Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

Ḥażret-i şāh-ı cihān ider diyü ‘azm-i ġażā
Birbirine muştılar gökde melāyik Ḫüsrevā
Sen şeh-i devrān ile ‘azm-i ġażā itmeklige
Cem‘ idüpdür leşker-i ervāḥı rūḥ-ı Muṣṭafā
Ḫıdmetüñce bile bulunmaġa bu ḫayr işde çarḫ
Ṣubḥ-dem gördüm ki yaḳınmış şafaḳ birle ḥınā
Devlet anuñ kim rikābuñca bu ‘īd-i ekbere
Yüz süriyü yetişür mānend-i sulṭān-ı semā
Her ne deñlü irmez ise ḫıdmete şāhā elüm
Gönderürem reh-revān-ı ṣubḥ ile her dem du‘ā
Ḳalb-i a‘dāñı ‘aceb mi ḳılsa āvāzuñ şikest
Tār u mār olur belī şāhīn ile zāġ-ı semā
Gerd-i rāh-ı bād-pāyuñ devletine irmege
Her seḥer-geh görürem ayup gider bād-ı ṣabā
Şāh-ı heft iḳlīmsin saña muṭī‘ olmayana
Hīc kimse ‘ālem içre ṣıḥḥati görmez revā
‘Abdalān-ı Rūm pīri birle göñlüm [de] Münīr
Gitdi ol sulṭān-ı dervīşān u devrāndan yaña
Ḥażret-i şeh Bāyezīd ibn-i Meḥemmed ḫān içün
Fikrüñ itmekse du‘ā ey dil di işüñdür n’ola
Sāye-i Ḥaḳdur vücūdı ẓıllini memdūd idüp
Ber-mezīd itsün cihānda devlet ü ‘ömrin Ḫudā

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey hükümdar, "Cihan şahı hazretleri gazaya niyet ediyor" diye gökteki melekler birbirine müjde verdiler. ("Muştılamak" eski Türkçede müjdelemek demektir.)

2. Sen, zamanın şahı, gazaya yola çıkasın diye Mustafa'nın, yani Hz. Peygamber'in ruhu ruhlardan bir ordu toplamıştır.

3. Felek de bu hayırlı işte hizmetinde seninle birlikte bulunmak için hazırlanmış; sabah vakti gördüm ki şafağın kızıllığıyla kına yakınmış. (Tan vaktinin kızıl rengi, gökyüzünün ellerine yaktığı kınaya benzetilir.)

4. Bu en büyük bayrama, yani gazaya, gök sultanı güneş gibi yüz sürerek üzengin yanında yetişen kişiye ne mutlu; devlet onundur. ("‘Īd-i ekber" sözlük anlamıyla en büyük bayramdır; şair gazayı bir bayram gibi görür.)

5. Ey şah, elim hizmetine ne kadar erişmese de her an sabahın yolcularıyla sana dua gönderirim. ("Reh-revān-ı ṣubḥ", sabah vakti yola düşenler ya da seher yeli olarak anlaşılabilir; şair seferde bulunamadığını, dua ile katıldığını söyler.)

6. Senin naran düşmanlarının kalbini kırsa şaşılır mı? Evet, gökteki karga şahinle darmadağın olur. ("Ḳalb" sözlük anlamıyla hem yürek hem ordunun merkezidir; "şikest" de hem kırılma hem bozgun anlamına gelir. Beyit, düşmanın yüreğinin de ordusunun merkezinin de bozulduğunu birlikte söyler.)

7. Rüzgâr ayaklı atının yol tozunun devletine erişmek için her seher vakti saba yelinin "ayup" gittiğini görürüm. ("Ayup" sözü burada iki türlü anlaşılabilir: sözlük anlamıyla "ayılıp", yani uyanıp; ya da eski Türkçedeki "aymak" fiilinden "söyleyip". Her iki okumada da saba yeli her sabah sultanın atının tozuna yetişmek için yola çıkar.)

8. Sen yedi iklimin şahısın; sana boyun eğmeyenin dünyada sağlık ve esenlik bulmasını hiç kimse uygun görmez.

9. Ey Münîr, gönlüm de Rum abdallarının piriyle birlikte o dervişlerin ve zamanın sultanına doğru gitti. (Mısradaki "de" sözü Ersoy'un vezne ve anlama göre yaptığı tamirdir.)

10. Ey gönül, düşüncen Mehmed Han oğlu Bayezid hazretlerine dua etmekse söyle; bu senin işindir, buna şaşılır mı? (Mısradaki "di", "söyle, de" anlamındadır; "n'ola" ise "ne olur, ne var bunda" diye okunur.)

11. Onun varlığı Hakk'ın gölgesidir; Allah gölgesini uzatıp dünyada devletini ve ömrünü artırsın.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir on bir beyitlik Türkçe bir kasidedir ve neşirde Kaside 19 numarasını taşır. Kaside, bütün beyitleri aynı kafiyeyle süren, çoğunlukla bir hükümdarı övmek için yazılan nazım şeklidir; bu şiir türün kısa örneklerindendir. Vezin "fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün" kalıbıdır. Redif yoktur; kafiye uzun "ā" sesine dayanır (ġażā, Ḫüsrevā, Muṣṭafā, ḥınā, semā, du‘ā, revā, Ḫudā). Ersoy bu kasideyi yalnız revi harfiyle kurulan kafiyenin örnekleri arasında anar. Şiir yalnız Vatikan nüshasında (VT 37b) bulunur. Neşirdeki başlık "Der-vaḳt-i ḳaṣd-ı ġażā kerden-i Sulṭān Bāyezīd", yani "Sultan Bayezid'in gazaya niyet ettiği vakitte" anlamındadır.

Kasidede uzun bir giriş bölümü yoktur; şiir doğrudan gaza haberiyle açılır. İlk dört beyit bu haberin gökte nasıl karşılandığını anlatır: melekler birbirini müjdeler, Peygamber'in ruhu ruhlardan bir ordu toplar, felek kına yakar, güneş sultanın üzengisine yüz sürer. 5. beyitte şair kendi durumuna döner ve seferde bulunamasa da dua gönderdiğini söyler. 6-8. beyitler sultanın gücünü över. 9. beyit "Münīr" mahlasının geçtiği beyittir; 10. beyitte memduhun adı açıkça verilir, 11. beyit duadır.

Anlam ve Söz Sanatları

Şiirin ana düşüncesi, gazanın yalnız yeryüzünde değil gökte de bir olay olarak karşılanmasıdır. Bu yüzden imgelerin çoğu göğe bağlanır: melekler, ruhlar ordusu, şafak, güneş ve saba yeli sultanın seferine katılır. 3. beyitte şafağın kızıllığı feleğin yaktığı kınaya benzetilir; tabiattaki bir olayı şiirin konusuna bağlayan bu güzel gerekçe hüsn-i talil sanatının bir örneğidir. 4. beyitte gaza "‘īd-i ekber", yani en büyük bayram diye anılır; bayram sevinci ile sefer arasında bir benzetme kurulur ve güneş, "sulṭān-ı semā" (göğün sultanı) olarak sultanın üzengisine yüz süren biri gibi düşünülür.

6. beyitte "ḳalb" sözü bir söz oyunu taşır: sözlük anlamıyla hem yürek hem de ordunun merkez kolu demektir. Sultanın narası düşmanın yüreğini de ordusunun merkezini de kırar. İkinci mısradaki şahin ile karga karşılaştırması, ilk mısradaki iddiayı tabiattan alınmış bir örnekle kanıtlar; bu, irsal-i mesele yakın bir kullanımdır. 7. beyitteki "ayup" sözü eski Türkçenin izini taşır ve iki türlü anlaşılabilir; aktarımda iki okuma da gösterildi. 11. beyitte "Sāye-i Ḥaḳ" (Hakk'ın gölgesi) unvanı ile "ẓıllini memdūd idüp" (gölgesini uzatıp) ifadesi aynı gölge imgesini sürdürür ve kasideyi dua ile kapatır.

Tarihî Bağlam

Kasidenin kime yazıldığı başlıktan ve 10. beyitteki "Bāyezīd ibn-i Meḥemmed ḫān" adından bellidir: memduh Fatih Sultan Mehmed'in oğlu II. Bayezid'dir. Başlık, şiirin sultanın gazaya niyet ettiği bir vakitte söylendiğini bildirir; ancak hangi seferin kastedildiği ne başlıkta ne de metinde belirtilir ve kaynaklarda da bu konuda bilgi yoktur. Şiirin Bayezid'in Amasya'daki şehzadelik yıllarında mı yoksa saltanatı sırasında mı yazıldığı da bilinmiyor. 5. beyitteki "elim hizmetine erişmese de" sözü, şairin bu sefere katılmadığını düşündürür.

9. beyitte şair, gönlünün "‘Abdalān-ı Rūm pīri" ile birlikte sultana yöneldiğini söyler. "Abdalân-ı Rûm" sözlük anlamıyla Anadolu'nun abdalları, yani gezgin dervişleridir. Divanda bu ifade bir kez daha geçer: Gazel 237'nin neşirdeki başlığı "Berāy-ı Ḳoyun Baba" (Koyun Baba için) olup gazelin ilk beytinde Koyun Baba "Abdalān-ı Rūm"un önderi ve çobanı diye anılır. Kasidedeki pirin Koyun Baba olup olmadığı ise ne metinde ne de kaynaklarda söylenir; bu yüzden iki şiir arasında yalnız ifade benzerliği bulunduğu söylenebilir. Aynı beyitte sultana "dervişlerin ve zamanın sultanı" denmesi, gaza ile dervişlik arasında kurulan bağı gösterir.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar