Özgün Metin
Vezin: mefā‘īlün mefā‘īlün fe‘ūlün
Beyit 3267-3284
Urup öldüre mi dimeyüp aslâ
Bu kez sûrâhına kodı kef-i pâ
Kakıyup mâr-ı ef‘î sokdı tekrâr
Olup mesmûm Bû Bekr iñledi zâr
Bu vech ile yitişüp kahr-ı dehrüñ
K’acısı yüregine geçdi zehrüñ
Gözi yaşı olup geñsüz revâne
Gül-i ter yüze tamdı eşk-dâne
Açup gözin ‘Atîkini görüp zâr
Didi neyçün iñildü böyle iy yâr
Ciger kanıyla eşk itmekle tahrîr
Başından sergüzeşti k’itdi ta‘rîr
Nazar ef‘îye kılmag ile Muhtâr
Didi inkâr ile mi geldüñ iy mâr
Yakup zehr âteşiyle nitekim mûm
Ki kılduñ yâr-ı gârı böyle mesmûm
Gelüp nutka iyitdi hâşe lillâh
Ki olmayam Habîbullâhdan âgâh
Ziyâret kılmaga sa‘y-i cemîli
Hezâr itdüm tutup küll-i sebîli
Beni mahrûm ider göz göre gördüm
Acıyup yâ Resûlullâhı urdum
İşidüp bunı cân u dil-tabîbi
Ki ya‘nî hazret-i Hakkuñ Habîbi
‘Atîkuñ müşkili olmag içün hal
Geçürdi zahm-ı mâr üstinden ol el
Sahîh ü sâlim itmeklige yârın
Hem ol zahm üzre sürdi agzı yarın
Tutup yüzini dergâh-ı Hudâya
Götürdi el niyâz ile du‘âya
Huşû‘ ile du‘âdan soñra bârî
Nicesin diyü sordı hâl-i yâri
İyitdi himmetüñde Hak te‘âlâ
Eser komadı semmden ben de aslâ
Ayagum zahm-ı mârı görmedi san
Yâhod zehr-i helâhil tutmadı ten
Beyit 3290-3297
Bürüdi kapusını sebz-evrâk
Ki görünmeye anda kara vü ak
Gelüp iki kebûter şâh-ber-şâh
İdüp pervâz misl-i kumrı-yı kâh
Miyân-ı derde tutup bir butagı
Yuva yapdılar ânîce bayagı
Yumurdlayup revân dişisi basdı
Kebûter niçe çıkarmaga kasdı
Hem anuñ cinsidür dirler Haremde
Kebûter kim olur şimdiki demde
Hemân bir ‘ankebûd-i tîz-reftâr
Kapuya perde gerdi uruban târ
Anuñçün küllü mâşi içre olmaz
Degül câyiz şeb ü rûz ol hem olmaz
Nikâb-ı ‘ankebûtı k’oldı âhir
Saba-ferrâşı lâbüdd oldı zâhir
Beyit 3302-3317
Deñeyüp gözcileri sag u solı
K’ihâta itdiler beyt-i Resûli
Ebû Cehl-i la‘în etbâ‘ı-y-ile
Resûli sevmeyen segler de bile
Oturmışlardı kapuya tutup gûş
Bu ümîde ki virbinen siyeh-gûş
Ser-i mahbûb-ı Hakkı aluban tîz
Geleler elde hûnîn tîg-ı ser-tîz
Zihî bâtıl-hayâl ü kec-tasavvur
K’ider her herze merze böyle cür mür
Meger kim dûn içinde yine İblîs
Bayagı dünki şekle girüp ol pîs
Gelüben yoldagılar bî-delîle
Didi neylersiz añrılup sebîle
İyitdiler umaruz k’Ahmedi hvâb
Alup merdân k’ide açıla bâb
Basup ivin kesevüz başını tâ
Size tuhf’iltevüz biz götürüp pâ
Gelüp didi ki kanı giden Ahmed
Sanursız bagladunuz yoluna sed
Çıkuban evvel-i şebde yürüdi
Sizi gaflet anuñ içün bürüdi
Gelüp Bû Bekr ile hîç itmeyüp bâk
Bir avuç saçdı alup sizlere hâk
Gözüñüz baglayuban geçdi gitdi
Nireye istediyse şimdi yitdi
Dinürse nice gelüp saça toprak
Çaluñ başuñuza al işdeye bak
Alup her biri şabkasına bakdı
Görüben hâki gayret odı yakdı
Te‘essüfle turup küffâr-ı bî-dîn
Segirtdiler Resûl ivine gâm-gîn
Beyit 3358-3375
İyitdi billâh iy Sıddîk nâle
Ne içün ne yitişdi kalb ü bâle
Didi mahfî degül râyı Münîre
Ki irdi kapuya her kalbi tîre
Eşirrâ-yı Kureyş İblîs ile ma‘
Îhâta kıldılar gârı ne matla‘
Necât işi bitüp iy yüzi gül-şen
Sizüñçündür iñildüm tün-be-tün ben
Budur degzindügüm hem k’olam evvel
Ki görmeyem size sunuldugın el
Resûl iyitdi kavl-i Hakkı diñle
Sıgın lutf-ı Hudâya yiter iñle
اِذْ يَقُولُ لِصَاحِبِهِ لَا تَحْزَنْ اِنَّ اللّٰهَ مَعَنَا
Diyüp böyle dönüp dîvâr-ı gâra
İşâret itdi yarıldı magâra
İyitdi yâ Ebâ Bekr arduña bak
‘Ukab ile kaçan pervâz ider bak
Bakup gördi ki bir dîvârı gâruñ
Girüp külli görünmiş ol kenâruñ
Yitişüp kurb-ı gâra bahr-i zehhâr
Tutarlar bir gemiyi iki serdâr
Velî bilmez tutan kimdür hele nâs
Hudâ bilür k’olar mı Hızr u İlyâs
Öte yanında hem bir ulu ‘asker
Süvâruñ her birisi kûh-peyker
İyitdi ger girürlerse kapudan
Bizi kurtardı Bârî ol kapudan
Senüñle idelüm deryâda geştî
Bizümçün hâzır olmışdur şu keştî
Hele sabr it görelüm Hak te‘âla
Ne buyurur ki hakdur kâr-fermâ
Sevinüp didi Sıddîk sehun-ver
Te‘âla şânehu Allâhu ekber
Su‘âl itdi o leşkerden de âhir
Ki kimüñdür bu ‘asker k’oldı zâhir
Buyurdı şeh Necâşînüñdür anlar
Kayuma hem bizümdür ol turanlar
Beyit 3413-3418 (Na‘t)
Zihî zât ol sebeb olan revâ ne
Hezârân yümn ile oldı revâne
Delîl ü rehber aña Hızr u İlyâs
Penâh-ı puştî lutf-ı Hâlık-ı nâs
Kadem basdugı hâke çeşme-i cân
Virür dil teşnelikle irmege cân
Sa‘âdetlü şular kim yoldaşıdur
E‘âdîden ne gam san yol taşıdur
Dil ü cândan olup müştâk-ı dîdâr
Muhâcirle deñer yol çeşm-i ensâr
Seferdür ‘ayn-ı sûd ol nice hicret
Ki ‘âcizdür anuñ sırrında fikret
Günümüz Türkçesiyle
3267. (Ebû Bekir) "Vurup öldüreyim mi" diye hiç sormadan bu kez ayağının tabanını yılanın deliğine dayadı.
3268. Engerek (mâr-ı ef‘î) öfkelenip tekrar soktu; zehirlenen Ebû Bekir ağlayarak inledi.
3269. Böylece talihin kahrı ona erişti ve zehrin acısı yüreğine işledi.
3270. Gözyaşı sınırsızca aktı; damlalar (Peygamber'in) taze gül gibi yüzüne damladı.
3271. Peygamber gözünü açtı, Atîk'ini ağlarken görüp dedi: Ey dost, neden böyle inliyorsun.
3272. Ebû Bekir ciğer kanıyla gözyaşı yazarcasına başından geçeni anlattı.
3273. Seçilmiş Peygamber engereğe bakıp dedi: Ey yılan, inkâr ile mi geldin,
3274. zehrin ateşiyle mum gibi yakarak mağara dostunu (yâr-ı gâr) böyle zehirledin.
