Özgün Metin
Vezin: mefā‘īlün mefā‘īlün fe‘ūlün
Beyit 3424-3434 (Ta‘rîf)
Meger bir kimse gelmiş-idi şehre
Ki olmışdı bahâdurlukla şöhre
Hemân bir pîl-i mest-idi nazarda
Degüldi misl aña Rüstem cigerde
Salıcak fark-ı hasma nice men gürz
Sanasın iner-idi kûh-ı Elbruz
Mukâbil olsa ger yüz tîg-ı bürrân
Varurdı bir kolın itmekle ‘üryân
Be-gâyet mefer-dâr-idi zeber-dest
Sunam dir-idi cân alıcıya dest
Yimezdi gam kaza-y-ile kaderden
Yog-idi vehmi havf ile hatardan
Süvâr-ı çarh özinden nîze-bâzı
San ögrenürdi binse esb-i tâzî
Sürâka ibni Mâlik-idi adı
Şecâ‘ât üzre olmışdı nihâdı
Çıkageldi hemân misl-i gazanfer
Didi bu gönderilen kimi ister
İyitdiler bize maksûd u maksad
Muhammeddür yâhod re‘s-i Muhammed
Didi varup getürsem añı baglu
Yâhod başın kesüp ‘arz eylesem rû
Beyit 3458-3479
‘Atîk evvel görüp didi Resûle
Sürâkadur düşüp gelen bu yola
Velî gayet de heybetle gelişi
Bilürem kendüsidür hayli kişi
Mu‘ayyen hayra gelmez fikri şerdür
Azıtmışlar-durur k’âdem beşerdür
Resûl idüp işâret atını yir
Tutup kaldı dahı aña ne tedbîr
Ne deñlü çaldı kamçı urdı mahmız
Yürümez gördi indi aşaga tîz
Deñedi topuga dek dört ayagı
Yire batmış dahı yok bend ü bagı
Resûlüñ mu‘cizidür bildi ammâ
Piyâde sürdi yine k’irişe
Revân bir od yeligi çaldı yüzin
Ki bî-hod kıldı hâkister-veş özin
Bu kez iş neydügini bildi ol dem
Ki yanıyazdı yokken âteş ü dem
İyitdi yâ Muhammed ben bu işden
Rücû‘ itdüm velî kaldum gidişden
Ki tutdı ayagını atumuñ yir
Yayaklık kaykusı turdı beni yir
İşâret kıldı yine salıvirdi
Söz âhirde hayır bâde ki irdi
Bilürem itdügim iş gerçi kemdür
Velî yolı erenlerüñ keremdür
Murâdum bu ki iy źât-ı hümâyûn
Viresin baña bir tugrâ-yı meymûn
Ki âhirde Cenâbuña idüp ‘arz
Edâ idem ne-ise sünnet ü farz
Didi hoş bes keremdür źâtı şânı
‘Atîki yazdı ‘âl-i şân nişânı
Eline girüp itdi çünki tahsîl
Öpüp başına kodı misl-i iklîl
Dönüp adâb ile k’atına bindi
Gidüp te‘cîl ile Mekkede k’indi
Döküp cenk âletin Bû Cehle vardı
Görince sandı kim el kana kardı
Diyince n’oldı itdüñ mi melâmet
Didi minnet Hakka geldüm selâmet
Ne geçdiyse hikâye kıldı bir bir
Dili söyler velî ditrer de dir dir
Görüp hâlini didi Cehl iti tur
Sini de eylemiş sihr ile meshûr
Beyit 3587-3595
Deñer hayretde kalup Ümm-i Ma‘bed
İyitdi hazret-i Mürsel Muhammed
Şehâdet lafzını gel sen de digil
Nitekim bu didi Hak virüben dil
İyitdi Ümm-i Ma‘bed iy şeh-i dîn
Sana inanmayandur şahs-ı bî-dîn
Özüñmiş ol olan dillerde mezkûr
Bi-hamdi’llâh ki vasluñ kıldı mesrûr
Düşüp zâtuñ cemâl-i Hakka mazhar
Yüzüñ nûrı olupdur günden enver
Şekerden tatlu şîrîn sözüñ var
Hacerdür şol kim itmez işidüp kâr
Mübârek tal‘at u ferhande-fâle
Olurduk muntazır-minnet bu hâle
Göñül erkân u âyinüñe virdüm
İnanup kavlüñe dînüñe girdüm
Diyüp böyle revân getürdi îmân
Derûn-ı dilden oldı çün müsülmân
Beyit 3605-3619
Göricek Ümm-i Ma‘bed böyle hâli
Meger kim vardı anuñ bir ‘ayâli
Eli tutmazdı aslâ ayagı hem
Kulak işitmez ü göz görmez ebkem
Yaturdı bir pere et gibi her gâh
Yıkılsa ‘âlem olmaz-idi âgâh
Komışdı Ma‘bed adın nîk eger bed
Anuñçün dirler-idi Ümm-i Ma‘bed
Resûlullâha idüp hâlin i‘lân
Didi iy ins ü cân emrine fermân
Kabûl ider du‘âñı bilürem Hak
Yog ol dergâha zâhir senden elyak
Yitişse aña da dest-i mübârek
Umaram vire sıhhat Hak tebârek
Resûl iyitdi var al gel göreyüm
Hudâ korsa murâda irgüreyüm
Varup al geldi gördi küşt-i pâre
Velîkin cânı beñzer gibi vara
Vuzû‘ tecdîd idüp ol cân gibi pâk
Namâz-ı ‘asrı kıldılar ferâh-nâk
Huzû‘ ile götürdi el du‘âya
Ki Ma‘bed hastaya ire hidâye
Melekler açdılar âmîn ile dest
Olur mı kadr-i ‘âlî-şân işi pest
Revân tavûs-ı kudsi saldı Hazret
Getürdi Hak selâmın peyk-i ‘izzet
Didi Hak emri bu iy cânı cânuñ
Celâl ü ‘izzetüm hakkıçün anuñ
Kabûl itdüm du‘âsın itgil i‘lâm
K’anuñçün yaradıldı hâs eger ‘âm
Beyit 3687-3689
Hezârân şükr itmekle o hâle
Müsülmân evvelâ oldı Gazâle
Sa‘âdet sâniyen Ümm-i Mezîde
İrüp İslâm ile oldı güzîde
İdüp ikbâl tâli‘ birle yarı
Yekâyek geldiler îmâna varı
Beyit 3711-3717
Didi evvel bu bir nûr-ı musavver
Yüzi mihrinden olmış ‘alem enver
Konuklar hvân-ı hüsni birle halkı
Kul ider halkı geñsüz hüsn ü hulkı
Mu‘anber-turre reyhân-hatt u gül-rû
Kadi bâlâ bülendi serv-i dil-cû
Mukahhal çeşm-i nerges hûb-hey‘et
Şeker-güftâr ammâ şîr-heybet
Söze gelse döker lü‘lü‘-i sîr-âb
Ki silkinde olur hayrân dür-i nâb
Müzeyyen lutf ile zâtı serâpâ
Vücûd-ı pâki hilm ile mücellâ
Dinilmez haşra dek vasfı olup ‘ad
Nice şerh itsün anı Ümm-i Ma‘bed
Beyit 3732
Egerçi hadd-i kârı mâverâdur
Sözüm sallû a‘lâ hayri’l-verâdur
Beyit 3924-3926
Yitişdi Yesribe bir gün yüzi ay
Ki toymaz görmek ile yohsul bay
Şeref burcına irdi mihr-i menzil
Dahı neyler derûnda ‘ukde-i dil
Kadem rence kılup Yesrib zemîne
İrildi rahmeten lil ‘âlemîne
Beyit 3941-3942
Egerçi her tarafdan medh-hvânı
İderler-idi şâd idüp revânı
Çıkup bâm üzre bir mestûre hâtûn
Niçe beyt okudı böyle hümâyûn
Beyit 3943-3946 (Na‘t)
İdüp kullarına Bârî ‘inâyet
Habîbin eylemiş ‘ayn-ı hidâyet
Husûsâ saldı bu iklîme ikbâl
Ki irdi yümn ile yüz bu nigû-fâl
Yaradup nûr-ı pâk üzre nihâdın
Cenâb-ı Hak Muhammed komış adın
Bi-hamdi’llâh cemâli âfütâbı
Görinüp bu diyâra saldı tâbı
Beyit 3995-4001
Muhâcirler ki cem‘ oldılar ensâr
Resûl-i mihr-tal‘at mâh-ruhsâr
El urdı mescide zât-ı hümâyun
Murabba‘-şekl her yanı yüz arşun
Cenâbı birle hep kim girdi işe
Eñ evvel resme ‘Ammâr urdı tîşe
Müheyyâ eyleyüp esbâbı yir yir
Dürişebaşladı bürnâ eger pîr
Bu cehdi görüp idüp biri ta‘zîm
Du‘â itdi velî ensârı takdîm
Resûl iyitdi itdüñ gerçi terkîb
Bu vech ile gerekdür diñle tertîb
لاَ عِيشَ اِلاَّ عِيشَ الاَخِرَةِ اللَّهُمَّ ارحَمِ المهاجِرينَ وَالاَنصارِ
Muhâcir kadrini itmekle i‘lâm
‘Ayân her bir hadîsi kıldı a‘lâm
Beyit 4067
Egerçi hadd-i kârı mâverâdur
Sözüm sallû a‘lâ hayri’l-verâdur
Günümüz Türkçesiyle
3424. Meğer şehre biri gelmişti ki yiğitliğiyle şöhret bulmuştu.
3425. Görünüşte azgın bir fil gibiydi; yüreklilikte Rüstem bile onun eşi değildi.
3426. Nice batmanlık gürzünü düşmanın başına indirdiğinde sanki Elbruz dağı iniyordu.
3427. Karşısına yüz keskin kılıç çıksa, tek kolunu sıvayıp üstlerine yürürdü.
3428. Pek güçlü elliydi; "Can alıcıya (Azrail'e) bile el uzatırım" derdi. ("Mefer-dâr" kelimesinin anlamı açık değildir.)
3429. Kaza ve kaderden kaygı duymaz, korku ve tehlikeden hiç çekinmezdi.
3430. Soylu bir Arap atına binse, göğün süvarisi bile mızrak oyununu sanki ondan öğrenirdi.
3431. Adı Mâlik oğlu Sürâka idi; yaratılışı yiğitlik üzerine kurulmuştu.
3432. Hemen aslan gibi çıkageldi ve dedi: Bu gönderilenler kimi arıyor.
3433. Dediler ki: Amacımız ve hedefimiz Muhammed'dir, ya da Muhammed'in başıdır.
3434. Dedi ki: Varıp onu bağlı olarak getirsem, ya da başını kesip yüzünü size sunsam.
3458. Atîk onu önce görüp Resul'e dedi: Bu yola düşüp gelen Sürâka'dır.
3459. Gelişi de pek heybetlidir; onu tanırım, epey adamdır.
3460. Belli ki hayra gelmiyor, düşüncesi kötüdür; onu azdırmışlar, insan nihayet insandır.
3461. Resul işaret edince toprak onun atını tutup bıraktı; artık ona ne çare.
3462. Ne kadar kamçı vurduysa, ne kadar mahmuz dürttüyse atın yürümediğini görüp hemen aşağı indi.
3463. Yokladığında atın dört ayağının topuğa kadar yere battığını gördü, oysa ne bağ vardı ne köstek.
3464. Bunun Resul'ün mucizesi olduğunu bildi, ama onlara yetişmek için yine yaya yürüdü. (Neşirde ikinci mısra vezin bakımından bir hece eksik görünür.)
3465. Hemen ateşten bir yel yüzüne çarpıp onu kül gibi kendinden geçirdi.
3466. Bu kez işin ne olduğunu o anda anladı; çünkü ortada ne ateş vardı ne soluk, ama az kalsın yanıyordu.
3467. Dedi ki: Ey Muhammed, ben bu işten döndüm, ama yürüyemez kaldım.
3468. Çünkü toprak atımın ayağını tuttu; yaya kalma kaygısı da kalkıp beni yiyor. ("Yir" önce yer, toprak; sonra "yer, kemirir" anlamındadır.)
3469. Peygamber yine işaret edip atı salıverdi; söz sonunda hayra vardı.
3470. Bilirim ki yaptığım iş gerçi kötüdür (kem); ama erenlerin yolu cömertliktir (kerem).
3471. Dileğim şudur, ey mübarek zat: Bana uğurlu bir tuğralı belge veresin,
3472. ta ki sonunda onu huzurunuza sunup sünnet ve farz ne ise yerine getireyim.
3472. Peygamber dedi: Peki, onun şanı cömertliktir; Atîk o yüce nişanı yazdı. (Neşirde bu beyit de 3472 numarasıyla basılmıştır.)
3473. Belge eline geçince onu öpüp taç gibi başına koydu.
3475. Edeple geri dönüp atına bindi; acele ile gidip Mekke'de indi.
3476. Savaş aletlerini bırakıp Ebû Cehil'e vardı; Ebû Cehil onu görünce elini kana buladığını sandı.
3477. Ebû Cehil "Ne oldu, yoksa rezil mi oldun" deyince, Sürâka "Allah'a şükür, sağ salim geldim" dedi.
3478. Ne geçtiyse bir bir anlattı; dili söylüyordu ama kendisi tir tir titriyordu.
3479. Cehalet iti onun hâlini görüp dedi: Dur, o seni de büyüyle büyülemiş.
3587. Ümm-i Ma‘bed hayret içinde bakarken Gönderilmiş Peygamber Muhammed dedi:
3588. Gel, sen de şehadet sözünü söyle; nasıl ki (ben) söyledim, Allah sana da dil versin.
3589. Ümm-i Ma‘bed dedi: Ey dinin padişahı, sana inanmayan ancak dinsiz kişidir.
3590. Dillerde anılan meğer senmişsin; Allah'a hamdolsun ki sana kavuşmak beni sevindirdi.
3591. Varlığın Allah'ın güzelliğinin aynası olmuş; yüzünün nuru güneşten parlaktır.
3592. Şekerden tatlı, şirin bir sözün var; onu işitip de etkilenmeyen taştır.
3593. Bu mübarek yüzü, bu uğurlu fali, bu hâli minnetle bekliyorduk.
3594. Gönlümü senin yoluna ve âyinine verdim; sözüne inanıp dinine girdim.
3595. Böyle deyip hemen iman etti ve gönlünün derinliklerinden müslüman oldu.
3605. Ümm-i Ma‘bed böyle bir hâli görünce (aklına geldi ki) onun bir evladı vardı;
3606. eli de ayağı da hiç tutmazdı; kulağı işitmez, gözü görmez, dili konuşmazdı.
3607. Hep bir parça et gibi yatardı; dünya yıkılsa haberi olmazdı.
3608. İyi de olsa kötü de olsa adını Ma‘bed koymuştu; bu yüzden ona Ümm-i Ma‘bed, yani Ma‘bed'in annesi derlerdi.
3609. Onun hâlini Allah'ın Resulü'ne açıp dedi: Ey insanların ve cinlerin emrine boyun eğdiği,
3610. bilirim ki Allah duanı kabul eder; o dergâha senden daha layık kimse yoktur.
3611. Mübarek elin ona da değse, umarım Yüce Allah ona sağlık verir.
3612. Resul dedi: Git, onu getir, göreyim; Allah izin verirse seni muradına erdireyim.
3613. Gidip getirdi; Peygamber bitkin bir zavallı gördü, ama canı hâlâ varmış gibiydi.
3614. Can gibi temiz olan Peygamber abdestini tazeledi ve ikindi namazını ferahlıkla kıldılar.
3615. Hasta Ma‘bed'e hidayet (şifa) erişsin diye huşu ile ellerini duaya kaldırdı.
3616. Melekler "âmin" diyerek ellerini açtılar; yüce şanlı birinin işi hiç alçak olur mu.
3617. Yüce Allah hemen kutsal tavusu gönderdi; izzet elçisi (Cebrail) Allah'ın selamını getirdi.
3618. Dedi ki: Ey canların canı, Allah'ın emri şudur: Celalim ve izzetim hakkı için, onun hatırına
3619. duasını kabul ettim, bunu bildir; çünkü seçkini de halkı da onun için yaratıldı.
3687. Bu hâle binlerce şükrederek önce Gazâle müslüman oldu.
3688. İkinci olarak mutluluk Ümm-i Mezîd'e erişti ve İslam ile seçkin oldu.
3689. Talih ve uğur onlara yardım edip hepsi birer birer imana geldiler.
3711. Ümm-i Ma‘bed dedi ki: Önce şunu bil, o şekil almış bir nurdu; yüzünün güneşinden âlem (‘alem) daha parlak olmuştu.
3712. Halkı güzelliğinin sofrasında ağırlar; güzelliği ve ahlakı (hulk) insanları (halk) sonsuzca kendine kul eder.
3713. Perçemi amber kokulu, yüzündeki ayva tüyleri reyhan gibi, yanağı gül; boyu uzun ve yüksek, gönül çeken bir servi.
3714. Nergis gözleri sürmeli, endamı güzel; sözü şeker, ama heybeti aslan gibi.
3715. Söze gelse parlak inciler döker; onların dizisine saf inciler bile hayran kalır.
3716. Varlığı baştan ayağa lütufla süslenmiş; temiz bedeni yumuşak huyla parlatılmıştır.
3717. Vasıfları kıyamete kadar sayılsa söylenip bitmez; Ümm-i Ma‘bed onları nasıl anlatsın.
3732. Gerçi onun işinin (övgüsünün) sınırı her şeyin ötesindedir; sözüm "yaratılmışların en hayırlısına salavat getirin" sözüdür. (Çorak bu beyti "onun için söylenecek sözlerin sonu yoktur, sonsuza kadar onu övmek mümkündür" diye açıklar.)
3924. Bir gün o ay yüzlü Yesrib'e (Medine'ye) ulaştı; onu görmeye ne fakir doyar ne zengin.
3925. Konakların güneşi şeref burcuna erişti; artık gönlün içindeki düğüm ne yapabilir.
3926. Yesrib toprağına ayak basma zahmetine katlanınca âlemlere rahmet olarak gönderilene kavuşuldu.
3941. Gerçi her taraftan methiyeciler canları sevindirerek övgüler okuyorlardı,
3942. örtülü bir hanım bir damın üstüne çıkıp şöyle mübarek beyitler okudu:
3943. Yaradan kullarına inayet edip Sevgilisini hidayetin ta kendisi kılmış.
3944. Hele bu ülkeye talih göndermiş; çünkü bu uğurlu fal, bereketle yüz (çehre) gösterdi. ("Yüz" hem çehre hem yüz sayısı anlamına gelebilir.)
3945. Yüce Allah onun yaratılışını temiz nur üzerine yaratıp adını Muhammed koymuş.
3946. Allah'a hamdolsun, güzelliğinin güneşi görünüp bu diyara ışığını saldı.
3995. Muhacirler ile ensar bir araya gelince, güneş yüzlü, ay yanaklı Resul
3996. o mübarek zat, mescide el attı; mescit kare biçimliydi, her yanı yüz arşındı.
3997. Hepsi onunla birlikte işe girişti; ilk önce Ammâr plana göre keseri vurdu.
3998. Gereçleri yer yer hazırlayıp genç yaşlı herkes çalışmaya başladı.
3999. Bu çabayı gören biri saygı göstererek dua etti, ama ensarı öne aldı.
4000. Resul dedi ki: Sözü gerçi sen kurdun, ama sıralaması şöyle olmalı, dinle. Ardından neşirde Arapça bir söz yer alır; anlamı şudur: "Asıl yaşayış ahiret yaşayışıdır; Allahım, muhacirlere ve ensara merhamet et." (Çorak ilk kısmı "Ahiret hayrından başka hayır yoktur" diye çevirir.)
4001. Muhacirlerin değerini bildirerek her bir hadisi açık bir alamet kıldı.
4067. Gerçi onun işinin (övgüsünün) sınırı her şeyin ötesindedir; sözüm "yaratılmışların en hayırlısına salavat getirin" sözüdür.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Bu beyitler Münîrî'nin yedi ciltlik manzum Siyer-i Nebî'sinin üçüncü cildindeki 1101 beyitlik hicretnâmeden alınmıştır. TDV İslâm Ansiklopedisi'ne göre siyer 32.475 beyitle Türk edebiyatının bilinen en uzun manzum siyeridir; tek nüshası Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi'ndedir (Koğuşlar, nr. 994-995). Reyhan Çorak 2018'de yayımladığı makalede hicret bölümünden seçtiği beyitleri 2010 tarihli doktora tezindeki numaralarıyla, sadeleştirilmiş bir çeviriyazıyla vermiş, alınmayan beyitleri noktalı satırla göstermiştir. Bu yazı makaledeki beyitlerin dördüncü ve son kısmıdır ve 85 beyit içerir: Sürâka'nın takibi (3424-3479), Ümm-i Ma‘bed'in çadırında geçenler (3587-3732) ve Medine'ye varış (3924-4067).
Vezin "mefâ‘îlün mefâ‘îlün fe‘ûlün", nazım şekli mesnevîdir. Çorak'a göre hicretnâmede "Ta‘rîf" başlıklı iki şiir bulunur; biri Sürâka'yı, öteki Ümm-i Ma‘bed'in dilinden Peygamber'i anlatır. Makalede 3424-3434. beyitler "Ta‘rîf" başlığıyla verilmiş, 3711-3717. beyitler ise Ümm-i Ma‘bed'in ağzından bir na't diye tanıtılmıştır; 3943-3946. beyitler de "Na‘t" başlığını taşır. 3732 ve 4067. beyitler aynıdır. Çorak, şairin her bölümün sonuna Peygamber'in övgüsünün sonu olmadığını söyleyen bu beyti koyduğunu belirtir: 3732 ilk başlığın, 4067 hicret bahsinin son beytidir. Aradaki Ali'nin hicretine ayrılmış bölümden Çorak beyit vermemiştir. Makaledeki bazı aksaklıklar olduğu gibi bırakılmıştır: 3464. beytin ikinci mısraı vezne göre bir hece eksik görünür, iki ayrı beyit 3472 numarasıyla basılmıştır ve 3474 numarası yoktur; 3998. beyitteki "Dürişebaşladı" bitişik yazılmıştır. Cinas örnekleri: kem ile kerem (3470), toprak ve yemek anlamlarında "yir" (3468), halk ile hulk (3712).
Anlam ve Söz Sanatları
Sürâka'nın tarifi İran destanlarının diliyle yazılmıştır. Sürâka azgın bir fildir, Rüstem bile onun yürekliliğine erişemez, gürzü Elbruz dağı gibi iner, can alıcıya el uzatmaktan çekinmez. Bu abartılı yiğit portresi, ardından gelen mucizenin etkisini artırır. Çorak'ın özetine göre Kureyş ona bin deve, binlerce altın ve mücevher vaat eder. Peygamber'in bir işaretiyle Sürâka'nın atı topuğuna kadar toprağa batar, yaya yürüyen Sürâka'nın yüzüne ateşten bir yel çarpar. Sürâka işin ne olduğunu anlayıp bağışlanma ister ve bir tuğralı belge talep eder; belgeyi Atîk, yani Ebû Bekir yazar. Mekke'ye dönen Sürâka'yı dinleyen Ebû Cehil'in "seni de büyülemiş" demesi (3479) sahneyi bir alay ile kapatır.
Ümm-i Ma‘bed sahnesi Münîrî'nin anlatısında geniş yer tutar. Çorak'ın özetine göre kıtlık yüzünden ikram edecek bir şeyi kalmamış olan Ümm-i Ma‘bed'in cılız koyununu Peygamber sağar ve koyun bol süt verir; Ümm-i Ma‘bed şehadet getirir (3587-3595). Ardından hiçbir uzvu tutmayan oğlu Ma‘bed, ikindi namazından sonra yapılan dua ile iyileşir (3605-3619); meleklerin "âmin" diye el açması ve Cebrail'in duanın kabulünü haber vermesi sahneyi göğe bağlar. Gazâle ile Ümm-i Mezîd'in müslüman olması (3687-3689), Çorak'ın özetinde anlatılan yağ ve bal tulumlarının dolu dönmesi ile yenen koyunun dirilmesi mucizelerine bağlanır. Ümm-i Ma‘bed'in Peygamber'i tarif ettiği yedi beyit (3711-3717), divan şiirinde sevgiliyi anlatan mazmunlarla kuruludur: amber kokulu perçem, reyhana benzeyen ayva tüyleri, gül yanak, servi boy, sürmeli nergis göz, şeker söz, inci gibi dökülen kelimeler.
Medine'ye varış güneş ve burç imgeleriyle anlatılır (3924-3926). Peygamber'i övenler arasında bir damın üstüne çıkan örtülü bir hanımın okuduğu beyitler (3943-3946) şiirin içinde ikinci bir şiir gibidir. Mescidin yapımını anlatan beyitlerde mescidin kare biçimli ve her yanının yüz arşın olduğu söylenir, ilk keseri Ammâr vurur. Duada ensarı öne alan birine Peygamber'in sıranın muhacirlerden başlaması gerektiğini söylemesi ve ardından gelen Arapça söz, muhacirlerle ensarın kaynaşmasını anlatan bölümü bağlar; Çorak bu sözü İbn Kesîr'den gösterir.
Tarihî Bağlam
TDV'deki "Hicret" maddesine göre Müdlic kabilesinden Sürâka b. Mâlik Peygamber'i takip etmiş, Tâif Muhasarası'ndan sonra müslüman olmuştur. Çorak da Münîrî'nin bu kısımda Sürâka'nın müslüman olmasından ve İslam'a yapacağı hizmetlerden söz ettiğini yazar. Aynı maddeye göre kafile Kudeyd'de Ümmü Ma‘bed Âtike bint Hâlid'in çadırına uğramış, Peygamber sürüye katılamayacak kadar zayıf bir keçiyi sağınca keçi bol süt vermiş, Ümmü Ma‘bed'in kocası Ebû Ma‘bed'in isteğiyle Peygamber'i tarif ederken kullandığı sözler hilye edebiyatına konu olmuştur. Münîrî'de hayvan koyundur ve kocanın adı Çorak'ın özetinde Eksem diye geçer. Şair "Ümm-i Ma‘bed" adını, kadının hasta oğluna Ma‘bed adını vermesiyle açıklar (3608).
TDV maddesine göre Peygamber Kubâ'da Külsûm b. Hidm'in evine inmiş, orada bir mescit yaptırmış, bir cuma günü Kubâ'dan ayrılıp Rânûnâ vadisinde ilk cuma namazını kıldırmış ve Medine'ye girmiştir. Maddedeki hesaplamaya göre bu giriş 12 Rebîülevvel'de (24 Eylül 622) olmuştur. Peygamber devesi Kasvâ'nın çöktüğü yere en yakın ev olan Ebû Eyyûb el-Ensârî'nin evine misafir olmuştur. Aynı maddede kafilenin yaklaştığını bir evin damına çıkan bir yahudi kızının görüp haber verdiği anlatılır. Münîrî'de ise Çorak'ın özetine göre Kubâ'daki ev sahibi Haysem'dir, dama çıkan örtülü hanım bir na't okur ve Ebû Eyyûb'un kör annesinin gözleri Peygamber'in duasıyla açılır.
Kaynakça
Akademik çalışmalar
- Reyhan Çorak, "Amasyalı Münîrî'nin Siyer-i Nebî'sinde Bulunan Hicretnâme ve Hususiyetleri", Hadis ve Siyer Araştırmaları Dergisi, 4(2), 2018, s. 11-47 (beyitler s. 36-45; bilgi s. 11, 20-21, 45-46). https://isamveri.org/pdfdrg/D04117/2018_2/2018_2_CORAKR.pdf
- Ümran Ay, "Münîrî Amâsî", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. EK-2, Ankara 2019, s. 337-338. https://islamansiklopedisi.org.tr/muniri-amasi
- Ahmet Önkal, "Hicret", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 17, İstanbul 1998, s. 458-462. https://islamansiklopedisi.org.tr/hicret
Çevrimiçi kaynaklar




