. Abdullah'ı da yanına alıp getir ki yol gösterici olsun, birlikte gitsin.
3186. Bu adam iyisiyle kötüsüyle çok şey görmüştü; bu yolda Atîk'e (Ebû Bekir'e) kılavuz oldu.
3187. Ama henüz iman etmemişti; Allah'ın fermanı bunu vaktine bırakmıştı.
3188. Kızı Esmâ'ya dedi: Sen de gel, yemek pişirip Âmir'le birlikte getir. (Neşirde "Esmâya" kelimesi parantez içinde bir kez daha basılmıştır.)
3189. Oğluna dedi ki: Sesini çıkarmadan sen de Kureyş'in her sözüne kulak ver,
3190. hepsini Âmir aracılığıyla bize bildir; ama bunu ne seçkinler sezsin ne halk.
3193. Yatsıdan sonra Cebrail geldi ve dedi ki: Kâfirler yolları kesti.
3194. Ama vakit geldi, Havha kapısından çık; düşmanın kararını temelinden hak ile yık.
3195. O dinsizlere söz geçmiyorsa, yakından bir avuç toprak (hâk) alıp üzerlerine saç. (Neşirde "hak" diye basılan kelime burada toprak anlamındadır; önceki beyitteki "hak" ile cinas yapar. Mısra başındaki "kaç" kelimesinin bağlantısı açık değildir.)
3196. Allah onların gözlerini bağlayıp gafil eder; ama önce şu âyeti oku. Ardından neşirde Arapça âyet (Yâsîn 36/9) yer alır; anlamı şudur: "Önlerine bir set, arkalarına bir set çektik; gözlerini perdeledik, artık göremezler."
3197. Hemen Allah'a tevekkül edip yürüdü; kâfirlerin gözüne kül serpilmişti.
3198. O ay yüzlü o kapıdan dışarı çıkınca devlet ve ikbal ona yol arkadaşı oldu.
3227. Hira dağının eteğine ulaştı; güneş sanki gökyüzünün tepesine yükseliyordu.
3228. Giderken, karanlıkta yarasa gözü gibi göremediğinden, bir taş mübarek ayağını yardı.
3229. Gece içinde akan kan sel gibi aktı; ey gözüm kan dök, ey gönül can ver, ey ciğer yan.
3230. Hira dağı bunun acısını duyup sanki sıtmaya tutulmuş gibi art arda titredi.
3232. Dağ sakinleşti ama Sıddîk'ın (Ebû Bekir'in) gözü su gibi kan döküyordu.
3233. Ciğer kanı gözlerini doldurmuşken (Peygamber'in) ayağını öpüp yüzünü sürdü.
3234. Dedi ki: Keşke senin mübarek ayağına yara değeceğine benim başım ikiye bölünseydi.
3235. Ridasını çekip yırttı, yarayı sıkıca sarıp öperek temizledi.
3245. Peygamber Hira dağının doruğuna çıktı; güneş sanki gökyüzünün tepesine çıkmıştı.
3246. Orada da hiç durmayıp geceyi süsleyen ay gibi yürüdü.
3247. Oradan Sevr dağına yönelindi; yaranın kanı gerçi durmuştu,
3248. ama mübarek ayaktaki yara o dağa varmaya dayanma (döyüş) gücü vermiyordu.
3249. Atîk (Ebû Bekir) onu hemen omzuna aldı; Allah ona kanat vermiş gibi uçuyordu.
3250. Meseldeki gibi bir beden iki can olup sabah yeli gibi dağın tepesinde yol aldı.
3251. Kıldan ince geçitlerden geçti ve "ha" deyinceye kadar Sevr dağına ulaştı.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Bu beyitler Münîrî'nin yedi ciltlik manzum Siyer-i Nebî'sinin üçüncü cildindeki hicretnâmeden alınmıştır. TDV İslâm Ansiklopedisi'ne göre siyer 32.475 beyitle Türk edebiyatının bilinen en uzun manzum siyeridir ve tek nüshası Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi'ndedir (Koğuşlar, nr. 994-995). Hicretnâme 1101 beyittir. Reyhan Çorak 2018'de yayımladığı makalede bu bölümden seçtiği beyitleri 2010 tarihli doktora tezindeki numaralarıyla vermiştir. Metin, Çorak'ın belirttiği gibi tam çeviriyazıyla verilmemiş, makaleye alınmayan beyitler noktalı satırla gösterilmiştir. Bu yazı makaledeki beyitlerin ikinci kısmıdır ve 3132-3251 arasından 56 beyit içerir. Birinci kısım Dâru'n-Nedve toplantısıyla biter.
Vezin "mefâ‘îlün mefâ‘îlün fe‘ûlün", nazım şekli mesnevîdir. Bu bölüm de cinaslı kafiyelere dayanır: 3162. beyitte "gözler" önce bekler, sonra gözler anlamındadır; 3194-3195. beyitlerde gerçek anlamındaki "hak" ile toprak anlamındaki "hâk" makalede aynı biçimde yazılmıştır. Anlatının içine üç Arapça âyet yerleştirilmiştir: Cebrail'in getirdiği Enfâl 8/30, Ali için inen Bakara 2/207 ve Peygamber'in evden çıkarken okuduğu Yâsîn 36/9. Âyetlerin yerini Çorak dipnotlarında gösterir. Yâsîn âyeti makalede dizgi hatasıyla harfleri ters sırada basılmıştır; özgün metinde âyetin doğru sırası verilmiştir. 3188. beyitte "Esmâya" kelimesinin parantez içinde tekrarlanması makaledeki biçimiyle bırakılmıştır.
Anlam ve Söz Sanatları
Bölüm üç sahneden oluşur. İlkinde şairin "Sidre'nin tavusu" diye andığı Cebrail müşriklerin kararını haber verir ve hicret emrini getirir. 3148-3152. beyitlerde şeytan bir kez daha görünür: Ebû Bekir'e hicret gecesinin geldiğini söyleyip kaybolur, Peygamber de gülümseyerek onun İblis olduğunu, yolu hile ile gösterdiğini söyler. Böylece Münîrî'nin anlatısında şeytan hem toplantının akıl hocası hem de olayların tanığı olarak sahnede kalır.
İkinci sahne Ali'nin Peygamber'in yatağına yatmasıdır. Peygamber ona hırkasına bürünmesini ve emanetleri sahiplerine vermesini söyler. Ardından Münîrî bir hikâye anlatır: Allah, Cebrail ile Mikâil'e hangisinin kısa ömre razı olacağını sorar, ikisi de uzun ömrü ister; bunun üzerine Allah onlara canını Peygamber'e feda etmekten çekinmeyen Ali'yi gösterip o gece onu korumalarını emreder (3163-3172). Hikâyenin sonunda iki melek Bakara sûresinin 207. âyetiyle iner. Çorak'ın özetinde de Cebrail ile Mikâil'in gece boyunca Ali'yi korumakla görevlendirildiği belirtilir. Ebû Bekir'in hazırlığını anlatan beyitler (3182-3190) ise bilgi veren sade bir dille yazılmıştır: develer, sağmal koyunlar, kılavuz, yemek getirecek kız ve Mekke'yi dinleyecek oğul tek tek sayılır.
Üçüncü sahne yolculuktur. Cebrail'in öğrettiği âyet ve bir avuç toprakla Peygamber kuşatmayı yarıp çıkar; şair burada "kâfirin gözüne kül" deyimini kullanır (3197). Hira dağında bir taşın Peygamber'in ayağını yarmasıyla dil değişir ve lirik bir söyleyiş başlar. 3229. beyitte şair anlatıyı bırakıp kendi gözüne, gönlüne ve ciğerine seslenir. Dağın sıtmaya tutulmuş gibi titremesi, Ebû Bekir'in kanlı gözyaşları, ridasını yırtıp yarayı sarması ve Peygamber'i omzunda taşırken kanat takmış gibi uçması olağanüstü olanla duygulu olanı birleştirir. 3250. beyitteki "bir beden iki can" sözünü şair bilinen bir mesele bağlar. Güneş ve ay benzetmeleri (3227, 3245-3246) Peygamber'in yürüyüşünü gökyüzü imgeleriyle anlatır.
Tarihî Bağlam
TDV'deki "Hicret" maddesine göre Peygamber suikast kararını Cebrail vasıtasıyla öğrenmiş, Ebû Bekir'le birlikte bir kılavuz bulmuş, Ali'yi evinde bırakıp emanetleri sahiplerine vermekle görevlendirmiş ve Ebû Bekir'le Mekke'nin güneybatısındaki Sevr dağına giderek bir mağaraya saklanmıştır. Kılavuz Abdullah b. Uraykıt müşrik olmakla birlikte güvenilir bir kişiydi. Münîrî'nin 3185-3187. beyitlerinde yol gösterici olarak anılan ve henüz iman etmediği söylenen Abdullah bu kılavuza karşılık gelir. TDV, Ebû Bekir'in oğlu Abdullah'ın her gece mağaraya gelip Mekke'den haber getirdiğini de anlatır; Münîrî'de dinleme görevi oğula verilir, haberi Âmir götürür. Çorak'ın tarihî özetinde Âmir b. Füheyre de yola çıkanlar arasındadır.
Anlatının bazı halkaları bu anlatımlarda yoktur ya da başka biçimdedir. Çorak'ın özetine göre Münîrî'de Peygamber ile Ebû Bekir önce Hira dağına yönelir ve Sevr'e oradan geçerler; TDV maddesi ise doğrudan Sevr'den söz eder. Meleklerin ömür hikâyesi, dağın titremesi ve Ebû Bekir'in Peygamber'i omzunda taşıması, Çorak'ın menkıbevî dediği, olağanüstü olaylarla genişletilmiş anlatı katmanına aittir. Çorak bu hikâyelerin Peygamber'in halkın zihninde sıradan bir kişi gibi algılanmasını önlemek ve olayları akılda kalıcı kılmak için kullanıldığını söyler.
Kaynakça
Akademik çalışmalar
- Reyhan Çorak, "Amasyalı Münîrî'nin Siyer-i Nebî'sinde Bulunan Hicretnâme ve Hususiyetleri", Hadis ve Siyer Araştırmaları Dergisi, 4(2), 2018, s. 11-47 (beyitler s. 26-31; bilgi s. 16, 20-21, 45-46). https://isamveri.org/pdfdrg/D04117/2018_2/2018_2_CORAKR.pdf
- Ümran Ay, "Münîrî Amâsî", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. EK-2, Ankara 2019, s. 337-338. https://islamansiklopedisi.org.tr/muniri-amasi
- Ahmet Önkal, "Hicret", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 17, İstanbul 1998, s. 458-462. https://islamansiklopedisi.org.tr/hicret
Çevrimiçi kaynaklar




