Özgün Metin

Vezin: vâfir (mefâ‘îlün mefâ‘îlün fe‘ûlün); bahri biz belirledik, neşir ona "serî‘" adını verir.

القَولُ فِي خاتِمَةِ الرِّسالَةِ
el-Ḳavlu fī ḫātimeti’r-risāle (risalenin hâtimesi hakkında söz)

ألا يا نَفْسُ اتَّعِظِي بِهَذا
وَلا تَكُنِي عَلَى سُوءِ الفِعالِ

Elā yā nefsu’tte‘ıẓī bi-hāẕā
Ve lā tekūnī ‘alā sū’i’l-fi‘ālī

وَلَو تَبْغِي هَواكِ فَأنْتِ أحْرَى
لِأنْ تُجْزَى بِأصْنافِ العِقالِ

Ve lev tebġī hevāki fe-enti aḥrā
Li-en tüczā bi-eṣnāfi’l-‘iḳālī

أجادَ دَهايَ تَوحِيدًا بَدِيعاً
سَلِيسَ النَّظْمِ كَالماءِ الزُّلالِ

Ecāde dehāye tevḥīden bedī‘an
Selīse’n-naẓmi ke’l-mā’i’z-zülālī

وَأذْكَى مِنْ فَتاتِ المِسْكِ نَشْرًا
وَألْطَفُ مِنْ حَيا حَينِ انْهِمالِ

Ve eẕkā min fetāti’l-miski neşran
Ve elṭafu min ḥayā ḥīne’nhimālī

مَعانِيهِ تَلُوحُ خِلالَ سَطْرٍ
كَبَدْرِ التِّمِّ فِي غَسَقِ اللَّيالِي

Me‘ānīhi telūḥu ḫilāle saṭrin
Ke-bedri’t-timmi fī ġaseḳı’l-leyālī

لَقَدْ أتْمَمْتُهُ فَالحَمْدُ لِلّهْ
وَهذا كانَ مَطْلُوبًا لِبالِي

Le-ḳad etmemtuhū fe’l-ḥamdu li’llāh
Ve hāẕā kāne maṭlūben li-bālī

بَذَلْتُ بِثُلْثِ شَهْرٍ كُلَّ جُهْدِي
فَتَمَّ عَلَى يَدَيَّ بِلا ابْتِذالِ

Beẕeltu bi-s̱uls̱i şehrin külle cühdī
Fe-temme ‘alā yedeyye bi-lā’btiẕālī

دَعَوتُ اللهَ فِي خَتْمٍ لِتارِيخ
"تَرَحَّمْ يا عَزِيزُ لِوَهْنِ حالِي"

Da‘avtu’llāhe fī ḫatmin li-tārīḫ
"Teraḥḥam yā ‘Azīzu li-vehni ḥālī"

لَعَلَّ اللهَ يَغْفِرُ كُلَّ ذَنْبِي
وَيُنْجِينِي مِنْ إدراكِ النَّكالِ

Le‘alla’llāhe yaġfiru külle ẕenbī
Ve yüncīnī min idrāki’n-nekālī

إلهِي أنْتَ خَلّاقِي وَرَبِّي
وَتَعْلَمُ كُلَّ أسْرارِي وَبالِي

İlāhī ente ḫallāḳī ve rabbī
Ve ta‘lemu külle esrārī ve bālī

تَوَسَّلْنا بِفَضْلِكَ وَاعْتَصَمْنا
بِحَبْلِكَ يَومَ حَشْرٍ وَالسُّؤالِ

Tevesselnā bi-fażlike ve’‘teṣamnā
Bi-ḥablike yevme ḥaşrin ve’s-su’ālī

فَيَسِّرْ أمْرَنا فِي دارِ دُنْيا
وَفِي العُقْبَى أنِلْنِي بِالمَنالِ

Fe-yessir emranā fī dāri dünyā
Ve fi’l-‘uḳbā enilnī bi’l-menālī

فَصَلِّ عَلَى رَسُولِكَ هاشِمِيٍّ
قُرَيشِيٍّ نَبِيٍّ ذِي شِمالِ

Fe-ṣalli ‘alā resūlike Hāşimiyyin
Ḳurayşiyyin nebiyyin ẕī şimālī

وَصَلِّ عَلَى صَحابَتِهِ وَآلِهِ
هُمْ خَيرُ الصِّحابِ وَخَيرُ آلِ

Ve ṣalli ‘alā ṣaḥābetihī ve ālih
Hümū ḫayru’ṣ-ṣıḥābi ve ḫayru ālī

Günümüz Türkçesiyle

221. Ey nefis, bundan öğüt al; kötü işlerin üzerinde durma.

222. Hevesinin peşine düşersen, türlü türlü bağlarla cezalandırılmaya en layık olan sensin.

223. Zekâm, tatlı su gibi akıcı nazımlı, benzeri olmayan bir tevhid eserini güzelce ortaya koydu. ("Tevḥīd" hem Allah'ın birliğini anlatan ilmi hem de dağınık olanı bir araya getirmeyi anlatır; neşrin tercümesi ikinci anlamı öne çıkarır.)

224. Kokusu ufalanmış miskten daha güzel, yumuşaklığı boşanan yağmurdan daha latiftir. (Baskıda iki kelime bitişik dizilmiş, ikincisi "ḥayn" harekesiyle basılmıştır; kelime ayrımı ve "ḥīne" okuması bizimdir.)

225. Anlamları satır aralarında, gecelerin karanlığındaki dolunay gibi parlar.

226. Onu tamamladım, Allah'a hamdolsun; bu, gönlümün istediği bir şeydi.

227. Bir ayın üçte birinde bütün gücümü harcadım; eser elimde, değerinden bir şey yitirmeden tamamlandı.

228. Bitişte tarih olarak Allah'a şöyle dua ettim: "Ey Azîz, hâlimin zayıflığına acı."

229. Umarım Allah bütün günahlarımı bağışlar ve beni cezanın yetişmesinden kurtarır.

230. Allah'ım, sen yaratıcım ve Rabbimsin; bütün sırlarımı ve gönlümden geçeni bilirsin.

231. Lütfunu vesile edindik, mahşer ve sorgu günü için ipine sarıldık.

232. Dünya yurdunda işimizi kolaylaştır, âhirette de beni dileğime erdir.

233. Haşimî, Kureyşli, güzel huylu peygamberin Resûl'üne salât et;

234. onun ashabına ve ailesine de salât et; onlar dostların en hayırlısı, hısımların en hayırlısıdır.

Edebî ve Tarihî Yorum

Tarih Mısraı

Hâtimenin sekizinci beyti, manzumenin ne zaman bittiğini bir bilmeceyle haber verir: "Bitişte tarih olarak Allah'a dua ettim." Ardından tırnak içinde verilen ikinci mısra gelir: "Teraḥḥam yā ‘Azīzu li-vehni ḥālī", ey Azîz, hâlimin zayıflığına acı. "Li-tārīḫ" ibaresi bu mısraın ebced hesabıyla bir tarih düşürdüğünü söyler. Neşirde ve tercümede bu hesap yapılmamıştır; harflerin değerlerini biz topladık. ترحم 648, يا 11, عزيز 94, لوهن 91, حالي 49 eder; toplam 893'tür, yani 1487-1488. Seslenme edatı "yā" hesaba katılmazsa toplam 882'ye iner. Bu sayı, Millî Kütüphane nüshasının sonundaki 882 tarihiyle aynıdır; o nüshadaki tarih belki de mısraın bu şekilde okunmasından doğmuştur, ama bu bir tahmindir.

İki sonuçtan hangisinin kastedildiği metinden kesin olarak anlaşılmaz. Yine de 893 manzumenin içiyle daha iyi uyuşur. Mukaddimede Bayezid "sultan" diye övülür ve II. Bayezid 886'da (1481) tahta çıkmıştır; 882'de o henüz Amasya'da şehzadedir. Bu aykırılık neşri hazırlayanların da gözünden kaçmamış, onları XV. yüzyılın sonunu daha muhtemel bir yazılış zamanı saymaya götürmüştür. Sa'dî Çelebi'nin 897-906 (1492-1501) yıllarında Bursa'da bulunduğunu ve Gazi Murad Medresesi'nde müderrislik ettiğini Erünsal'ın ansiklopedi maddesi bildirir; 893 tarihi onu bu görevden birkaç yıl önce, genç bir medrese hocası olarak gösterir. Topkapı nüshasındaki Şehzade Ahmed mührü de bu yıllarla çelişmez.

Övünme ile Alçakgönüllülük Arasında

Hâtime bir nefis muhasebesiyle açılır: "Ey nefis, bundan öğüt al." Bunu kendi eserine yönelik bir övgü izler. Zekâsı benzeri olmayan bir tevhid eseri ortaya koymuştur; nazmı tatlı su gibi akıcıdır, kokusu ufalanmış miskten güzel, yumuşaklığı boşanan yağmurdan latiftir, anlamları satır aralarında gecenin karanlığındaki dolunay gibi parlar. Misk, yağmur ve dolunay benzetmeleri girişteki inci, kabuk ve öz imgeleriyle birlikte okunduğunda manzumenin iki ucu birbirine bağlanır. "Tevḥīd" kelimesi burada iki anlamlıdır: hem Allah'ın birliğini anlatan ilmi hem de dağınık olanı bir araya getirmeyi karşılar. Ünlüsoy ile Asım ise kelimeyi "bir araya getirdiğim" diye anlamıştır.

Bu övgünün hemen ardından şair kendini yine zayıf ve günahkâr bir kul olarak sunar; hâlinin zayıflığına acınmasını, günahlarının bağışlanmasını ister. Girişteki "Ża‘īfun müẕnibun Sa‘dī bnu Tācī" ile sondaki "li-vehni ḥālī" aynı tavrın iki ucudur. Eserin bir ayın üçte birinde, yani on gün kadar bir sürede tamamlandığını söyleyen beyit de bu iki duyguyu birlikte taşır: bütün gücünü harcamış, eser değerinden bir şey yitirmeden elinde tamamlanmıştır.

Salâtla Kapanış

Son iki beyit, manzumeyi açıldığı yere döndürür. Altıncı ve yedinci beyitlerde Haşimî Peygamber'e, kerem sahibi ashabına ve âline getirilen salât, burada neredeyse aynı kelimelerle tekrarlanır: "ḫayri aṣḥābin ve ālī" yerini "ḫayru’ṣ-ṣıḥābi ve ḫayru ālī"ye bırakır. Aradaki dua beyitleri, mahşer ve sorgu gününü anarak inanç bölümlerinde anlatılan âhiret hâllerine geri döner. 234 beytin son kafiye kelimesi "ālī" (aile), ilk beytin "celālī"siyle aynı sesi taşır.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar