Özgün Metin

Vezin: mefā‘īlün mefā‘īlün mefā‘īlün mefā‘īlün

Leb-i la‘l-i şeker-ḫāyet ki cān baḫşed Mesīḥā-rā
Resed her dem zi-enfāseş hezārān mürde iḥyā-rā
Ḫayāl-i çeşm-i ḫūn-rīzet be-şehr-i dil ki mī-āyed
Çonīn verzed ki der-‘ālem hemān Türkān-ı Yaġmā-rā
Maḳām-ı bendegī-i ū çi cāy-ı serv-i āzādest
Ki şāḫ-ı sidre mī-bāşed ġulām īn ḳadd-i bālā-rā
Be-meydān-ı Amāsiyye bi-yā Ḥāfız to ger ḫᵛāhī
Kenār-ı āb-ı Rükn-ābād u gül-geşt-i muṣallā-rā
Zi-gül-rūyān-ı sünbül-zülf heme eṭrāf-ı vey pür şod
Nesīm-i ṣubḥ ez-ān āyed be-her sūyeş temāşā-rā
Selām ez-gül-şen-i cennet ṣabā her dem ki mī-āred
Bered ṭavr-ı dil-ārāyī ez-īn Firdevs-i a‘lā-rā
Ez-ān ber-evc-i īn çarḫ-ı muḳarnes ṣaf zenend her dem
Teferrüc-gāh u manẓar şod çonīn ḥūrī-i ḥūrā-rā
Ṣafā-yı Cennetü’l-me‘vā der-īncā şod Münīr āḫir
Ki ez-rūy-ı feraḥ-baḫşeş tecellīhā resed mā-rā

Günümüz Türkçesiyle

1. Şeker çiğneyen la‘l dudağın Mesih'e, yani Hz. İsa'ya can bağışlar; onun nefeslerinden her an binlerce ölüye dirilme ulaşır. (Hz. İsa'nın nefesiyle ölüleri diriltmesine telmih vardır; sevgilinin dudağı bu nefesin bile kaynağı sayılır.)

2. Kan dökücü gözünün hayali gönül şehrine geldiğinde, dünyada Yağma Türklerinin yaptığını yapar, yani gönlü yağmalar. ("Yaġmā" sözlük anlamıyla bir Türk boyunun adıdır ve Farsçada yağma, talan anlamına da gelir; Ersoy beyti gözün hayalinin Yağma Türkleri gibi davranması diye anlar.)

3. Hür servinin ona kul olma makamına erişmesi ne mümkün; bu yüce boya ancak Sidre ağacının dalı köle olabilir. (Servi şiirde "āzād", yani hür sıfatıyla anılır; kul olmak ile hür olmak arasında tezat kurulur. Sidre, sözlük anlamıyla göğün en yüksek katındaki Sidretü'l-müntehâ ağacıdır.)

4. Ey Hâfız, eğer Rüknâbâd suyunun kenarını ve Musallâ'nın gül gezintisini istiyorsan, Amasya meydanına gel. (Rüknâbâd ile Musallâ, Hâfız'ın şehri Şîraz'ın meşhur gezinti yerleridir. Beytin ikinci mısraı Hâfız'ındır.)

5. Onun, yani Amasya'nın her yanı gül yüzlü, sümbül saçlı güzellerle doldu; sabah rüzgârı bu yüzden her tarafını seyretmeye gelir. (Ersoy da "onun" kelimesini Amasya olarak anlar.)

6. Saba rüzgârı ne zaman cennetin gül bahçesinden selam getirse, buradan en yüce cennete, Firdevs'e gönül süsleyen bir tavır götürür. (Yani Amasya güzellik bakımından cennete örnek olur. Ersoy da beyti bu doğrultuda anlar.)

7. Burası böyle kara gözlü huriler için bir gezinti yeri ve seyir yeri olduğu için, huriler bu kat kat göğün doruğunda her an saf bağlarlar. ("Çarḫ-ı muḳarnes" sözlük anlamıyla kademe kademe işlenmiş kubbe gibi gök demektir; "ḥūrā" kara gözlü anlamındadır.)

8. Ey Münîr, sonunda Me'vâ cennetinin safası burada gerçekleşti; çünkü onun ferahlık bağışlayan yüzünden bize tecelliler ulaşır. ("Onun" kelimesi Amasya'ya ya da sevgiliye gidebilir. "Cennetü'l-me'vā" sözlük anlamıyla "barınak cenneti" demektir ve cennetin adlarından biridir; "tecellī" sözlük anlamıyla görünme, parlayıp belirmedir.)

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir Farsça yazılmış sekiz beyitlik bir gazeldir; neşirde Farsça gazellerin ikincisidir (fg 2). Vezin "mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün" kalıbıdır. Redif "-rā" ekidir, kafiye "-ā" sesidir: Mesīḥā, iḥyā, Yaġmā, bālā, muṣallā, temāşā, a‘lā, ḥūrā, mā. Ersoy redif listesinde bu gazeli birinci gazelle birlikte "-ra" redifli olarak gösterir. Şiir Vatikan (VT 61b) ve Viyana (VY 46a) nüshalarında bulunur. Ersoy bu gazeli Hâfız-ı Şîrâzî'ye nazire olan on yedi Farsça gazelden biri olarak tespit eder; TDV maddesi de on yedi Farsça gazelin Hâfız'a nazire olduğunu kaydeder.

Hâfız'ın aynı vezinde ve aynı "-ā-rā" kafiye ve redifiyle yazdığı gazel, "Eger ān Türk-i Şīrāzī be-dest āred dil-i mā-rā" matlaıyla başlayan meşhur gazeldir. Münîrî'nin dördüncü beytinin ikinci mısraı, "Kenār-ı āb-ı Rükn-ābād u gül-geşt-i muṣallā-rā", bu gazelin ikinci beytinde aynen geçer. Ersoy da bu mısraın Hâfız'a ait olduğunu belirtir.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazel iki bölümlü bir kuruluş gösterir. İlk üç beyit geleneksel güzellik övgüsüdür: sevgilinin dudağı Mesih'e can veren nefesin kaynağıdır, kan dökücü gözünün hayali gönül şehrini yağmalar, boyu karşısında servi değil ancak Sidre ağacının dalı kul olabilir. Dördüncü beyitten sonra övgünün konusu bir şehre, Amasya'ya geçer. Hâfız'a hitap eden dördüncü beyit bu geçişin noktasıdır; ardından gelen beyitlerde Amasya'nın güzellerle dolu olduğu, sabah rüzgârının onu seyre geldiği, cennete gönül süsleme tavrını buradan götürdüğü, hurilerin onu seyretmek için göğün doruğunda saf bağladığı söylenir. Mahlas beyti Me'vâ cennetinin safasının "burada" gerçekleştiğini söyleyerek bu övgüyü kapatır. Sitedeki şair yazısı da bu gazeli Amasya'yı Şîraz'ın meşhur mesirelerine tercih eden Farsça gazel olarak anar.

Gazelin en dikkat çekici yanı Hâfız'la kurduğu ilişkidir. Hâfız kendi gazelinde sakiden "cennette bulamayacağın" Rüknâbâd suyunun kenarını ve Musallâ gezintisini anarak Şîraz'ı över. Münîrî aynı mısraı alıp Hâfız'ın kendisine yöneltir: Şîraz'ın bu iki gezinti yerini isteyen Hâfız Amasya meydanına gelmelidir. Sonraki beyitlerde Amasya'nın Firdevs ve Me'vâ cennetleriyle karşılaştırılması da Hâfız'ın cennetle Şîraz arasında kurduğu karşılaştırmanın bir cevabı gibi okunabilir. İkinci beyitteki "Türkān-ı Yaġmā" ifadesi de Hâfız'ın aynı gazelindeki "Türkān ḫᵛān-ı yaġmā-rā" sözünü hatırlatır; Münîrî bu iki kelimeyi kan dökücü gözün gönül şehrini yağmalaması hayaline uyarlar.

Söz sanatları bakımından birinci beyitte Hz. İsa'nın ölüleri diriltmesine yapılan telmih, "cān", "iḥyā" ve "mürde" kelimeleriyle tenasüp kurar. Üçüncü beyitte servinin "āzād" sıfatı ile "bendegī" ve "ġulām" kelimeleri arasındaki tezat, sevgilinin boyunu servinin bile ulaşamayacağı bir yere taşır. Altıncı ve yedinci beyitlerde cennet, Firdevs, huri ve felek kelimeleri bir tenasüp alanı oluşturur ve şehrin güzelliği mübalağayla göğe kadar yükseltilir.

Tarihî Bağlam

Gazelin kime ve hangi vesileyle yazıldığı bilinmemektedir. Amasya'nın adı Münîrî'nin divanında bu Farsça gazelde açıkça geçer. Ersoy, Münîrî'nin Hâfız'ın bazı mısralarını kendi şiirlerinin arasına serpiştirmesini şairin ondan ne derecede etkilendiğini gösteren bir özellik olarak anar ve bu beyti, ikinci mısraları Hâfız'a ait beyitlere örnek olarak verir. Münîrî'nin hemen bütün ömrünü Amasya'da geçirdiği, II. Bayezid ve Şehzade Ahmed'in Amasya'daki meclislerinde bulunduğu bilinir; ancak bu gazelin bu meclislerden biriyle bağı kaynaklarda gösterilmez.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Diğer kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar