Özgün Metin

Vezin: vâfir (mefâ‘îlün mefâ‘îlün fe‘ûlün). Neşrin dipnotları "nüḳāl" ve "nāṣıḥīnā" kelimelerinde vezin zaruretine işaret eder; bahri vâfir diye adlandıran biziz, Ünlüsoy ile Asım serî‘ der.

القَولُ فِي إرْسالِ الرُّسُلِ
el-Ḳavlu fī irsāli’r-rusul (peygamber gönderilmesi hakkında söz)

يُضَمِّنُ حِكْمَةَ إرسالِ رُسُلٍ
وَيَشْهَدُهُ ذَهِينٌ ذُو انْتِقالِ

Yüżemminu ḥikmete irsāli rusulin
Ve yeşheduhū ẕehīnun ẕü’ntiḳālī

وَأرْسَلَ رَبُّنا رُسُلاً كِرامًا
إلَى المَخْلُوقِ أمرًا بِامتِثالِ

Ve ersele rabbunā rusulen kirāmen
İle’l-maḫlūḳı emran bi’mtis̱ālī

يُبَشِّرُ أهْلَ طاعاتٍ بِبُشْرَى
وَيُنْذِرُ أهلَ سُوءِ الافْتِعالِ

Yübeşşiru ehle ṭā‘ātin bi-buşrā
Ve yünẕiru ehle sū’i’l-ifti‘ālī

يُبَيِّنُ لِلْأناسِ أمُورَ دِينٍ
وَأسْبابَ المَعايِشِ مِن حَلالِ

Yübeyyinu li’l-unāsi umūra dīnin
Ve esbābe’l-me‘āyişi min ḥalālī

وَأيَّدَهُمْ بِأقْوَى مُعْجِزاتٍ
خَوارِقِ عادَةٍ يا ذا الخِصالِ

Ve eyyedehüm bi-aḳvā mu‘cizātin
Ḫavāriḳı ‘ādetin yā ẕe’l-ḫiṣālī

وَاوَّلُ أنبِياءِ اللهِ طُرًّا
صَفِيُّ اللهِ آدَمُ ذُو شِمالِ

Ve evvelu enbiyā’i’llāhi ṭurran
Ṣafiyyu’llāhi Ādemu ẕū şimālī

وَآخِرُهُمْ نَبِيٌّ هاشِمِيٌّ
قُرَيشِيٌّ مُحَمَّدُ ذُو خِلالِ

Ve āḫiruhüm nebiyyun Hāşimiyyun
Ḳurayşiyyun Muḥammedu ẕū ḫilālī

وَيُرْوَى فِي الحَدِيثِ لَهُمْ عِدادٌ
هُوَ المَشْهُورُ ما بَينَ النُّقالِ

Ve yürvā fi’l-ḥadīs̱i lehüm ‘idādun
Hüve’l-meşhūru mā beyne’n-nüḳālī

فَأولَى تَرْكُ قَصْرٍ فِي عِدادٍ
وَكَونٌ عِندَ ذِكْرٍ بِاحْتِمالِ

Fe-evlā terku ḳaṣrin fī ‘idādin
Ve kevnun ‘inde ẕikrin bi’ḥtimālī

لِأنَّ اللهَ لَمْ يَقْصُصْ رَسُولًا
جَمِيعَ الأنْبِياءِ ذَوِي المَعالِي

Li-enna’llāhe lem yaḳṣuṣ resūlen
Cemī‘a’l-enbiyā’i ẕevi’l-me‘ālī

فَإنْ قَصَرُوا فَمُحْتَمَلٌ لِعَقْلٍ
دُخُولُ الغَيرِ فِيهِمْ يا أهْلَ خالِ

Fe-in ḳaṣarū fe-muḥtemelun li-‘aḳlin
Duḫūlu’l-ġayri fīhim yā ehle ḫālī

وَمُحْتَمَلٌ خُرُوجُ البَعْضِ أيضًا
وَهذا لَيسَ شَأنَ الاعْتِدالِ

Ve muḥtemelun ḫurūcu’l-ba‘żi eyżan
Ve hāẕā leyse şe’ne’l-i‘tidālī

وَكُلُّهُمْ يُبَلِّغُ لِلْبَرايا
مِنَ الرَّحْمنِ أحكامًا عَوالِي

Ve küllühüm yübelliġu li’l-berāyā
Mine’r-raḥmāni aḥkāmen ‘avālī

وَكانُوا صادِقِينَ وَناصِحِينا
بِخَيرٍ لِلْأدانِي وَالأعالِي

Ve kānū ṣādıḳīne ve nāṣıḥīnā
Bi-ḫayrin li’l-edānī ve’l-e‘ālī

وَأفْضَلُهُمْ رَسُولُ اللهِ حَقًّا
مُحَمَّدٌ ذُو المَحامِدِ وَالثِّمالِ

Ve efżaluhüm resūlu’llāhi ḥaḳḳan
Muḥammedun ẕü’l-meḥāmidi ve’s̱-s̱imālī

سِراجُ الأصْفِياءِ بِلا نَظِيرٍ
وَخَتْمُ الأنْبِياءِ بِلا مِثالِ

Sirācu’l-aṣfiyā’i bi-lā naẓīrin
Ve ḫatmu’l-enbiyā’i bi-lā mis̱ālī

مَلائِكُ مِنْ عِبادِ اللهِ طُرًّا
وَلَيسُوا مِنْ أناثٍ أو رِجالِ

Melā’iku min ‘ibādi’llāhi ṭurran
Ve leysū min enās̱in ev ricālī

لِرَبِّي كُتُبٌ أرْسَلَها بِرُسُلٍ
لِتَبْيِينِ المَضَرَّةِ وَالمَنالِ

Li-rabbī kütubun erselehā bi-rusulin
Li-tebyīni’l-meżarrati ve’l-menālī

فَأرْسَلَنا بِهِمْ أمْراً وَنَهْيًا
وَوَعْدًا أو وَعِيدًا الاهْتِيالِ

Fe-erselenā bihim emran ve nehyen
Ve va‘den ev va‘īden el-ihtiyālī

وَمِعْراجُ الرَّسُولِ إلَى سَماءٍ
بِشَخْصِهِ لا بِحُلْمٍ أو خَيالِ

Ve mi‘rācu’r-resūli ilā semā’in
Bi-şaḫṣihī lā bi-ḥulmin ev ḫayālī

فَثُمَّ مِنَ العُلَى قَدْ نالَ لَيلًا
إلَى ما شاءَ رَبِّي ذُو التَّعالِي

Fe-s̱emme mine’l-‘ulā ḳad nāle leylen
İlā mā şā’e rabbī ẕü’t-te‘ālī

القَولُ فِي كَراماتِ الأولِياءِ
el-Ḳavlu fī kerāmāti’l-evliyā’ (velilerin kerametleri hakkında söz)

كَرامَةُ أولِياءِ اللهِ حَقٌّ
وَلا يَنْفِيهِ إلّا ذُو خَبالِ

Kerāmetu evliyā’i’llāhi ḥaḳḳun
Ve lā yenfīhi illā ẕū ḫabālī

فَتَظْهَرُ بَينَ أيدِيهِمْ أمُورٌ
خَوارِقُ عادَةٍ يا ذا الفَعالِ

Fe-teẓharu beyne eydīhim umūrun
Ḫavāriḳu ‘ādetin yā ẕe’l-fe‘ālī

كَقَطْعِ مَنازِلٍ فِي مِثْلِ آنٍ
أو أكْثَرَ مِنْهُ يا ذا الانْتِخالِ

Ke-ḳaṭ‘ı menāzilin fī mis̱li ānin
Ev eks̱era minhü yā ẕe’l-intiḫālī

وَإظْهارٍ لِأطْعِمَةٍ وَشُرْبٍ
لَدَى غَلَيانِ جُوعٍ وَاغْتِلالِ

Ve iẓhārin li-eṭ‘imetin ve şurbin
Ledā ġalayāni cū‘in ve’ġtilālī

وَمَشْيٍ فَوقَ ماءٍ بِلا انْغِماسٍ
وَسَيرٍ فِي الهَواءِ بِلا اعْتِمالِ

Ve meşyin fevḳa mā’in bi-lā’nġımāsin
Ve seyrin fi’l-hevā’i bi-lā’‘timālī

كَذلكَ نُطْقُ عُجْمٍ أو جَمادٍ
وَما يَحْكِيهِ فَاسْمَعْ بِاجْتِذالِ

Keẕālike nuṭḳu ‘ucmin ev cemādin
Ve mā yaḥkīhi fe’sma‘ bi’ctiẕālī

وَكُلٌّ مُعْجِزٌ لِنَبِيِّ عَصْرٍ
عَلَيهِ صَرَّحُوا كُلَّ المَوالِي

Ve küllun mu‘cizun li-nebiyyi ‘aṣrin
‘Aleyhi ṣarraḥū külle’l-mevālī

Günümüz Türkçesiyle

143. Peygamber göndermek bir hikmet taşır; zeki, kavrayışlı kişi buna tanıklık eder.

144. Rabbimiz yaratılmışlara, buyruğa uymalarını emretmek için şerefli elçiler gönderdi.

145. Onlar itaat ehline müjde verir, kötü iş ehlini uyarırlar.

146. İnsanlara din işlerini ve helalden geçim yollarını açıklarlar.

147. Allah onları en güçlü mucizelerle, olağanı aşan işlerle destekledi, ey güzel huylu kişi.

148. Allah'ın bütün peygamberlerinin ilki, güzel huylu Safiyyullah Âdem'dir. (Dipnot: "şimāl", güzel ahlak.)

149. Sonuncusu Haşimoğullarından, Kureyşli, güzel huylar sahibi Peygamber Muhammed'dir.

150. Hadiste onların bir sayısı rivayet edilir; nakil ehli arasında meşhur olan sayı odur. (Dipnot: "nüḳḳāl" vezin gereği şeddesiz okunmuştur.)

151. Yine de onları bir sayıyla sınırlamamak ve anarken ihtimal payı bırakmak daha doğrudur.

152. Çünkü Allah, yüce peygamberlerin hepsini Resûl'üne anlatmamıştır. (Dipnot: "bir peygambere anlatmadı".)

153. Sayıyı sınırlarlarsa, onlardan olmayanların aralarına girmesi akla göre mümkündür, ey yüce kişiler;

154. bazılarının dışarıda kalması da mümkündür; bu ise ölçülü davranışın yolu değildir.

155. Onların hepsi yaratılmışlara Rahmân'dan gelen yüce hükümleri tebliğ eder.

156. Onlar doğru sözlüdür; aşağıdakine de yukarıdakine de iyiliği öğütleyenlerdir. (Dipnot: "nāṣıḥīnā" sonundaki elif işba içindir.)

157. Gerçekten onların en üstünü, övgülere layık, sığınak olan Resûlullah Muhammed'dir. (Dipnot: "s̱imāl", yardıma koşan.)

158. Seçkinlerin kandilidir, benzeri yoktur; peygamberlerin sonuncusudur, eşi yoktur.

159. Meleklerin hepsi Allah'ın kullarındandır; dişi de değildirler, erkek de.

160. Rabbimin, zararı ve faydayı açıklamak için elçileriyle gönderdiği kitapları vardır.

161. Onlarla bize emri ve yasağı, vaadi ve korkutmak için tehdidi gönderdi. (Baskıda "el-ihtiyāl"; anlam "li’htiyāl", yani korkutmak için, gerektirir; dipnot da "korkutmak için" der.)

162. Resûl'ün göğe yükselişi (miraç) bedeniyle olmuştur, rüyayla ya da hayalle değil.

163. Orada o gece, yüce Rabbimin dilediği yere kadar yüksek makamlara erdi.

164. Allah dostlarının kerameti haktır; onu ancak aklı bozuk olan reddeder.

165. Onların elinde olağanı aşan işler görülür, ey kerem sahibi. (Dipnot: "fe‘āl", kerem.)

166. Bir an gibi kısa bir sürede ya da biraz daha uzununda konaklar aşmak gibi, ey seçici kişi;

167. açlık ve susuzluk kızıştığında yiyecek ve içecek ortaya çıkarmak;

168. batmadan suyun üstünde yürümek, zahmet çekmeden havada gitmek;

169. aynı şekilde dilsiz hayvanın ya da cansız nesnenin konuşması ve anlattıkları; bunu sevinçle dinle.

170. Bunların her biri, o çağın peygamberi için bir mucizedir; bütün âlimler bunu açıkça söylemiştir.

Edebî ve Tarihî Yorum

Peygamberlerin Sayısı Üzerine Bir Akıl Yürütme

Bu bölümde manzumenin hükümler sıralamaktan çıkıp küçük bir akıl yürütme yaptığı bir yer vardır. Hadiste peygamberlerin sayısı rivayet edilir ve bu sayı nakil ehli arasında meşhurdur. Sa'dî Çelebi yine de onları bir sayıyla sınırlamamayı, anarken ihtimal payı bırakmayı daha doğru bulur ve gerekçesini dört beyitte verir. Allah bütün peygamberleri Resûl'üne anlatmamıştır; sayı kesin olarak belirlenirse, peygamber olmayanların aralarına girmesi de, bazı peygamberlerin dışarıda kalması da akla göre mümkündür; bu ise ölçülü bir tutum değildir. Gerekçe, iki yönlü bir hata ihtimaline dayanır: fazlasını saymak ya da eksiğini saymak. Tercümede bu beyitlerin karşılığı "aklen mümkündür ey ulu zatlar"dır.

Aynı kısımda neşrin dipnotlarından biri manzumenin vezinle ilişkisini gösterir. Yüz ellinci beyitteki "en-nüḳāl" kelimesi aslında şeddeli "nüḳḳāl"dir, yani nakledenler; dipnot, vezin zarureti yüzünden bazı şiirlerde görüldüğü gibi şeddenin kaldırıldığını söyler. Yüz elli altıncı beyitteki "nāṣıḥīnā" kelimesinin sonundaki elif için de "işba için" denir. Bu notlar, Sa'dî'nin girişte vezin darlığı için dilediği özrün manzumenin içinde nerelerde karşılık bulduğunu gösterir.

Peygamberler, Melekler ve Kitaplar

Bölümün ilk sözü, peygamber göndermenin bir hikmeti olduğudur; peygamberlerin görevleri de hemen arkasından sayılır: itaat edeni müjdeler, kötülük yapanı uyarır, din işlerini ve helal geçim yollarını açıklarlar; Allah onları olağanı aşan mucizelerle desteklemiştir. İlk peygamber Âdem, sonuncusu Haşimoğullarından Kureyşli Muhammed'dir; en üstünleri de odur. Sa'dî onu "seçkinlerin kandili" ve "peygamberlerin mührü" diye anar; iki sıfatı "bi-lā naẓīr" ve "bi-lā mis̱āl" kayıtlarıyla aynı beyitte birbirine denk düşürür.

Melekler tek beyitte geçer: hepsi Allah'ın kullarıdır, ne dişi ne erkektir. Kitaplar da tek beyitte anılır; zararı ve faydayı açıklamak için elçilerle gönderilmiştir. Miraç ise iki beyit alır ve bedenle olduğu özellikle vurgulanır: rüyada ya da hayalde olmamış, Peygamber'in kendi şahsıyla gerçekleşmiştir. Ünlüsoy ile Asım bu vurguyu hem tercümede ("Rüyayla veya hayalle değil cismiyle gerçekleşmiştir") hem incelemelerinde korur; onlara göre de Sa'dî miracın cismen gerçekleştiğini söyler.

Kerametin Örnekleri

Velilerin kerameti haktır ve onu ancak aklı bozuk olan reddeder. Sa'dî bu hükmü örneklerle açar: bir anda ya da biraz daha uzun bir sürede uzak konakları aşmak, açlık ve susuzluk kızıştığında yiyecek ve içecek çıkarmak, batmadan suyun üstünde yürümek, havada yol almak, hayvanın ya da cansız nesnenin konuşması. Makaledeki deyişle şair burada kerameti "örneklerle izah etmeye çalışır". Bölümün son beyti bu olayları peygamberliğe bağlar: her keramet, o çağın peygamberinin bir mucizesidir. Metinden çıkan anlam şudur: velinin elinde görülen olağanüstülük, ümmetinden olduğu peygamberin doğruluğuna tanıklık eder. Bu kayıt, birkaç bölüm sonra gelecek olan "veli peygamberlik makamına ulaşamaz" hükmünün de zeminini hazırlar.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar