Özgün Metin
Vezin: mefā‘īlün mefā‘īlün fe‘ūlün
Beyit 2966-2968
Gel iy hicrân elinde mübtelâ dil
Di söyle hicr ile ne hâl-i müşkil
İñilde ney gibi her dem olup zâr
Nice kânun umar zâr içre bîmâr
Büküp kaddüñi kıldı hicr eli çeng
Neçün iñlenmez idüp nâle âheng
Beyit 2972-2974
Koma elden hevâ-yı yurd-ı aslı
Bunuñ hod bellü ne aslı vü faslı
Mu‘ayyen ma‘nî-i hubbu’l-vatan ne
Degül hâcet dimek saña kimesne
Münîrî söylegil hicretle ashâb
Ne kıldı ya ne çekdi cân-ı ahbâb
Beyit 2977-2984
Kureyş ile ki ‘ahd idüben ensâr
Gelüp yümn ile sâkin k’oldı Muhtâr
İzâdan çekdiler el gerçi a‘yân
Mecânîn-i Kureyşe nice peymân
Yine dindi hem anlara ki di iyt
Havâle anuñ içün oldı her it
Çekerlerdi cefâ yine bayagı
Kaçan bir yirde olur iki yagı
Gelüp ashâb bir gün bess-i şekvâ
Cenâbına kim itdiler hüveydâ
قال عَلَيه السَّلام اِنَّ الله عَزَّ وَجَلَّ قَد جَعَلَ لَكُم اخواناً وَداراً تَأمَنونَ
Didi Bârî te‘âlâ size me‘men
Bürâderlerle virdi ‘ayn-ı gül-şen
Varuñ anlarla oluñ şâd u hurrem
Ola kim mesken ola baña da hem
Bu emr ile hemân başlandı gide
Medîneye sahâbe rıhlet ide
Beyit 3044-3047
Dirilüp irte Dâru’n-Nedveye hep
Olunsun meşveret irince tâ şeb
Meger kim tanışıkçün-idi ol cây
Ki Dâru’n-Nedve didi yohsul u bay
Havâs anda dirildiler sehergeh
Velî dindi ‘avâma virmeñüz reh
Gelürse ecnebîye de dine kıf
Ki kimse olmaya esrâra vâkıf
Beyit 3050-3075
Meger şeytân ‘aleyhi’l-la‘ne derhâl
Kapuda bitdi bilmege ne ahvâl
Dönüp kendüsi bir pîr-i ‘azîze
Diler k’ire Kureyşi bî-temîze
Didi derbân-ı Dâre’n-Nedve kimsin
Ki görmişsin cihânda bu kadar sin
İyitdi di Hişâm oglına gelsün
Cevâbum her ne-ise kendü alsun
Varup hâcib ki geldi Cehl iti dûn
Çıkup görüşdiler ol iki mel‘ûn
Didi iy şeyh-i kâmil merhabâ biñ
Sizüñ ne biñse dahı eylegil yiñ
İyitdi ehl-i hürmet bir kişiyem
Yog eksük ‘âlem içre hîç nesnem
İşitdüm kim Kureyşe düşdi bir iş
Dilerven mâl ü ‘akl ile olam iş
Gelüp Bû Cehle ol sözi igen hûb
Görindi sırrıdur gözine mahbûb
Alup i‘zâz ile k’içerü girdi
Selâm anlara kim kâfirce virdi
Ebû Cehl idüben ta‘rîf-i bî-had
Geçürdi yanına i‘zâz ile sad
Görince ol la‘îne virüben dil
Serâser hürmet itdi ehl-i menzil
Ki zirâ vardı rûhânî bir sır
Ki kendüler gibiydi ol da kâfir
Didiler iy ‘aceb ism-i mübârek
Ne iki saldı sini Hak tebârek
İyitdi baña dirler şeyh-i Necdî
Ezelden şânemüzdür ‘ayn-ı mecdî
Görüp ‘ömr-i dırâz ile cihânı
Çog itmişem cihânda imtihânı
Eyü yavuz geçüpdür çok bu başdan
Ya yir yok görmedük kuru vü yaşdan
Geçürdüm ‘ömri ‘ayân sohbet ile
Ulaldum bu deme dek hürmet ile
Kureyşi añmagın envâ‘-ı millet
Ol oldı gelmeme bu şehre ‘illet
Ki kopmış arañuzda bir iki er
Çekermiş kendü ol da başka bir ser
Muhammed ibni ‘Abdullâhmış adı
İdermiş hvor her biliş ü yadı
Çıkarup kendü de bir yiñi âyîn
Eb u ced çün dir-imiş öldi bî-dîn
Diyüben Lât u ‘Uzzâ dîni bâtıl
Virür-imiş dûzahı size [ög]dil
Bu cem‘iyyet dahı anuñçün oldı
Bilürem hem buña bâ‘isde n’oldı
İyitdiler bu sırrı kimseye biz
Dimedük kimden işitdüñüz siz
Didi hep bunı baña Lât ü ‘Uzzâ
Diyüpdür saklamañ siz dahı aslâ
Beyit 3102-3109
Rebî‘a didi ben de böyle tedbîr
İdüpven görüñ olsun neyse takrîr
Tutup ol sâhiri muhkem idüp bend
Ne şehr içre koyavuz ne göre kend
Kenâr-ı bahre iltile mukayyed
İrer deryâ-durur keştî yâhod yed
Koyup fülk içre açup bâdubânı
Habeşe milkine geçüre anı
Gülüp şeytân didi olmaz bu da hîç
Muhibbîdür Necâşî hod degül pîç
Bilürsiz kim Muhammed kavmine ol
Geçende nice lutf itdi igen bol
Göricek Ahmedi leşker de koşar
Olur bu kerre her hayr işiñüz şer
Nicesini dahı söyletdi iblîs
Begenmedi biri sözinde ol pîs
Beyit 3113-3119
Görülsün her kabîleden nice er
K’ola her biri Rüstem-veş dilâver
Basup ivin çeküben tîg-ı ser-tîz
İdelüm pâre pâre tutuban tîz
Bahâdurlar tagılsunlar hemân-dem
Giden dûn yine k’ura subh-ı dem dem
Seher turup göreler k’Ahmed ölmiş
Diye her biri yâ Rab buña n’olmış
İdeler külli-i kavme tevehhüm
Görevüz kime irer gâyet-i hüm
Diyet virile âhir gâyeti bu
Budur matbu‘-ise ger kavl-i nîgû
İşidüp bu sözi şeytân-ı mel‘ûn
Sevinüp kahkahayla güldi ol dûn
Günümüz Türkçesiyle
2966. Gel ey ayrılığın elinde derde düşmüş gönül; söyle bakalım, ayrılık (hicr) insana ne zor bir hâl yaşatır. (Hicrân ve hicr, yani ayrılık, birazdan anlatılacak olan hicret ile aynı kökten gelir.)
2967. Ney gibi her an ağlayıp inle; ağlayış içindeki hasta nasıl bir kanun (düzen) umabilir. (Ney ile kânun iki çalgının adıdır; kânun aynı zamanda kural, düzen demektir.)
2968. Ayrılığın eli boyunu büküp seni çeng gibi etti; neden feryadını ezgiye çevirip inlemiyorsun. (Çeng, gövdesi kavisli bir çalgıdır; kelime "eğri, bükük" anlamına da gelir.)
2972. Asıl yurdunun sevdasını (hevâ) elden bırakma; bunun aslı da faslı da zaten bellidir. (Hevâ "arzu" yanında "hava, ezgi", fasıl da bir musiki terimi olduğundan çalgı imgeleri bu beyitte de sürer.)
2973. "Hubbü'l-vatan", yani vatan sevgisi sözünün ne demek olduğu bellidir; bunu sana kimsenin söylemesine gerek yoktur.
2974. Münîrî, anlat: Ashap hicretle neler yaptı, o can dostları neler çekti.
2977. Ensar (Medineli müslümanlar) ahdini verip Seçilmiş Peygamber (Muhtâr) de Kureyş arasında uğurla yerinde kalınca, (beyit sonraki beyitle birlikte okunur; ilk mısraın kuruluşu kapalıdır).
2978. ileri gelenler eziyetten ellerini gerçi çektiler; ama Kureyş'in delilerine ne ahit geçer.
2979. Beyit kapalıdır; anlaşıldığı kadarıyla müslümanlara yine dil uzatıldı ve bu iş için her it (her kötü adam) görevlendirildi.
2980. Müslümanlar eskisi gibi (bayagı) yine eziyet çekiyorlardı; iki düşman (yagı) ne zaman bir yerde barış içinde olmuş. (Bayagı ile yagı arasında ses oyunu vardır.)
2981. Bir gün ashap gelip derdlerini ve şikâyetlerini onun huzurunda açıkça döktüler. Bundan sonra neşirde Arapça bir hadis yer alır; anlamı şudur: "Peygamber şöyle dedi: Yüce Allah size kardeşler ve içinde güven bulacağınız bir yurt verdi."
2982. Dedi ki: Yüce Allah size güvenli bir yer (me'men) ve kardeşlerle birlikte gül bahçesinin ta kendisini verdi.
2983. Gidin, onlarla sevinçli ve mutlu olun; umulur ki orası bana da mesken olur.
2984. Bu emirle sahabe hemen gitmeye, Medine'ye göç etmeye başladı.
3044. (Müşrikler dediler:) Yarın sabah (irte) herkes Dâru'n-Nedve'ye toplansın; gece oluncaya kadar danışma yapılsın.
3045. O yer danışmak (tanışık) içindi; zengin fakir herkes ona bu yüzden Dâru'n-Nedve, yani toplantı evi derdi.
3046. Seçkinler seher vakti orada toplandılar; ama halka yol vermeyin, dendi.
3047. Yabancı biri gelirse ona "kıf", yani "dur" densin, ta ki sırlardan kimse haberdar olmasın.
3050. Derken lanet üzerine olsun, şeytan olup biteni öğrenmek için hemen kapıda bitiverdi.
3051. Kendini muhterem bir ihtiyara çevirip o ayırt etmesini bilmeyen Kureyş'in arasına girmek istedi.
3052. Dâru'n-Nedve'nin kapıcısı dedi: Kimsin, dünyada bunca yıl görmüş olan sen.
3053. Dedi ki: Hişam'ın oğluna söyle, gelsin; cevabım her neyse onu kendisi alsın. (Çorak'ın özetine göre kastedilen Ebû Cehil'dir.)
3054. Kapıcı gitti; cehaletin alçak iti (Ebû Cehil) çıkıp geldi ve o iki lanetli birbiriyle görüştü. ("Cehl" hem Ebû Cehil'in adına hem cehalete işaret eder.)
3055. Dedi: Ey olgun ihtiyar, bin kere merhaba; ikinci mısra kapalıdır, "bindiğin her neyse ondan in", yani buyur konuk ol diye anlaşılabilir.
3056. Dedi ki: Ben hürmet ehli bir kişiyim; dünyada hiçbir şeyim eksik değildir.
3057. Duydum ki Kureyş'in başına bir iş gelmiş; malımla ve aklımla size yoldaş (iş) olmak isterim. (İlk "iş" mesele, ikincisi eş, yoldaş anlamındadır.)
3058. Bu sözler Ebû Cehil'e pek hoş geldi; gözüne sevimli göründü, çünkü aralarında gizli bir yakınlık vardı.
3059. Onu hürmetle alıp içeri girdi; şeytan da onlara kâfirce selam verdi.
3060. Ebû Cehil onu sınırsızca övüp yüz türlü ikramla yanına oturttu.
3061. Evdekiler o lanetliyi görünce gönüllerini verip hep birlikte ona hürmet ettiler.
3062. Çünkü ortada ruhani bir sır vardı: O da kendileri gibi kâfirdi.
3063. Dediler ki: Ey (ihtiyar), mübarek adın nedir; Yüce Allah seni ne işe gönderdi.
3064. Dedi ki: Bana Şeyh-i Necdî derler; ezelden beri yücelik (mecd) bizim şanımızdır. (Necdî ile mecdî arasında ses oyunu vardır.)
3065. Uzun bir ömür boyunca dünyayı görüp dünyada çok şeyi sınadım.
3066. Bu başın üstünden iyisiyle kötüsüyle çok şey geçti; karada denizde (kuru ve yaş) görmediğim yer yoktur.
3067. Ömrümü açık ve herkesçe bilinen sohbetler içinde geçirdim; bugüne dek hürmet görerek yaşlandım.
3068. Türlü türlü milletin Kureyş'i anması, bu şehre gelmemin sebebi oldu.
3069. (Duydum ki) aranızda bir iki kişi çıkmış; içlerinden biri başka bir yol tutup ayrı baş çekiyormuş.
3070. Adı Abdullah oğlu Muhammed'miş; tanıdık yabancı herkesi hor görüyormuş.
3071. Kendisi yeni bir din ortaya koymuş; atalarınızın dinsiz olarak öldüğünü söylüyormuş.
3072. Lât ve Uzzâ'nın dinine batıl diyerek size cehennemi veriyormuş. (Mısraın sonundaki kelime neşirde köşeli parantezle tamamlanmıştır; "ödül" anlamında okunabilir.)
3073. Bu toplantı da onun için yapılmıştır; buna neyin sebep olduğunu da bilirim.
3074. Dediler ki: Biz bu sırrı kimseye söylemedik; siz kimden duydunuz.
3075. Dedi ki: Bunu bana hep Lât ve Uzzâ söyledi; siz de hiçbir şeyi saklamayın.
3102. Rebîa dedi ki: Ben de şöyle bir tedbir düşündüm; görün, karar ne olursa olsun.
3103. O büyücüyü yakalayıp sıkıca bağlayalım; onu ne şehirde tutalım ne de bir kasaba (kend) görmesine izin verelim.
3104. Zincire vurulmuş olarak deniz kıyısına götürülsün; ikinci mısra kapalıdır, "oraya deniz ulaşır, onu bir gemi ya da bir el götürür" diye anlaşılabilir.
3105. Onu bir gemiye koyup yelkeni açsınlar ve Habeş ülkesine geçirsinler.
3106. Şeytan gülüp dedi: Bu da hiç olmaz; Necâşî onun dostudur, hileli (pîç) biri de değildir.
3107. Bilirsiniz ki Muhammed'in kavmi oraya geçtiğinde onlara ne kadar bol iyilik etti.
3108. Ahmed'i görür görmez ona asker de katar; bu kez her hayırlı sandığınız işiniz şerre döner.
3109. İblis daha birçoklarını konuşturdu; o pis, hiçbirinin sözünü beğenmedi.
3113. Her kabileden birkaç er seçilsin, her biri Rüstem gibi yiğit olsun.
3114. Evini basıp keskin uçlu kılıçlar çekelim, onu hemen yakalayıp paramparça edelim.
3115. Yiğitler hemen dağılsınlar; ikinci mısra "gece geçip sabah yeniden soluk alırken" diye anlaşılıyor.
3116. Seher vakti kalkıp Ahmed'in öldüğünü görsünler; her biri "Ya Rab, buna ne olmuş" desin.
3117. Bütün kavimden şüphelensinler; sonunda işin kime dokunacağını görürüz.
3118. Sonunda diyet verilir, iş bundan ibarettir; beğenilecek güzel söz aranıyorsa işte budur.
3119. Lanetli şeytan bu sözü işitince sevindi; o alçak kahkahayla güldü.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Bu beyitler Münîrî'nin manzum Siyer-i Nebî'sinden alınmıştır. Peygamber'in hayatını anlatan bu mesnevî yedi cilttir; TDV İslâm Ansiklopedisi'ne göre 866 varak ve 32.475 beyit tutar ve Türk edebiyatında bilinen en uzun manzum siyerdir. Tek nüshası Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi'nde (Koğuşlar, nr. 994-995) bulunur. Nüsha 930 (1524) yılında istinsah edilmiştir; eserin 1502'den önce tamamlandığı düşünülür. Siyerin üçüncü cildindeki 1101 beyitlik hicret bölümü, Reyhan Çorak'ın deyişiyle bilinen en uzun ve en kapsamlı hicretnâmedir. Bölüm divanın dışında bir eserdir ve divan şiirleri gibi Ersoy neşrinde yer almaz.
Hicretnâmenin tamamı yayımlanmamıştır. Çorak, eserin 2-3. ciltleri üzerine 2010'da Marmara Üniversitesi'nde bir doktora tezi hazırlamış, 2018'de yayımladığı makalede hicret bölümünden seçtiği beyitleri tezdeki numaralarıyla vermiştir; bölüm yazmada 363a-392b varakları, tezde 2966-4067. beyitler arasındadır. Makaleye alınmayan beyitler noktalı satırla gösterilir. Çorak'ın belirttiğine göre metin, kolay anlaşılsın diye tam çeviriyazıyla verilmemiştir; bu yüzden özgün metinde ḳ, ḫ, ṣ gibi işaretli harfler bulunmaz. Makaledeki beyitler burada dört yazıya bölünerek sırasıyla verilmektedir. Bu ilk yazı 2966-3119 arasından alınmış 59 beyti içerir ve beyit numaraları tezin numaralarıdır.
Vezin hezec bahrinin "mefâ‘îlün mefâ‘îlün fe‘ûlün" kalıbıdır; mesnevî biçiminde her beyit kendi içinde kafiyelenir. Çorak eserin en önemli özelliği olarak kafiye düzeninin cinaslı olmasını gösterir ve şairin bu sanatın hemen bütün türlerini kullandığını söyler. Bu bölümde de kafiye kelimeleri çoğu zaman aynı sesin iki anlamıdır: Necdî ile mecdî (3064), mesele anlamındaki "iş" ile yoldaş anlamındaki "iş" (3057), bayagı ile yagı (2980), biñ ile yiñ (3055). Beyitler, Çorak'ın "İbtidâ-yı Hicret-i Ashâb ve Hikâyet-i Hicret-i Resûl ve Hâlet-i Gâr" diye andığı ilk başlığın içindedir. TDV'ye göre Münîrî siyeri hiç kimseden karşılık beklemeden, Allah rızası ve Peygamber'in şefaati için yazmış ve bir devlet büyüğüne sunmamıştır.
Anlam ve Söz Sanatları
Bölüm bir girişle açılır. Şair hicret kelimesinin kökündeki ayrılık anlamından yola çıkar ve kendi gönlüne seslenir. İlk üç beyit musiki imgeleriyle kuruludur: gönül ney gibi inler, kânun bulamaz, ayrılığın eli boyunu çeng gibi büker. Ney, kânun ve çeng birer çalgı olmanın yanında beyitte ikinci bir anlam da taşır; kânun düzen, çeng bükük demektir. 2972-2973. beyitlerdeki "asıl yurt" ve "hubbü'l-vatan" sözleri ilk bakışta Mekke'den ayrılanların yurt sevgisini anlatır. Çorak, hicret kavramının tasavvufî şiirde Allah'a ulaşma yolculuğu olarak da kullanıldığını hatırlatır; giriş beyitleri bu ikinci okumaya da açıktır. 2974. beyitte şair kendine "Münîrî, söyle" diye seslenerek asıl anlatıya geçer. Çorak, şairin konuya geçerken kendine seslenip "artık konuya başla" demesini siyerin üslup özelliklerinden biri sayar.
Ardından hikâye dili gelir. Çorak siyerde dört ayrı üslup bulunduğunu, tarihî olayların halkın anlayacağı sade bir dille, "dedi-dedim" kalıbıyla kurulan konuşmaların da sade ve samimi bir dille yazıldığını söyler. Dâru'n-Nedve sahnesi bunun iyi bir örneğidir. Kapıcı ile yabancı ihtiyar arasındaki konuşma, Ebû Cehil'in ikramı, şeytanın kendini tanıtması ve müşriklerin sırrı kimden duyduğunu sorması küçük bir tiyatro sahnesi gibi akar. Şeytanın ağzından yapılan tanıtma (3069-3072) Peygamber'i müşriklerin gözüyle anlatır: yeni bir din getirmiş, ataların dinsiz öldüğünü söylemiş, Lât ile Uzzâ'yı batıl saymıştır. Eski Türkçenin kelimeleri bu konuşmalara canlılık verir: irte (sabah), tanışık (danışma), yohsul u bay (fakir ve zengin), igen (pek), kend (kasaba). Rebîa'nın Peygamber'i bir gemiyle Habeşistan'a sürme önerisini şeytan, Necâşî'nin müslümanlara dost olduğunu hatırlatarak reddeder (3106-3107); bu ayrıntı ashabın daha önceki Habeşistan göçüne bir göndermedir.
Tarihî Bağlam
Çorak'ın makalesinde verdiği tarihî çerçeve şöyledir: Mekkeli müşriklerin baskısı önce bir kısım müslümanın Habeşistan'a göçüne yol açmış, Medinelilerle Akabe'de yapılan iki biatin ardından müslümanlar Medine'ye göçmeye başlamış, bunun üzerine müşrikler Dâru'n-Nedve'de toplanıp Peygamber'i öldürmeye karar vermişlerdir. Her kabileden bir gencin görevlendirilmesiyle Hâşimoğulları'nın intikam alması engellenecek, iş diyetle kapanacaktı. Münîrî'nin 3113-3118. beyitleri bu planı hemen aynı adımlarla verir. TDV'deki "Hicret" maddesine göre bu öneri Ebû Cehil'indir; Çorak'ın özetine göre Münîrî'de ise planı Şeyh-i Necdî kılığındaki şeytan ortaya atar ve önerisinin beğenilmesine sevinir.
Şeytanın Necidli bir ihtiyar kılığında toplantıya katılması bazı siyer kitaplarında geçen bir rivayettir. TDV maddesinin yazarı Ahmet Önkal bu rivayetlere itibar edilmemesi gerektiğini söyler. Münîrî ise rivayeti genişletip hicret anlatısının en uzun sahnelerinden birine dönüştürür. Çorak'ın tespitine göre siyerin 2. ve 3. ciltlerinde kaynak olarak Ebü'l-Hasan el-Bekrî ile İbn İshak'ın adları geçer ve Münîrî bu eserlerdeki bazı olayları çeşitlendirerek hicretnâmeyi zenginleştirmiştir. Çorak bu tür hikâyelerin tarihî olaylar arasındaki boşlukları doldurduğunu, okurun ilgisini canlı tutmak ve anlatılanı akılda kalıcı kılmak için kullanıldığını düşünür. 2981. beyitten sonra gelen hadisi Çorak, İbn Kesîr'in Büyük İslam Tarihi'ne dayandırır.
Kaynakça
Akademik çalışmalar
- Reyhan Çorak, "Amasyalı Münîrî'nin Siyer-i Nebî'sinde Bulunan Hicretnâme ve Hususiyetleri", Hadis ve Siyer Araştırmaları Dergisi, 4(2), 2018, s. 11-47 (beyitler s. 21-26; bilgi s. 14-16, 20-21, 45-46). https://isamveri.org/pdfdrg/D04117/2018_2/2018_2_CORAKR.pdf
- Ümran Ay, "Münîrî Amâsî", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. EK-2, Ankara 2019, s. 337-338. https://islamansiklopedisi.org.tr/muniri-amasi
- Ahmet Önkal, "Hicret", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 17, İstanbul 1998, s. 458-462. https://islamansiklopedisi.org.tr/hicret
Çevrimiçi kaynaklar



