Osmanlı tarih yazımı tahta çıkan hükümdarları ayrıntılı anlatır; tahta oturma ihtimali taşıyıp oturamayan şehzadeler ise çoğu zaman bir soy ağacındaki ad olarak kalır. Şehzade Abdullah bunlardan biridir. II. Bayezid'in sekiz oğlunun en büyüğü olan Abdullah, Amasya'da doğmuş, Manisa, Trabzon ve Konya sancaklarında görev yapmış, babası ile amcası Cem Sultan arasındaki taht mücadelesinin Anadolu'daki cephesinde bulunmuş ve 1483 sonbaharında Konya'da, yirmili yaşlarının başında ölmüştür. Hakkındaki bilgiler kroniklerde, tahrir ve inam defterlerinde, vakıf belgelerinde, şehzadenin kendi mektuplarında ve şairlerin yazdığı mersiyede dağınık biçimde durur. Hamit Şafakcı'nın 2024 tarihli ayrıntılı makalesi bu malzemeyi bir araya getirir ve aşağıdaki anlatının omurgasını oluşturur.

Abdullah'ın Amasya ile bağı, ulaşılabilen kaynaklarda doğum yeri olmaktan ibarettir; hayatının geri kalanı başka şehirlerde geçmiştir. Çocukluğunun bir bölümünü büyük olasılıkla babasının sancağında geçirmiştir, ama bunun ayrıntıları kayıtlara geçmemiştir. Bilgi kıt ve yer yer çelişkili olduğu için aşağıda bilinenle tartışmalı olan ayrı tutulmuştur.

Kimdir, Hangi Abdullah'tır

Osmanlı hanedanında Abdullah adını taşıyan birden fazla şehzade vardır. Burada anlatılan, Sultan II. Bayezid'in oğlu Şehzade Abdullah'tır; Fatih Sultan Mehmed'in oğlu değil torunudur, çünkü babası Fatih'in oğlu Bayezid'dir. Annesi Şirin Hatun, kaynaklarda "Abdullah kızı" olarak geçer. Aynı anne babadan kız kardeşi Aynişah Sultan'dır; bu ad kaynaklarda Ayn-i Şah ve Ayni Şah biçimlerinde de yazılır.

Bayezid'in oğullarının sayısı ve sırası kaynaklara göre değişir. İdris-i Bitlisi, Aşıkpaşazade ve Hoca Sadeddin sekiz oğul sayar; İbn Kemal yedi oğuldan söz eder; Müneccimbaşı ise yalnızca altı ismi anar. Bunların dışında 1486'da doğup aynı yıl ölen Mehmed ile büluğa ermeden ölen Alaaddin de anılır. Sıralamalar farklı olsa da Abdullah hepsinde en büyük oğul olarak yer alır.

Doğumu ve Doğum Yılı Sorunu

Abdullah'ın Amasya doğumlu olduğu kaynaklarda genel olarak kabul edilir. Bayezid'in Amasya sancakbeyliği 1457 ile 1481 arasına denk gelir; dolayısıyla çocuğun bu şehirde doğması babasının görev yeriyle uyumludur. Doğumun koşullarına ya da Amasya'daki çocukluğuna dair ayrıntı veren bir belge bulunamamıştır.

Doğum yılı tartışmalıdır. Modern araştırmalarda 1461 ya da 1465 önerilmiş, kimileri de kaynak göstermeden 862/1457-58 tarihini yazmıştır. Şafakcı, kardeşi Şehinşah'ın 1461'de doğduğunu ve Abdullah'ın bütün kaynaklarda en büyük oğul sayıldığını hatırlatarak şehzadenin 1461'de ya da daha önce doğmuş olması gerektiğini söyler ve bu yılı benimser. Ansiklopedik maddelerde ise "yaklaşık 1465" yazılıdır. Aradaki fark küçük değildir: 1461'de doğduysa ölürken yirmi iki yaşındadır, 1465'te doğduysa on sekiz.

Çocukluk ve Eğitim

Kaynaklar Abdullah'ın Amasya'daki çocukluğuna ilişkin bir olay, yapı ya da hoca adı vermez. Genel çerçeve bellidir: şehzadeler doğumdan itibaren özel bir ilgiyle ve eğitimle yetiştirilir, yanlarında daye ve dadı gibi görevliler bulunurdu. Abdullah için de bir daye kaydı vardır; 1512-1513 tarihli defterde "dâye-i Sultân Abdullah" adıyla dört akçe ücret yazılıdır. Yani şehzadenin ölümünden otuz yıl sonra bile bakımında emeği geçen kişiye ödeme yapılmaktadır.

Hocası olarak Mecdî Mehmed Efendi'nin Şakâ'ik tercümesi Tâcüddin İbrahim'i (Üstadoğlu) anar. Zamanın ulemasından ders almış olan bu zat, Engüri'de (Ankara) Ak Medrese'ye yirmi akçe ile müderris olmuşken Şehzade Abdullah'a hoca olmuştur; bu bilginin zamanı ve yeri belirtilmez. Şehzadenin lalaları olarak Karagöz Paşa ve Hadım Ali Paşa zikredilir. Ali bin Abdulhay (Hadım), Bayezid tahta çıktıktan sonra Karaman beylerbeyi olmuştur ve bu atama muhtemelen Abdullah'ın Temmuz 1481'de Konya'ya vali olarak gönderilmesiyle bağlantılıdır. Kimi kaynaklarda lalalar arasında Hadım Sinan Paşa'nın adı da geçer.

Manisa ve Trabzon Sancakları

Abdullah'ın görev sıralaması kaynaklarda karışıktır. Şafakcı'nın değerlendirmesine göre sırasıyla Manisa (Saruhan), Trabzon, yeniden Manisa ve Konya'da görev yapmıştır. Uluçay onun Fatih'in oğlu Mustafa'dan sonra Manisa'ya atandığını, Cem'in Mısır'a sığınması üzerine 1481'de Konya'ya nakledildiğini yazar. Öztuna sırasıyla Trabzon, Saruhan ve amcası Cem'in yerine Karaman sancakbeyliğini verir. Alderson ise yalnızca Manisa (1481) ve Konya (1481-1483) görevlerini anar.

Manisa için çıkış noktası, Şehzade Mustafa'nın 1467'de Konya'ya görevlendirilmesidir. Bu tarihten kısa süre sonra sancakbeyi olduğu kabul edilirse Abdullah önce ismen Manisa'ya atanmış olmalıdır; nitekim Fatih döneminin kroniklerinde onun "Saruhan valisi" olduğu söylenir ve bu genel ifade 1467-1481 aralığı olarak anlaşılmıştır. Şafakcı, 1472'deki sünnet töreni için Trabzon'dan geldiğini hatırlatarak ilk Manisa görevinin kısa sürdüğünü düşünür.

Abdullah'ın Trabzon sancakbeyi olmasıyla Trabzon şehzade sancağı olmaya başlamıştır. Başlangıç tarihi tam belli değildir. Şafakcı, Bayezid'e Amasya sancakbeyliği sırasında 1470 dolaylarında ek olarak Trabzon'un da verildiğini, bu görevin bir süre sonra müstakilen oğluna devredildiğini düşünür. Elde dört delil vardır. Birincisi, Ortahisar'da bugün İçkale (Şirin Hatun) Camii diye anılan caminin şadırvanındaki kalın sülüsle yazılmış kitabedir. Kitabe, Sultan Bayezid oğlu Sultan Abdullah'ın zamanında annesi Şirin Hatun'un 875 (1470-71) yılında yaptığı vakfı bildirir; Halil Edhem bu yazıyı Abdullah'ın Fatih zamanında Trabzon valisi olduğunun kanıtı sayar, caminin bulunduğu mahalle de "Mahalle-i Mescid-i Vâlide-i Merhum Sultan Abdullah" adıyla anılır. İkincisi, Bayezid'in şehzadeliği döneminde derlenen bir münşeat mecmuasındaki mektuptur: Bayezid'in annesi "Trabzon beyi Şehzade Abdullah'ın annesine" yazarak ne arzu ediliyorsa bildirmesini ister. Mecmua Şehzade Mustafa'nın ölümünden söz ettiği için 1474'ten sonra, Abdullah'ın Saruhan'da görev yapması nedeniyle de 1480'den önce yazılmış olmalıdır. Üçüncüsü, 1486 tarihli Trabzon timar defterinde aslen manastır vakfı olan bağların "berât-ı Sultân Abdullah" uyarınca hassa olarak yazıldığını bildiren ibaredir; berat vermiş olması orada görevde bulunduğunu destekler. Dördüncüsü, İbn Kemal'in ondan "Trabuzan vilâyetinde sâhib-i livâ" diye söz etmesidir.

Zamanlamada da bir çelişki vardır. İbn Kemal'e göre Fatih, Eğriboz'un fethinden sonra (12 Muharrem 875 / 11 Temmuz 1470) Cem ile Abdullah'ı sünnet için İstanbul'a çağırmış, tören bitince timarları artırılan şehzadeler görev yerlerine dönmüştür. Haydar Bey ise Cem'in sünnetini 1472 yılı Safer ayının başına (8-17 Temmuz) koyar. İkisi aynı törende sünnet edildiğine göre Abdullah'ın 1472'de Trabzon sancakbeyi olduğu söylenebilir. Trabzon sancakbeyleri arasında 1470'te anılan Abdullah'tan sonra Hasan Bey, Mehmed Bey ve Rakkas Sinan Bey 1479?-1486 arasında görev yapmıştır. Şehzadenin Trabzon'da ne kadar kaldığı bilinmez; Şafakcı en azından 1476'ya kadar orada bulunduğunu kabul eder. Ardından Manisa'ya yeniden gönderilmiş, Fatih'in son yıllarında Saruhan sancakbeyi olarak görünmüştür.

Evlilik ve Aile

İbn Kemal'in anlattığına göre Fatih Sultan Mehmed 1480'de Şehinşah, Ahmed, Korkud, Mahmud, Alemşah, Selim ve Oğuz Han'ı sünnet ettirmiş, aynı vesileyle "şâhzâde-i a'zam" Abdullah'ı da oğlu Şehzade Mustafa'nın kızıyla evlendirmiştir. Düğünden sonra Abdullah "darü'l-mülk-i kadîmine, ki Manisa idi" gitmiştir; bu da 1480'de Manisa'da görevli olduğunu gösterir. Şehinşah'a Menteşe, Ahmed'e Çorum verilmiş, Selim babasının yanına gönderilmiştir.

Gelinin adı konusunda kaynaklar anlaşamaz. Alderson "Bülbül", Öztuna "Ferahşâd" der; Nergişah ve Şehzade Hatun adları da zikredilir. Şehzade Mustafa'nın başka bir kızı Hani Sultan'dır. Şafakcı, Ferahşad ile Nergişah'ın aynı kişi olabileceğini düşünür. 1501 ve 1523 tarihli inam kayıtlarında Abdullah'ın kızlarının annesine kumaş verildiği görülür; 1523'te Şehzade Mustafa'nın kızı Şehzade Hatun'a da kumaş gönderilmiştir. Bu veriler eşin o tarihte hayatta olduğunu gösterir ve evlenilen kadının Şehzade Hatun olabileceği ihtimalini doğurur, ancak Şafakcı bunu desteklemek için yeni verilere ihtiyaç bulunduğunu belirtir. Bu yüzden gelinin adı burada kesin kabul edilmemiştir.

Çocukları da tartışmalıdır. Öztuna'ya göre bir oğlu (adı bilinmeyen "Şehzade Fülan", Manisa 1481 - İstanbul 1489), Aynişah Sultan (Manisa 1482) ve Şahnisa Sultan (Manisa 1484) vardır; oğlan çocuğu başka kaynaklarda anılmaz. İki kızı olduğu ise inam kayıtlarından kesindir. 2 Mayıs 1505 tarihli kayıt Şehinşah'ın oğlu Mehmed'in "Sultan Abdullah'ın küçük kızı" ile, 6 Şubat 1508 tarihli kayıt Mirza Bey'in "büyük kızı" ile evli olduğunu bildirir. Eylül 1511 tarihli bir kayıtta ise "Sultan Abdullah'ın kızları" Mirza Bey bin Ahmed Bey-i sürh ve Sultan Mehmed bin Şehinşah'ın eşleri olarak birlikte geçer. 17 Aralık 1526'da ikisine birden kumaş ve para verilmesi, kızların o tarihte hayatta olduğunu gösterir.

Küçük kızın adı 1512 tarihli bir kayıtta açıkça yazılıdır: Aynişah, Şehinşah'ın oğlu Mehmed Çelebi'nin eşidir. Öztuna ikinci kızın adını Şahnisa olarak önermiş ve onun önce Şehinşah'ın oğlu Mehmed'le, sonra İsfendiyaroğlu Damat Mirza Mehmed Paşa ile evlendiğini yazmıştır. Oysa 1512 kaydı Mehmed'in eşinin küçük kız Aynişah olduğunu gösterir; bu nedenle Şahnisa adının büyük kız için mi kullanıldığı belirsizdir. Büyük kızın eşi Mirza Bey bin Kızıl Ahmed Bey 1508'de Bolu, 1511'de Ankara sancakbeyliği yapmış, 1530 dolaylarında ölmüştür; bu evlilikten Kara Mustafa Paşa ile Şemsi Ahmed Paşa doğmuştur. Aynişah ise Eylül 1506'da Cem Sultan'ın kızı Gevher Melik Sultan'dan Gelibolu'da Çepni'ye bağlı Palatinos köyünü satın alıp Bursa'daki muallimhanesine vakfetmiştir; bu bilgi 1519 tarihli tahrir defterinde yer alır.

Tarihi belli olmayan, 1515 dolaylarına ait olduğu düşünülen bir defterde "Sultan Abdullah'ın kızı" başlığı altında yıllık 18.000 akçe maaş, annesine 2.880 akçe, on beş cariyesine 7.200 akçe, iki daye ve dadıya 1.080 akçe yazılıdır; ayrıca et, yiyecek, giyecek ve şeker bedeli olarak 95.352 akçe ödenmiştir. Hangi kıza ait olduğu belli olmayan bu liste, bir şehzade kızının hanesinin ölçeğini gösterir. 11 Mayıs 1518'de Mirza Bey'in eşi olan büyük kıza maaş, giyecek ve yiyecek için 48.980 akçe, arpa ve 500 yük odun verilmiştir.

Abdullah'ın kızı Aynişah ile kız kardeşi Aynişah Sultan karıştırılmamalıdır. Kız kardeş Beşir Ağa Medresesi yanında bir mektep yaptırmış ve ölünce oraya gömülmüştür; vakfiyesini 912/1506'da düzenletmiştir. 1490'da Uğurlu Mehmed Bey'in oğlu Ahmed Mirza (Göde) ile evlenmiştir. Şafakcı bunu, Akkoyunlu tahtına çıkmak isteyen Göde Ahmed'e siyasi destek sağlayan bir ittifak evliliği olarak değerlendirir. Bu evlilikten doğan kızlardan biri Yahya Paşazade Bali Bey'le, diğeri Sultan Ahmed'in oğlu Alaaddin (Ali) ile evlenmiştir.

Annesi Şirin Hatun

Şirin Hatun eş olmanın yanında hayırseverliğiyle dikkat çeker. Bayezid ona Mihaliç'e bağlı Emakin köyünü bağışlamış ve gelirini dilediği gibi kullanabileceğini belirtmiştir. Şirin Hatun bu geliri Bursa ve Mihaliç'te yaptırdığı birer mektepte, Eyne(sil) ve Trabzon'daki birer mescitte kullanmış, Şile'de (Koca Deresi'nde) dört değirmen vakfetmiş, artan parayla türbesinde cüz okunmasını, bayramlarda ve namazlarda helva dağıtılmasını istemiştir. Koca-ili sancağı Yalakabad nahiyesindeki Kabacaağaç köyünün gelirini Bursa ve Mihaliç'teki muallimhanelere ve Bursa'daki mescide, aynı nahiyedeki Kadı köyünün gelirini ise oğlunun Akşehir'de yaptırdığı zaviyeye bırakmıştır.

Oğlunun gittiği her sancağa onunla birlikte gittiği anlaşılır. Konya'daki sancakbeyliği sırasında bölgede bazı gelirlere sahip olmuştur; 1500 tahririne göre Reyhanlu Cemaati'nin gelirlerini sırasıyla Cem'in, Abdullah'ın ve Şehinşah'ın valideleri tasarruf etmiştir. Oğlu ölünce Bursa'ya yerleşmiş ve orada yaşamıştır; ölüm tarihi bilinmez. Fatih'in oğlu Şehzade Mustafa'nın annesine ait Gülşah Hatun Türbesi'nin yanında Gülruh Hatun Türbesi, onun yanında da Şirin Hatun'un kendi yaptırdığı türbe bulunuyordu. Kapısında "Aynişah" adı yazılı bu türbede Şirin Hatun, Abdullah'ın kızı Aynişah Sultan ve Abdullah'ın eşi yatar. Koyunluoğlu, Abdullah'ın karısı ile kızının 890/1485'te öldüğünü yazar, ama inam kayıtları ikisinin bu yıldan sonra da yaşadığını gösterir. 1518 tarihli bir kayıtta Şirin Hatun'a yılda 10.800 akçe maaş, 4.000 akçe giyecek ve 12.000 akçe yiyecek olmak üzere toplam 26.800 akçe ödenmesi, annenin oğlunun ölümünden otuz beş yıl sonra da saray tarafından gözetildiğini gösterir.

Cem Sultan Krizi ve Konya'ya Atanması

Fatih 1481'de ölünce Bayezid 19 Mayıs 1481'de (Danişmend 21 Mayıs der) İstanbul'da tahta oturdu. Abdullah, 22 Mayıs tarihli bir mektup aldı; padişah tahta oturduğunu bildiriyor, oğlundan sancak askeriyle Bursa'ya gelip bölgenin korunmasıyla ilgilenmesini istiyordu. Saruhan'da görevli olan şehzade, amcası Cem'in olası bir hareketine karşı maiyetindeki askerle Bursa çevresinin muhafazasına memur edilmişti. Cem 864/1459-60'ta Edirne'de doğmuş, Kastamonu sancağından sonra kardeşi Mustafa'nın ölümü üzerine 1474 sonunda Karaman'a atanmıştı.

İdris-i Bitlisi ve Hoca Sadeddin'in anlatımına göre Abdullah Saruhan askerini toplayıp Bursa'yı korumak üzere yola çıktı ve Ayas Paşa ile gelen yeniçerilere yardım etmeyi tasarladı. Yolda Ayas Paşa'nın yakalandığını, Cem'in de Bursa'yı aldığını öğrenince Balıkesir yolundan Gelibolu'ya yöneldi; İstanbul'a gelince babasının hareket ettiğini duyup yola çıktı ve İzmit'te padişahın ordusuna katıldı. 20 Haziran 1481'de Yenişehir'de iki ordu karşılaştı. Cem'in lalası Aştinoğlu Yakub Bey'in seçkin askerlerle Bayezid tarafına geçmesi muharebenin gidişini etkiledi. Şafakcı, Abdullah'ın bu muharebede bulunduğunu belirtir; bazı çalışmalar ona "büyük rol" atfeder, ama kronik anlatımlarında bir komutanlık ayrıntısı görülmez.

Yenilen Cem, annesi ve ailesiyle Konya'dan ayrıldı ve 12 Mart 1482'de Mısır'a ulaştı. Bayezid, Temmuz 1481'de Abdullah'ı Konya'ya görevlendirdi; Menteşe sancakbeyi Şehinşah onun yerine Manisa'ya geçti. Şafakcı, görev yerinin Karaman'a kaydırılmasını Abdullah'ın Bayezid'in çocukları arasında en büyük olmasıyla ve sancaklardaki tecrübesiyle açıklar. Görevlendirmenin amacı, bölgeyi hem Cem'den hem de Karamanoğlu'ndan korumaktı. Kaynaklar başlangıç tarihi konusunda da ayrışır: Öztuna 3 Mayıs ve 28 Haziran 1481 gibi iki tarih verir. Zinkeisen'e göre Bayezid, Cem'i izlediği Konya'dan dönerken henüz reşit olmayan oğlunu az sayıda askerle Karaman sancakbeyi bırakmıştır. Şikârî ise Larende'ye Mehmed adında bir şehzadenin gönderildiğini söyler. Karadeniz, şehzadelerin görev alanının tüm Karaman ilini mi yoksa yalnız Konya sancağını mı kapsadığını kesin saptayamadığını yazar; Solakzade ise Abdullah'ın ölümünü anlatırken yönettiği birimi "liva" diye anar.

Görev ağırdı. Cem'in Mısır'a gittiği anlaşılınca Gedik Ahmed Paşa, Abdullah'ı korumak üzere dört sancakbeyi bırakarak padişahın yanına gitmişti. Ardından Karamanoğlu Kasım Bey Konya üzerine yürüdü. Karaman beylerbeyi Hadım Ali Paşa onunla Pervane Çayırı'nda karşılaştı; düşman iki kat fazla olduğundan karşı koyamayıp Konya'ya döndü. İbn Kemal'e göre Ali Paşa 600 kişiyle savaşmıştı. Kasım Bey bunun üzerine Konya Hisarı'nda şehzadeyi ve paşayı kuşattı. Haber merkeze ulaşınca Gedik Ahmed Paşa gönderildi; Kasım Bey kuşatmayı kaldırıp Taşeli'ne yöneldi. Ahmed Paşa şehzadeyle görüştükten sonra Ali Paşa ile Taşeli'ne doğru gitti, Kasım Bey'i takip ederken Ali Paşa'yı Mut Kalesi'nde bıraktı. Kasım Bey'in Ali Paşa üzerine yürümesi, çatışmaların her yerde başlamasına yol açtı.

Şafakcı bu olaylarda tarafların asıl hedefinin Abdullah'ı ele geçirmek ya da korumak olduğunu düşünür. Şehzadeye sahip olmak Bayezid'e karşı bir koz sağlayabilir, onu ortadan kaldırmak ise psikolojik üstünlük kazandırabilirdi; öteki taraf da şehzadeyi korumayı öncelemişti. Nitekim Pervane Çayırı'nda Ali Paşa, şehzadenin ve memleketin korunmasını karşı koymaktan daha önemli saydığı için Konya'ya dönmüştü. Padişah bu karışık ortamda şehzadenin Afyonkarahisar'a getirilmesini isteyerek durumdan çıkmak istedi.

Cem yeniden ortaya çıkınca Konya çevresindeki askerler Abdullah'ın etrafında toplandı, fakat bu topluluğa savaşmadan çekilmesi emredildi. Bayezid, Gedik Ahmed Paşa'ya yanındaki askerle merkeze gelmesini ve Abdullah'ı da Karahisar'a getirmesini yazdı. Cem'in adamlarından Mehmed Bey, Abdullah ve Gedik Ahmed Paşa üzerine gönderildi; Konya üstündeki Çukurçimen Yaylağı'nda küçük bir çarpışma yaşandı. Ahmed Paşa şehzadeyi Afyonkarahisar'a götürdü, Seyyitgazi'de paşa ve şehzade padişahla görüştü. Bu sırada Trabzonlu Mehmed Bey Konya'ya yöneldi. 20 Rebiülahir 887 / 8 Haziran 1482'de Kasım Bey ile Cem Konya üzerine geldi; Karaman beylerbeyi Ali Paşa ve Güveyi Mustafa Bey 500 kadar adamla kaleyi savundu. Birkaç gün süren kuşatmadan sonra Mehmed Bey Ankara üzerine gönderildi. Padişahın ordusu yaklaşınca Cem önce Ankara'ya yöneldi, sonra Taşeli'ne çekildi; Hadım Ali Paşa'nın direnmesi ve Konya halkının Bayezid'e bağlı kalması yüzünden kale alınamadı. Bayezid önce Konya'ya, ardından Ankara'ya doğru yola çıktığında Abdullah, hazinenin, hizmetlilerin ve otağın korunmasıyla görevlendirilerek geride bırakıldı (İbn Kemal). Cem 29 Temmuz 1482'de otuz adamıyla bir gemiye binip Rodos'a vardı. Karaman çevresindeki mücadele o ana kadar bir iç mesele iken, Cem'in Rodos'a varmasıyla uluslararası bir soruna dönüşmüştür.

Şafakcı'ya göre meselenin önemi, merkezî siyaseti de ilgilendirmesindendir; bu yüzden Abdullah hem önemli komutanlar hem de padişahın kendisi tarafından sürekli desteklenmiştir. Osmanlı düzeninin tam yerleşmediği bu bölgede şehzadenin görevlendirilmesi, eski beylik ve imparatorluk merkezlerine Osmanlı sistemini yerleştirmeyi, halka da kendilerine değer verildiğini göstermeyi amaçlıyordu. Tahrir defterleri eski dönemden kalan bazı görevlilerin sisteme katıldığını, bazılarının ise tasfiye edildiğini, beyliklerden kalma uygulamaların bir kısmının sürdürüldüğünü gösterir. İngilizce kaynaklarda Abdullah'ın Memlüklerden Gülek Kalesi'ni aldığı yazılıdır; Şafakcı'nın makalesinde bu bilgiye rastlanmadığı için doğrulanamamış sayılmalıdır.

Konya'da Yönetim: Beratlar ve Belgeler

Eyaletin paşa sancağına görevlendirilen şehzadeler, bağlı yerleşimlerdeki kişilere berat ve mektup gibi resmî belgeler verirdi. Gelecekte padişah olma ihtimali taşıyan şehzade öteki sancakbeylerine göre daha rahat hareket eder, ama merkezî yönetimin denetimi de ona daha sıkı uygulanırdı. Abdullah'ın adıyla anılan belgeler, Konya'daki gündelik idareyi gösterir.

  • Bayburt kazasına bağlı Oğulbeği Oymağı ile oradaki mütekaid sipahiler, Şehzade Mustafa ve Abdullah'tan aldıkları beratlarla tahrir defterine yazılmıştır.
  • 1500 tahririnde Elginviranı Mezrası, Alayundlu ve Erdoğdulu cemaatlerine Abdullah'ın mektubu esas alınarak müşterek yurt kaydedilmiştir.
  • Karaman vilayetinde haymana taifesinden alınmaya başlanan at akçesi, Yavuz Selim kanunnamelerine göre Abdullah zamanında kaldırılmıştır.
  • Anber Reis Camii Vakfı'na mukarrername vermiş, Başara köyündeki Şeyh İsrail Zaviyesi'nin evkafını tanımıştır.
  • Turgud kazasında tehlikeli bir yer olan Öyüklü Viran Mezrası'nı, orayı şenlendirmeye gönüllü olan Derviş Bahşayiş'e vermiştir.
  • Harap olan Konya Darüşşifası'nın vakfı Hatıp köyünü tabip Lütfi Çelebi'ye timar olarak vermiştir.
  • Beyşehir'de ağaç ustası (neccar) Hamza'yı, Zozumla köyündeki İlbeyi Derbendi'ni koruyanları avarız vergisinden muaf tutmuş, doğancılık hizmeti karşılığında çiftlerin muafiyetini sürdüren nişan vermiştir.
  • Aksaray'a bağlı Arap Ağılı Mezrası'ndaki Abdal Dede Zaviyesi'nin vakıflığı için berat vermiştir.
  • Bozkırlıoğlu Seyyidi Ahmed'e Anduk köyü Akin Mezrası için berat, Halil ile Bahşı'ya Yakub tahvilinden iki hisse için timar bildirisi vermiş, Cem ile birlikte Kalburcu namı diğer Eli Kesik Mezrası'nın tasarrufu konusunda nişan vermiştir.

Şafakcı'ya göre şehzade tahrir çalışmalarının yürütülmesine ve eski aristokrat beylerin tasfiyesine de katkıda bulunmuş, Cem'in Anadolu'yu terk etmesinden sonra Kasım Bey ile ve geri dönen Cem ile mücadelesi sonucunda bölgenin güvenliğini sağlamıştır. Kendisine ait bazı köyleri (Hatunsaray'a bağlı Ertaş, Üçkilise ve Bekirler) Konya Ahmedekisi'nin muhafızlarına bıraktığı da kayıtlıdır.

Belgeler arasında yönetimin gündelik sürtüşmelerini gösteren iki mektup öne çıkar. Bir arzında Abdullah, babasından daha önce istediği harçlığın verilmediğini, çok az harçlığının kaldığını belirterek bu kez gönderilmesini ister. "Bey babam hazretleri" diye başlayan başka bir mektubunda, babasının yanına gönderdiği yeni terzibaşı Doğan'dan şikâyetçi olur: eski terzibaşı Yusuf'tan hoşnuttur, ama emir yerine gelsin diye Doğan'ı atamıştır; Doğan doğru durmamış, lalalarıyla kapısında çekişmiş, lalalar da ondan incinmiştir, yine de babasından geldiği için bir şey söylememektedirler. Abdullah, Doğan'ın görevden alınıp Yusuf'un yeniden göreve başlamasını diler. Mektup şehzadenin sarayındaki görevlilerin padişah tarafından atandığını ve aralarındaki çekişmelerin de saraya yansıdığını gösterir.

Akşehir'deki Sultan Abdullah Zaviyesi

Abdullah'ın adıyla anılan en somut eseri Akşehir'deki zaviyesidir. 1483 verilerine göre "merhum Sultan Abdullah Zaviyesi" Akşehir Vadisi'nde Mihrablu denilen yerdedir; meşihatı Derviş Sinan'a verilmiş, Akşehir haracından günlük beş akçe tayin edilmiştir. Deftere kayıtlı olmayanlardan zaviye çevresine yerleşenlerin vergiden muaf olacağı da yazılıdır. Zaviyeden "merhum" diye söz edilmesi, defterin şehzadenin ölümünden sonra hazırlandığını gösterir. İbrahim Hakkı Konyalı'ya göre zaviye bugünkü Tekke köyündedir; Abdullah çok sevdiği bu bölgeye dinlenmek için sık gelmiş, önce bir köşk yaptırmış, sonra konup göçenlerin iaşe ve istirahati için bir tekke kurdurmuştur.

II. Bayezid'in 1493 tarihli emriyle Akşehir'in eski kadısı Mevlana Şemseddin Ahmed zaviyenin yerlerinin, bağlarının ve bahçelerinin sınırlarını belirlemek üzere gönderilmiş, sınırlar yazıldıktan sonra vakfın mukarrer olduğu ve gelirinin vakıf şartlarına göre harcanacağı belirtilmiştir. Bu emirden zaviyeye ait bir vakfiyenin varlığı anlaşılır. Aynı yılın Kasım ayına ait bir hükümde, zaviye yakınına yerleşip gelip geçene hizmet eden ve kimsenin reayası olmayan kişilerin ulak, suhre, cerehor, sekban, doğancı, hisar yapımı, salgun, azeb, kürekçi, nüzul tahılı ve öteki avarız-ı divaniyeden muaf tutulduğu bildirilir. 1500'de zaviyede beş görevli kayıtlıdır; şeyh Hacı Ahmed'e günlük üç akçe ulufe verilmesini şehzadenin annesi bildirmiştir. 1522'de görevli sayısı yediye çıkmıştır, hepsi Bayezid Han'ın muafiyet belgelerini taşır. Zaviyenin 1522'deki geliri, çevresindeki bir bağdan 30 akçe ve yedi bahçe zemininden toplam 54 akçe olmak üzere yılda 84 akçeydi. 1584'te yıllık gelir yine 84 akçe olarak yazılmıştır; Akşehir haracından gelen günlük beş akçenin kesilmesi gelirin düşmesine yol açmıştır. Abdullah'ın kızı bir mektubunda, o sırada zaviyede şeyh olan Hacı Ahmed'in tekkeyi harap edip evkafına zarar verdiğini, yerin Pir Kılavuz'un elinden sebepsiz alındığını yazarak teftiş yapılmasını ve zaviyenin yeniden atasının isteğine göre işlemesini ister. Mektupta vakfın adı geçmese de sözü edilen kişilerin aynı olması muhtemeldir.

Zaviye hakkında sonraki yüzyıllara dair bilgi azdır. 1812'de Bursa'daki Şirin Hatun ile Akşehir'deki Sultan Abdullah Zaviyesi vakıflarından günlük bir akçeyle şeyh, bir akçeyle mustahfız, iki akçeyle yasinhan ve iki akçeyle cüzhan olarak maaş alan Mustafa Halife görevi bırakınca yerine berat verilmesi istenmiş; bu kayıt vakfın 19. yüzyıl başında hâlâ görev yaptığını gösterir.

Çevresindeki Görevliler ve Şairler

Sancağa giden şehzadelerin emrinde kalabalık bir görevli topluluğu bulunurdu. Abdullah'ın nişancı, defterdar ve kilercibaşı gibi görevlilerinin adları tespit edilememiştir, ama ölümünden sonra yanındaki adamlara görev ve timar verilmesi, çevresi hakkında fikir verir. Sipahi oğlanları ağası Sinan Bey, 23 Şubat 1499'da Antalya ve Alanya sancaklarından 20.100 akçelik zeamet almış, 5 Nisan 1502'de de Muğla'ya bağlı Dadya köyünden 20.985 akçelik gelir kendisine yazılmıştır; kayıtlarda "ağa-yı ebnâ-yı sipâhiyân-ı merhum Sultân Abdullah" olarak anılır. Kapıcıbaşısı İskender Bey Karahisar sancağında zeamet tasarruf etmiş, "ser-bevvâbîn-i merhum Sultan Abdullah" diye yazılmıştır; 24 Aralık 1499'da Kayacık subaşısı olarak 24.683 akçe geliri vardır. Serçavuşanı Muslihiddin'e 1483'te Eski-il haymanasından 9.942 akçelik timar yazılmış, 1510'da şehzadenin himayesinde yetişen Ali ile Hamza'ya 1.000 akçe bağlanmıştır. Ekim 1502 tarihli bir emirde Bayezid, yaya defterinde kayıtlı iken "merhum oğlum Abdullah kapısından ulufe tasarruf eden" ve "merhum karındaşım Cem savaşında Karaman'da gereği gibi yoldaşlık eden" Seydi'yi yayalıktan azat eder. Şehzadenin ölümünü padişaha bildiren Kemal ve Murad Beyler de çevresindeki adamlar arasındadır.

Abdullah bazı ilim adamlarına da himaye göstermiştir. Matbaanın yaygın kullanımına kadar bilgin ve sanatçı hükümdarın ve seçkinlerin desteğine muhtaçtı; hanedanlar arasındaki rekabet yalnız saraylarla sınırlı kalmaz, ilim ve sanatın hamiliğinde de kendini gösterirdi. Tezkirelere göre Bayezid onu sancağa gönderdiğinde Necati şehzadenin kâtibi olmuştur. Şairin şehzadeye derin bir sevgiyle bağlandığı, bunu fark eden şehzadenin onu özel meclislerine çağırdığı ve Necati'nin ona gazeller sunduğu anlatılır. Abdullah ölünce Necati'nin ümitleri de sönmüş, başkente dönmüştür; 1504'te Şehzade Mahmud'un nişancısı olarak Manisa'ya gönderilene kadar en parlak dönemini yaşamıştır. Âli, Necati'nin Abdullah'la Karaman'a gittiği yönündeki kaydı hata sayar.

Necati'nin "Mersiye-i Şehzade Sultan Abdullah" adlı mersiyesi Türk edebiyatındaki mersiyeler arasında anılır. Necati mersiyeyi II. Bayezid'e sunmuştur; Aşık Çelebi'nin aktardığı "dilâ cerîde-i ülfetden adun eyle terâş, kalender ol ki mücerredler ideler sâbâş" dizesi bu şiire aittir. Metin, şairin koruyucusunu kaybetmesinden çok genç yaşta bir yakınını yitirmiş birinin samimi duygularını dile getirir. Şair üzüntüsünü sel ve şiddetli yağmurla açıklar; genç yaşta ölen şehzade için "ne gençlik ne Karaman mülkü kaldı" diye yakınır. Mersiyeden şu beyit aktarılır: "Ol itdi milketi vîrân ol itdi genci nihan / Ne mülk milk-i Karaman ne genç genc-i revan". Fatih Kıran, mersiyede ölümün makama, yaşa, güce bakmadan herkesin başına geleceği düşüncesinin işlendiğini belirtir. Şair sonunda padişahın devamlı devleti için dilekte bulunur.

Muhtemelen Necati'nin etkisiyle Konya'da şehzadenin etrafında bir şairler topluluğu oluşmuştur. Figani (Figani-i Karamani, Figani-i Kadim) şehzadenin divan kâtibidir ve ona övgüler yazmış, Hamse-i Nizami'den İskendername'yi tercüme etmiştir. Konyalı şair Niyazi-i Karamani için "Şehzade Abdullah'ın vasfı" (öven) denir. Şehzadenin ölümüyle bu topluluk dağılmıştır. Cem de Konya'da çevresine şairler toplamış, bunlar "Cem Şairleri" diye anılmıştı; Karamanlı Aynî onun yanında yer almış, Mustafa ve Abdullah Konya'da görev yaptığı hâlde onlarla birlikte hareket etmemiştir.

Hastalığı ve Ölümü

Abdullah'ın cesur, kahraman ve güzel bir kişi olarak tarif edilmesi, tezkirelerin ve mersiyelerin övgü diline aittir ve kişisel bir gözlem olarak okunmamalıdır. Ölüm nedeni hakkında kaynaklar az şey söyler. İdris-i Bitlisi, Karaman vilayetinde hastalıktan öldüğünü "el-marazu berîdü'l-mevt" (hastalık ölümün habercisidir) diye anlatır; Kepecioğlu da hastalanıp öldüğünü yazar. Haniwaldanus Anonimi ise Bayezid'in sekiz oğlundan Abdullah Çelebi'nin babasının sağlığında bir cinayete kurban gittiğini söyler; bu iddiayı destekleyen başka kaynak yoktur. Annesi Şirin Hatun'un mektubunda oğlunun hasta olduğunda vasiyette bulunduğunu anlatması, Şafakcı'ya göre kronik bir rahatsızlığa işaret edebilir.

Ölüm tarihinde kaynaklar genel olarak Hicrî 888 yılında birleşir. Ramazan 888 (Ekim 1483) ile Zilkade 888 (Aralık 1483) tarihleri verilmiştir; İdris-i Bitlisi ayrıca Şevval 889 / Ekim-Kasım 1484 tarihini de yazar. Modern çalışmalar 6 Kasım 1483, Ramazan 888 / 1484 ve 5 Şevval 890 / 15 Ekim 1485 tarihlerini önermiştir. Şafakcı, padişaha sunulan arzda Kemal ve Murad Beyler'in Abdullah'ın 5 Şevval'de öldüğünü bildirdiğini, arşivin bu belgeyi 5 Şevval 888 / 6 Kasım 1483 olarak tarihlediğini belirtir ve ölümü 6 Kasım 1483'e koyar. Beyler arzda bölge için yapılması gerekenlerin sorulmasını da istemişti; amaç vilayette olası bir karışıklığı önlemekti. Şehzade öldüğünde Konya sancağında görevliydi. Ardından Konya'ya Şehinşah, Saruhan'a Korkud atandı (İbn Kemal). 1483'te Şehinşah'ın defterdarı Osman Çelebi'ye Beyşehir nahiyesinden gelir yazılması, Şehinşah'ın göreve başladığına ve Abdullah'ın öldüğüne işaret sayılabilir. Aynı yıl Kasım Bey de ölmüş, 888 yılı tamamlanınca gazaya hazırlanılmıştır.

Şirin Hatun'un 29 Şevval 888 / 30 Kasım 1483 tarihli olduğu düşünülen mektubunda, oğlu hastayken yaptığı vasiyet kısaca şöyle aktarılır: Allah sıhhat verirse ne âlâ, hüküm yetişip ölürse kendisi padişaha bildirilsin, İstanbul'da merhum dedesi Sultan'ın yanına konulup canı onun hizmetine yoldaş olsun. Bu isteğin yerine getirilmesi istenmişse de Abdullah Bursa'daki şehzadelerin yanına defnedilmiştir.

Türbesi ve Vakıfları

Bursa'daki türbelerde yatan hanedan mensuplarının sayıldığı kayıtlarda Fatih'in oğullarından Cem ve Mustafa, Bayezid'in oğullarından Abdullah ve Alemşah anılır. Şafakcı'ya göre 1479'da yapılan Şehzade Mustafa Türbesi'nde sırasıyla Şehzade Mustafa, Abdullah (1483), Cem (1499) ve Alemşah (1503) yatar; Koyunluoğlu Abdullah yerine Korkud'un adını yazar. II. Bayezid'in 28 Mart - 6 Nisan 1504 tarihli vakfiyesi Mustafa, Abdullah ve Alemşah adına vakıflar bağışlamıştır. Gelir; mütevelli, kâtip, türbedar, üç tahsildar ve sekiz bekçiden oluşan kadroya, nöbetleşe Kur'an'dan cüz okuyan 45 cüzhan ve hafızın maaşlarına ayrılmıştır. Artan para her yıl büyük kıtada 12 mum satın alınmasına, kandil yağına, mahsulün köy ambarlarından Bursa'daki depolara ve pazara taşınmasına, ambar kiralarına, ambarcı maaşlarına ve türbenin döşenmesi ile tamirine harcanmıştır.

Üç şehzade vakfına bağlı köyler Hotani, Çakaroz, Yeğen, Kabaağaç, Kayser, İlyaslar, Panbucak, Öyücek, Budam, Gürlüce, Dur Ali ve Kavaklı'dır. 1539-1566 arasındaki bilançolara göre vakfın yıllık geliri 282.357 akçesi nakit, 559.371 akçesi mahsul olmak üzere 844.728 akçedir. III. Selim'in 22-31 Temmuz 1801 tarihli fermanı, Mihaliç kadısına Hotani köyüne yapılan müdahalenin önlenmesini emreder.

Abdullah'a ait müstakil vakıflar da vardır. 25 Şubat 1551'de Sultan Mustafa Türbesi'nde Şehzade Sultan Abdullah için günlük iki akçeyle cüz okuyan Mahmud bin İsmail ihtiyarladığı için görevi bırakınca yerine Mehmed bin Hacı Mirza atanmıştır. 24 Nisan 1712'de Bursa'daki Şehzade Abdullah evkafından günlük iki akçeyle cüzhan ve bir akçeyle mustahfız olan Mustafa Halife'nin görevleri Ahmed Halife'ye bırakılmış; 13 Eylül 1794'te günlük iki akçeyle cüzhan olan el-Hac Hafız Ömer Halife'nin görevi es-Seyyid Mehmed Halife'ye devredilmiştir. Böylece Abdullah için Kur'an okunması en az 1794'e kadar sürmüştür.

Amasya Bakımından Değerlendirme

Abdullah'ın Amasya'yla bağı, kaynaklarda doğum yeri olmaktan ileri gitmez; şehirde onu doğrudan anan bir yapı, vakıf ya da türbe bilinmemektedir. Şehzadenin hayatı yine de Amasya'nın şehzade yetiştirme geleneğinin bir halkasıdır: Bayezid yaklaşık yirmi dört yıl bu şehirde sancakbeyliği yapmış, oğlu burada doğmuş, ardından kendisi Manisa, Trabzon ve Konya sancaklarında görev yapmıştır. Amasya'dan başlayan bu hayat Trabzon'da bir cami kitabesinde, Akşehir'de bir zaviyede, Bursa'da bir türbe vakfında ve Konya'da bir şairin mersiyesinde iz bırakmıştır.

Kronoloji

1461 (ya da 1465): Abdullah Amasya'da doğar (Şafakcı 1461'i benimser; öteki çalışmalar yaklaşık 1465 verir).

1467: İsmen Manisa sancağına atanır (Şafakcı'nın yorumu).

1470-71 (875): Trabzon Ortahisar'daki Şirin Hatun Camii kitabesinin tarihi.

1470 (ya da 1472): Sünnet için İstanbul'a çağrılır (İbn Kemal 11 Temmuz 1470 sonrasını verir; Haydar Bey Cem'in sünnetini 1472'ye koyar).

1480: Fatih'in oğlu Şehzade Mustafa'nın kızıyla evlenir; Manisa'da görevlidir.

1481 (19 Mayıs): Bayezid tahta çıkar; 22 Mayıs tarihli mektupla Abdullah'a Bursa'yı korumasını bildirir.

1481 (20 Haziran): Yenişehir muharebesi.

1481 (Temmuz): Abdullah Konya'ya görevlendirilir.

1482 (12 Mart): Cem Mısır'a ulaşır.

1482 (8 Haziran): Kasım Bey ve Cem Konya'yı kuşatır; kale alınamaz.

1482 (29 Temmuz): Cem Rodos'a varır.

1483 (6 Kasım, 5 Şevval 888): Abdullah Konya'da ölür (Şafakcı'nın tarihlemesi; Aralık 1483 de verilir).

1493: Bayezid'in Akşehir'deki Sultan Abdullah Zaviyesi için emri.

1504: II. Bayezid'in Mustafa, Abdullah ve Alemşah adına Bursa türbe vakfiyesi.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Şafakcı'nın makalesinde atıf yapılan kaynaklar: İbn Kemal, Tevârih-i Âl-i Osman; İdris-i Bitlisi, Heşt Behişt; Hoca Sadeddin, Tâcü't-tevârih; Haydar Bey, Vekâyi-i Sultan Cem; Behiştî Ahmed Çelebi, Târîh-i Behiştî; Aşık Çelebi, Meşâ'irü'ş-Şu'arâ; Latîfî ve Kınalızade tezkireleri; Kepecioğlu, Bursa Kütüğü; Bostan, XV-XVI. Asırlarda Trabzon Sancağı; Konyalı, Konya ve Akşehir tarihleri; Mustafa İsen, Acıyı Bal Eylemek.

Akademik çalışmalar

  • Hamit Şafakcı, "II. Bayezid'in Oğlu Şehzade Abdullah'ın Ailesi ve Sancakbeyliği", Karadeniz İncelemeleri Dergisi, sayı 37, 2024, s. 11-40 (DergiPark).

Diğer kaynaklar

  • "Şehzade Abdullah (II. Bayezid'in oğlu)", Vikipedi (Türkçe). tr.wikipedia.org
  • "Şehzade Abdullah (son of Bayezid II)", Wikipedia (İngilizce). en.wikipedia.org

Çevrimiçi kaynaklar