3275. Yılan dile gelip dedi: Hâşâ, Allah'ın Sevgilisi'nden habersiz olayım.
3276. Seni ziyaret etmek için her yolu tutup bin güzel çaba gösterdim.
3277. Onun beni göz göre göre (senden) mahrum ettiğini gördüm; acıyla, ey Allah'ın Resulü, onu soktum.
3278. Bunu canların ve gönüllerin hekimi, yani Allah'ın Sevgilisi işitince
3279. Atîk'in derdini çözmek için o eli yılanın açtığı yaranın üstünden geçirdi.
3280. Dostunu sapasağlam etmek için o yaranın üzerine ağzının suyunu da sürdü. (Kafiyede "yârın", dostunu, ile "yarın", ağız suyunu, ses oyunu yapar.)
3281. Yüzünü Allah'ın dergâhına çevirip niyaz ile ellerini duaya kaldırdı.
3282. Huşu ile dua ettikten sonra dostunun hâlini sordu: Nasılsın.
3283. Ebû Bekir dedi ki: Senin himmetinle Yüce Allah bende zehirden hiçbir iz bırakmadı.
3284. Sanki ayağım yılan yarası hiç görmemiş, ya da öldürücü zehir bedenimi hiç sarmamış.
3290. Mağaranın kapısını yeşil yapraklar bürüdü, öyle ki orada ak kara hiçbir şey görünmesin.
3291. İki güvercin daldan dala gelip kumru gibi uçuştu. ("Kumrı-yı kâh" sözünün tam anlamı açık değildir.)
3292. Kapının ortasında bir dala tutunup ansızın bir yuva yaptılar. (Mısra sonundaki "bayagı", eskiden beri varmış gibi ya da düpedüz anlamında olabilir.)
3293. Dişisi yumurtlayıp hemen üstüne yattı; güvercin onlardan yavru çıkarmayı kastetmişti.
3294. Derler ki bugün Harem'de (Mekke'de) bulunan güvercinler onların soyundandır.
3295. Hemen hızlı yürüyen bir örümcek ipliklerini atarak kapıya perde gerdi.
3296. Beyit kapalıdır; örümceğin bu hizmeti yüzünden yürüyen canlılar arasında ona dokunmanın gece gündüz caiz olmadığı söyleniyor olabilir.
3297. Beyit kapalıdır; örümceğin örtüsünün sonunda ortaya çıktığı ve saba rüzgârının ferraşı (döşeyicisi) gibi göründüğü söyleniyor olabilir.
3302. Gözcüler sağı solu yoklayıp Resul'ün evini kuşattılar.
3303. Lanetli Ebû Cehil adamlarıyla birlikte, Resul'ü sevmeyen köpekler de yanlarında,
3304. kulak kabartarak kapının önünde oturuyorlardı; ikinci mısradaki "virbinen" kelimesi açık değildir, "siyeh-gûş" karakulak demektir ve beytin anlamı sonraki beyitle tamamlanır: …umuduyla ki
3305. Hakk'ın sevgilisinin başını hemen alıp ellerinde kanlı, keskin uçlu kılıçlarla gelsinler.
3306. Ne boş bir hayal, ne eğri bir düşünce ki her saçmalığı böyle boş lakırdıya çeviriyor.
3307. Derken gece içinde o pis İblis yine dünkü şekle girip
3308. yolda kılavuzsuz bekleşenlerin yanına geldi ve dedi: Yolda ne bekleyip duruyorsunuz.
3309. Dediler ki: Ahmed'i uyku alır da yiğitler kapıyı açar diye umuyoruz;
3310. evini basıp başını keseriz, sonra götürüp size armağan ederiz.
3311. İblis dedi ki: Gitmiş olan Ahmed nerede; siz onun yolunu kestiğinizi sanıyorsunuz.
3312. Gecenin başında çıkıp yürüdü; bu yüzden sizi gaflet bürüdü.
3313. Ebû Bekir'le birlikte hiç korkmadan geldi, avucuna toprak alıp üzerinize saçtı.
3314. Gözlerinizi bağlayıp geçti gitti; şimdi nereye istediyse ulaştı.
3315. "Nasıl gelip toprak saçmış" denirse, ellerinizi başınıza sürün, işte görün.
3316. Her biri şapkasını alıp baktı; toprağı görünce öfke ateşi onları yaktı.
3317. Dinsiz kâfirler hayıflanarak kalkıp gamlı bir hâlde Resul'ün evine koştular.
3358. Peygamber dedi: Allah için, ey Sıddîk, bu inleyiş neden; yüreğine ve aklına ne geldi.
3359. Ebû Bekir dedi ki: Parlak görüşünüzden gizli kalmaz ki kalbi kararmış ne kadar kişi varsa kapıya dayandı. ("Râyı münîr", parlak görüş, şairin mahlasını hatırlatır.)
3360. Kureyş'in kötüleri İblis'le birlikte mağarayı kuşattılar; ikinci mısraın sonundaki "ne matla‘" (ne doğuş yeri) sözünün bağlantısı açık değildir.
3361. Ey yüzü gül bahçesi olan, kurtuluş işi bitsin; ben gece gece sizin için inledim.
3362. Dileğim şudur ki (ölüme) ben önce gideyim de size uzatılan eli görmeyeyim.
3363. Resul dedi: Allah'ın sözünü dinle, Allah'ın lütfuna sığın, yeter artık inleme. Ardından neşirde Arapça âyet (Tevbe 9/40'tan bir parça) yer alır; anlamı şudur: "Hani arkadaşına 'Üzülme, Allah bizimle beraberdir' diyordu."
3364. Böyle deyip mağaranın duvarına döndü ve işaret etti; mağara yarıldı.
3365. Dedi ki: Ey Ebû Bekir, arkana bak; ikinci mısra "bak, kartalla (‘ukâb) birlikte nasıl uçulur" diye okunabilir, tam anlamı açık değildir.
3366. Bakıp gördü ki mağaranın bir duvarı içeri girmiş ve o kıyının tamamı görünmüş.
3367. Coşkun bir deniz mağaranın yakınına gelmiş; iki komutan bir gemiyi tutuyor.
3368. Ama gemiyi tutanların kim olduğunu insanlar bilmez; Hızır ile İlyas mıdır, Allah bilir.
3369. Öte yanında da büyük bir ordu vardı; süvarilerinin her biri dağ cüsseliydi.
3370. Peygamber dedi ki: Onlar kapıdan girerlerse, Yaradan bizi o kaptan (kapudan) eliyle kurtardı. (Kafiyede "kapudan", kapıdan, ile "kapudan", gemi kaptanı, cinas yapar.)
3371. Seninle denizde gezelim (geşt); şu gemi (keştî) bizim için hazırlanmıştır.
3372. Ama sabret, Yüce Allah'ın ne buyuracağını görelim; çünkü işleri yöneten O'dur.
3373. Sözü güzel Sıddîk sevinip dedi: Şanı yüce olsun, Allah en büyüktür.
3374. Sonunda o ordu hakkında da sordu: Görünen bu asker kimin.
3375. Peygamber buyurdu: Onlar Necâşî'nin askerleridir; orada duranlar da bizimdir, yardımımıza hazırdır. ("Kayuma" kelimesinin anlamı kesin değildir.)
3413. Ne yüce bir varlıktır o; her güzelliğin sebebi odur ve binlerce uğurla yola düştü. (Kafiyede "revâ ne" ile "revâne", yola düşmüş, cinas yapar.)
3414. Ona kılavuz ve yol gösterici Hızır ile İlyas'tır; sığınağı ve dayanağı insanların Yaradanı'nın lütfudur.
3415. Ayak bastığı toprak can pınarıdır; gönül oraya ulaşmanın susuzluğuyla can verir.
3416. Ona yoldaş olanlar ne mutludur; düşmanlardan ne gam, onları yol taşı say. ("Yoldaşıdur" ile "yol taşıdur" cinas yapar.)
3417. Ensarın gözü, canla gönülle onu görmeye hasret, göçmeni (muhaciri) yol gözlüyor.
3418. O yolculuk kazancın ta kendisidir; ne hicrettir o ki sırrını kavramaya düşünce acizdir.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Bu beyitler Münîrî'nin yedi ciltlik manzum Siyer-i Nebî'sinin üçüncü cildindeki 1101 beyitlik hicretnâmeden alınmıştır. TDV İslâm Ansiklopedisi'ne göre siyer 32.475 beyitle Türk edebiyatının bilinen en uzun manzum siyeridir; tek nüshası Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi'ndedir (Koğuşlar, nr. 994-995). Reyhan Çorak 2018'de yayımladığı makalede hicret bölümünden seçtiği beyitleri 2010 tarihli doktora tezindeki numaralarıyla, sadeleştirilmiş bir çeviriyazıyla vermiş, alınmayan beyitleri noktalı satırla göstermiştir. Bu yazı makaledeki beyitlerin üçüncü kısmıdır: Sevr mağarasında geçen olayları anlatan 3267-3375 arasındaki beyitler ile mağaradan çıkıştan sonra gelen bir na't (3413-3418), toplam 66 beyit.
Vezin "mefâ‘îlün mefâ‘îlün fe‘ûlün", nazım şekli mesnevîdir. Cinaslı kafiye bu bölümde özellikle belirgindir: kapıdan anlamındaki "kapudan" ile gemi kaptanı anlamındaki "kapudan" (3370), gezinti anlamındaki "geşt" ile gemi anlamındaki "keştî" (3371), "yârın" ile "yarın" (3280), "revâ ne" ile "revâne" (3413), "yoldaşıdur" ile "yol taşıdur" (3416). 3359. beyitte Ebû Bekir'in Peygamber'e söylediği "râyı münîr", yani parlak görüş sözü şairin mahlasını hatırlatır. Çorak'a göre hicretnâmede "Na't" başlığı taşıyan beş şiir vardır; 3413-3418. beyitler bunlardan biridir ve mağaradan çıkışın ardından yer alır. Tevbe 9/40'tan alınan Arapça parça makalede dizgi hatasıyla harfleri ters sırada basılmıştır; özgün metinde doğru sırası verilmiştir. Kapalı kalan beyitler (3296, 3297, 3304, 3360, 3365) aktarımda belirtilmiştir.
Anlam ve Söz Sanatları
Bölüm Ebû Bekir'in yılan tarafından sokulmasıyla açılır. Çorak'ın özetine göre mağara yılan ve akreple doludur; Ebû Bekir önce kendisi girer, delikleri hırkasından yırttığı parçalarla kapatır, sonuncusunu da topuğuyla tıkar. Peygamber dizine başını koyup uyurken yılan topuğu sokar ve Ebû Bekir'in gözyaşları Peygamber'in yüzüne damlayıp onu uyandırır. Münîrî bu sahneyi bir konuşmaya dönüştürür: Peygamber yılana inkâr ile mi geldiğini sorar, yılan dile gelip onu ziyaret etmek için yollara düştüğünü, Ebû Bekir'in buna engel olduğunu söyler. Peygamber yarayı eliyle ve ağzının suyuyla iyileştirir. Gül gibi yüze damlayan gözyaşı, mum gibi yakan zehir ve canların hekimi benzetmeleri sahneye sıcak bir ton verir.
Mağaranın kapısını yeşil yaprakların bürümesi, iki güvercinin yuva yapıp yumurtlaması ve örümceğin ağ germesi art arda anlatılır. Şair, Harem'deki güvercinlerin bunların soyundan geldiği sözünü "derler" diyerek aktarır; bunu kendi tespiti olarak vermez, söylenegelen bir rivayet olarak aktarır (3294). Ardından anlatı Mekke'ye döner. İblis yine Necidli ihtiyar kılığında Peygamber'in evini bekleyen müşriklere gelip Peygamber'in çoktan çıktığını, başlarına toprak saçıp geçtiğini söyler; müşriklerin şapkalarını çıkarıp toprağı görmeleri (3316) hafif bir alay taşır. Bu beyitler bir önceki kısımda anlatılan toprak saçma mucizesini müşriklerin gözünden tamamlar.
Bölümün en olağanüstü sahnesi mağarada geçer. Müşrikler kapıya dayandığında Peygamber Ebû Bekir'i Tevbe sûresindeki "Üzülme, Allah bizimle beraberdir" sözüyle teselli eder, sonra mağaranın duvarına işaret eder. Duvar yarılır, coşkun bir deniz, iki serdarın tuttuğu bir gemi ve Necâşî'ye ait bir ordu görünür. Şair, gemiyi tutanların Hızır ile İlyas olup olmadığını kesin söylemez ve "Allah bilir" der (3368). Necâşî'nin adı birinci kısımdaki Rebîa önerisinde de geçmiştir; orada müşrikler Peygamber'i gemiyle Habeşistan'a sürmeyi düşünmüş, şeytan Necâşî'nin dostluğunu hatırlatarak bunu reddetmişti. Bölümü kapatan na't anlatıdan lirik söyleyişe geçer: Peygamber'in ayak bastığı toprak can pınarıdır, ensarın gözü yolda onu bekler ve hicretin sırrını düşünce kavrayamaz.
Tarihî Bağlam
TDV'deki "Hicret" maddesine göre müşriklerin bir grubu aramalar sırasında mağaranın yanına kadar gelmiş, Ebû Bekir endişelenmiş, Peygamber de Tevbe 9/40'ta işaret edildiği üzere "Üzülme, elbette Allah bizimledir" diyerek onu teskin etmiştir. Müşrikler mağaraya bakmadan dönmüştür. Maddeye göre bunun sebebi olarak bir örümceğin mağaranın ağzına ağ ördüğünü bildiren rivayetler pek çok muhaddis tarafından hasen sayılmıştır. Peygamber ile Ebû Bekir mağarada üç gün kalmış, Ebû Bekir'in oğlu Abdullah her gece haber getirmiştir. Çorak'ın özetine göre Münîrî'de Âmir ile Esmâ üç gün boyunca haber ve süt getirip götürür, dördüncü gece yola çıkılır; müşrikler güvercin ile örümceği görünce öfkelenir ve Ebû Cehil kendilerine yol gösteren şeytana bunadığını ya da aklını yitirdiğini söyler.
Örümcek ve mağara tarihî anlatıda da yer alır; yılan, güvercinler, yapraklar ve denize açılan duvar ise Münîrî'nin anlatısını olağanüstü olaylarla genişleten katmana aittir. Çorak, siyer türündeki eserlerde ilk kaynaklarda geçen olağanüstü hadiselerin bir kısmının küçük hikâyelerle genişletilerek menkıbevî bir nitelik kazandığını söyler ve ilk siyer kaynaklarındaki bu tür olaylar için Mehmet Azimli'nin bir çalışmasına gönderme yapar.
Kaynakça
Akademik çalışmalar
- Reyhan Çorak, "Amasyalı Münîrî'nin Siyer-i Nebî'sinde Bulunan Hicretnâme ve Hususiyetleri", Hadis ve Siyer Araştırmaları Dergisi, 4(2), 2018, s. 11-47 (beyitler s. 31-36; bilgi s. 20-21, 45-46). https://isamveri.org/pdfdrg/D04117/2018_2/2018_2_CORAKR.pdf
- Ümran Ay, "Münîrî Amâsî", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. EK-2, Ankara 2019, s. 337-338. https://islamansiklopedisi.org.tr/muniri-amasi
- Ahmet Önkal, "Hicret", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 17, İstanbul 1998, s. 458-462. https://islamansiklopedisi.org.tr/hicret
Çevrimiçi kaynaklar




