Derinöz Kanyonu, Amasya'nın batısındaki Suluova ilçesinin sınırları içinde, Amasya'nın en büyük dağı sayılan Akdağ'ın Suluova'ya bakan eteklerinde yer alır. Yaklaşık dört kilometre uzunluğundaki bu doğal yarık, bazı noktalarda genişliği bir metreye kadar düşen, duvarları kırk ila elli metre yüksekliğe ulaşan dar bir geçittir. Amasya'nın kanyonları arasında Merzifon'daki Kızkayası ile birlikte en sık anılanlardan biridir ve çoğunlukla doğa yürüyüşüne, yer yer suyun içinden ilerlemeye elverişli bir güzergâh olarak tanıtılır. Kanyon araştırmacılarının hazırladığı Türkiye listelerinde "Derinöz (Ümmet Deresi) Kanyonu" adıyla geçer; bu kayıt, geçidi açan derenin yöre ağzındaki adını da saklar.

Kanyonun kendisi üzerine yazılmış ayrıntılı bir bilimsel çalışma bulunmamakla birlikte, içinde durduğu dağ son yıllarda jeologların ve botanikçilerin ilgisini çekmiştir. Akdağ'ın kayaç yapısı, dağı komşusu Karaömer Dağı'ndan ayıran ve adını bu yöreden alan Derinöz fay hattı, Suluova Ovası'nın oluşumu ve dağın yedi yüzü aşkın bitki taksonunu kayda geçiren flora araştırmaları, kanyonun hangi çevrede biçimlendiğini anlamaya yardım eder. Eski yazılı kaynaklar ise Akdağ'ı ve Suluova'yı başka bir gözle, yaylası, sürüleri ve ırmaklarıyla anlatır.

Konumu ve Çevresi

Suluova, Amasya'nın yaklaşık yirmi beş kilometre batısında, Merzifon Ovası'na bağlanan geniş bir ovanın kenarında kurulmuştur. İlçenin yüzölçümü 516 kilometrekare, rakımı 510 metredir. Üç yanı yüksek olmayan dağlarla çevrilidir ve bunların en yükseği, ilçenin güneydoğusunda 2064 metreye çıkan Akdağ'dır. Dağın eteklerinden başlayan bitki örtüsü yüksek bölümlere kadar ormandır; ormanı çam, gürgen ve meşe oluşturur, ovaya inildiğinde yerini meyve bahçeleri, kavaklar ve söğütler alır. Derinöz Kanyonu bu dağ ile ova arasındaki geçiş kuşağında, suyun yüksekten alçağa inmeye başladığı yerde açılmıştır.

Kanyonun bulunduğu kesim, Suluova'ya bağlı Seyfe köyünün çevresidir. Akdağ florasını inceleyen araştırmacılar örnek topladıkları yerler arasında "Seyfe köyü, Derinöz Barajı çevresi" adıyla yaklaşık 1150 metre yükseklikte, Anadolu karaçamının hâkim olduğu bir ormanı sayar. Aynı listede Seyfe ile Karakese köyleri arasında 1250 metrede dere boyu bitki örtüsü, Seyfe ile Aktaş arasında 1750 metreye çıkan bozkır yamaçları, yakındaki Kapaklı mesire alanında 1110 metrede yine karaçam ormanı, Derebaşalan çevresinde saçlı meşe ve Soku ile Kuzalan köyleri arasında 1500 metrede doğu kayını ormanları yer alır. Bu yükseklik basamakları, kanyonun içinde ve çevresinde birkaç saatlik yürüyüşte birbirinden çok farklı bitki topluluklarının geçilebildiğini gösterir. Seyfe yönünde ormandan geçen ve çocuklu ailelerin de yürüyebileceği kısa bir doğa yürüyüşü hattı da tarif edilir.

Kanyonu Açan Su ve Tersakan Havzası

Bölgenin su düzeni kanyonu anlamak için önemlidir. İlçenin resmî tanıtımlarında Suluova'nın en önemli akarsuyu olarak Tersakan Çayı gösterilir; çay ilçeye Eski Çeltek'ten girer, ovada bir yay çizer ve Amasya'da Yeşilırmak'a karışır. Aynı tanıtımlarda Tersakan'ın kaynağı olarak Derinöz Çayı adı verilir. Bu çayın üzerinde, Seyfe köyü yakınında, 2003 yılında tamamlanan ve 6500 hektarlık bir alanı sulayan Derinöz Barajı kurulmuştur. Devlet Su İşleri kayıtlarına dayanan kimi listeler barajı Samsun ili sınırında gösterir ve inşaatını 1990 ile 2002 arasına tarihler; Suluova ile Lâdik arasındaki il sınırının bu kesimden geçmesi bu farkı açıklayabilir, fakat barajın tam olarak hangi ilin topraklarında kaldığı kesin olarak saptanamamıştır.

Tersakan'ın kaynağı konusunda eski ve yeni anlatımlar birbirinden ayrılır. Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Lâdik Kazası'nı anlatırken kasabanın on kilometre kadar doğusunda, uzunluğu altı, genişliği üç kilometre, derinliği altı metre kadar olan büyük bir gölden söz eder. Seki, Kızoğlu, Polad ve Çakır Gümüş yaylalarından inen altı çay bu göle dökülür ve gölden çıkan su "Tersakan" adıyla bilinen ırmağı oluşturur. Bugünkü kimi tanıtımlar da Tersakan'ı Lâdik Gölü'nden doğan bir çay olarak tarif eder. Buna göre Derinöz Çayı, ırmağın tek kaynağından çok, Akdağ'ın yamaçlarından inerek Tersakan sistemini besleyen kollardan biri olarak düşünülmelidir. Kanyonu açan derenin kaynaklarda bir yerde Derinöz, bir yerde Ümmet Deresi diye anılması da aynı su ağının yerel adlarla parçalara bölündüğünü gösterir; iki adın aynı akarsuyun farklı kesimlerine mi ait olduğu belirlenememiştir.

Hüsâmeddîn'in Tersakan için verdiği bilgiler, kanyonun suyunun karıştığı ırmağın eski hâlini de anlatır. Müellife göre ırmak kuzeyden güneye doğru aktığı için "Tersakan" diye anılmış, Arapça kaynaklarda "en-Nehrü'l-Maklûb", yani ters dönmüş ırmak adıyla kaydedilmiştir; daha eski belgelerde "Astifonos" ve "İstiyotos" adları geçer. Irmak Lâdik'in kuzeyinden akarak Havza'nın doğusundan ve Suluova'nın ortasından geçer, Amasya'nın kuzey boğazına girer ve Bahçeler İçi'nin üstünde Yeşilırmak'a dökülür. Akışı sürekli olup yazın azalır, baharda çoğalır; coştuğu zaman taşıp zarar verdiği için halk ona "Deliçay" da der. İki yakasındaki değirmenler, bağlar ve bahçeler bu sudan yararlanır. Üzerinde Selçuklu yapısı sayılan Ziyare Köprüsü ile Suluova'nın bitiminde, Amasya ve Merzifon yollarının ayrıldığı yerde 812 (1409-1410) yılında var olduğu anlaşılan tek gözlü Çeltek Köprüsü bulunur. Hüsâmeddîn ayrıca Likos adıyla anılan antik ırmağın bugünkü Tersakan olması gerektiğini düşünür. Bahar sellerinde taşan bir ırmağın kollarından birinin dar bir kanyondan geçmesi, Derinöz'de su seviyesine dikkat edilmesi gerektiğini hatırlatan eski bir tanıklık sayılabilir.

Akdağ ve Suluova Eski Kaynaklarda

Kanyonun bağlı olduğu dağ, Osmanlı döneminde Amasya'nın en tanınmış dağıydı. Hüsâmeddîn, Amasya Sancağı'ndaki dağların en büyüğü olarak Akdağ'ı gösterir ve Merzifon'un kuzeyindeki Taşan (Tavşan) Dağı'nı ondan sonra gelen en büyük dağ diye anar. Amasya Kazası'nın dört nahiyesinden biri de bu dağın adını taşıyordu. Müellife göre Akdağ Nahiyesi, eskiden beri "Akdağ" diye bilinen, doğudan batıya uzanan ve çevresindeki düzlükten bin iki yüz metre kadar yükselen bir dağın eteklerinde bulunduğu için böyle adlandırılmıştır. Dağın yaylası bol, kışlağı makbul, suyu çok ve havası sağlamdı; Amasya livasının koyunlarının çoğu yazın orada otlardı. Buradan elde edilen yağ, peynir ve yoğurt, Hüsâmeddîn'in ifadesiyle "Pont" ülkesinde olağanüstü bir şöhrete sahipti. Lâdik kasabası da aynı dağın kuzey eteklerinde, güneye doğru eğimli bir bayır üzerinde kurulmuştu.

Suluova adı da eski kayıtlarda geçer. Hüsâmeddîn'e göre Amasya'nın kuzey taraflarını kaplayan Hakala Nahiyesi eskiden "Arguma-Suluova" adıyla bilinirken 745 (1344-1345) yıllarından sonra Hakala köyünün gelişmesiyle bu ad öne çıkmıştır. Aynı nahiye içinde, Tersakan Çayı kenarında Halvetî şeyhlerinden Abdülganî'nin türbesi bulunur; bahar günlerinde türbenin çevresi kalabalıklaşır, panayır görünümü alır ve her gün kurban kesilirdi. Osman Fevzi Olcay da Amasya'daki evliya mezarlarını sayarken bu türbenin yerini "Saygılı köyü kuzeyi, Tersakan Irmağı kıyısı" olarak verir. Bugün Ganibaba Türbesi çevresindeki mesire alanı, kanyona gelenlerin aynı gün uğrayabildiği yerlerden biridir. Akdağ'ın etekleri zaman zaman bir sığınak işlevi de görmüştür; Hüsâmeddîn, 1216 (1802) yılında Erzurum'a atanıp ardından idamına ferman çıkarılan Amasyalı Kutoğlu Hüseyin Paşa'nın Akdağ eteklerinde saklandığını, kuşatılınca savaşmadan teslim olduğunu yazar. Bu olayın dağın hangi yamacında geçtiği belirtilmez.

Bölgenin Jeolojik Geçmişi

Amasya ve çevresi, Karadeniz kıyısı boyunca uzanan Pontid dağ kuşağının parçasıdır ve Sakarya kıtasının doğu uzantısı sayılan Tokat masifi içinde yer alır. Resmî jeolojik tanıtımlara göre bölgedeki kaya birimleri yaklaşık 430 milyon yıl önce oluşmuş, sonradan başkalaşıma uğramış kayalardan bugün ovalarda biriken alüvyona kadar uzanır. Pontidlerin yükselmesi yaklaşık 29 milyon yıl önce başlamış, Kuzey Anadolu Fayı'nın ve yan kollarının oluşmasıyla birlikte akarsuların, ovaların ve dağların bugünkü görünümü belirginleşmiştir. Suluova, Geldingen, Taşova ve Aydınca ovaları bu süreçte açılan genç havzalardır ve içlerinde alüvyon birikmesi hâlâ sürer.

Akdağ'ın daha yakın geçmişi denizle ilgilidir. Suluova'nın resmî tarihçesine göre Eosen döneminde, yani yaklaşık 54 ile 38 milyon yıl önce bölge sığ bir denizle kaplıydı. O dönemin sonunda gerçekleşen Alp hareketleri kıvrılmalara ve kırılmalara yol açtı; Amasya Kalesi'nin oturduğu kayalık, Akdağ ve Lokman dağları yükselerek birer ada hâline geldi, deniz tamamen çekildikten sonra da bölgenin bugünkü topografyası ortaya çıktı. Akdağ'daki fosil yatakları, bölgenin bir zamanlar su altında kaldığının kanıtı olarak gösterilir. Bölgede sayılan birimler arasında Bilecik Kireçtaşı, Amasya Formasyonu'nun karbonat kireçtaşları ve sığ deniz ortamına işaret eden fosiller taşıyan Lokman Formasyonu da bulunur.

Akdağ'ın Kireçtaşları ve Derinöz Fay Hattı

Akdağ florası üzerine 2020'de yayımlanan çalışma, dağın coğrafyasını tarif ederken kanyon için önemli iki bilgi verir. Birincisi dağın kayaç yapısıdır: Akdağ'da hâkim litoloji, jeolog Mehmet Korhan Erturaç'ın Amasya çevresinin morfotektonik evrimi üzerine hazırladığı doktora tezine dayanılarak, Permiyen yaşlı fusulinli kireçtaşı blokları olarak verilir. Fusulinler, yaklaşık 300 milyon yıl önceki sığ denizlerde yaşamış, kabukları kireçtaşlarında bol bulunan tek hücreli canlılardır. İkincisi dağın sınırıdır: Akdağ'ın kuzeybatısında "kardeş dağ" diye anılan Karaömer Dağı yükselir ve Kuzey Anadolu fay sisteminin bir kolu olan Derinöz fay hattı bu iki dağı birbirinden ayırarak aralarında doğal bir sınır oluşturur.

Bu iki bilgi bir araya geldiğinde kanyonun neden orada durduğuna dair makul bir çerçeve belirir. Kireçtaşı, suyun hem aşındırarak hem de çözerek kolayca derin ve dar yarıklar açabildiği bir kayaçtır; fay hatları ise kayayı kırıp zayıflattığı için akarsuların yolunu çoğu zaman bu kırık zonları boyunca bulmasına yol açar. Derinöz adının hem kanyonda hem fay hattında hem de barajda yaşaması, bu unsurların aynı dar kesimde toplandığını gösterir. Bununla birlikte kanyonun hangi kayaç biriminde açıldığını, fay hattını doğrudan izleyip izlemediğini ya da ne zaman oluşmaya başladığını gösteren yayımlanmış bir saha çalışmasına ulaşılamamıştır; kanyonun fay boyunca kireçtaşını kazan bir dere tarafından açıldığı düşüncesi bu yüzden bir çıkarım olarak kalmaktadır.

Suluova Havzası'nın Oluşumu

Kanyonun suyunu ovaya ulaştıran havzanın tarihi daha iyi bilinir. Erturaç'ın doktora tezine göre Amasya, Tokat ve Çorum arasındaki geniş bölge, Kuzey Anadolu Fayı ile ondan ayrılan Ezinepazar-Sungurlu Fay Sistemi arasında kalan ve "Amasya Makaslama Zonu" adı verilen kama biçimli bir deformasyon alanıdır. Suluova, Merzifon, Gümüşhacıköy ve Alıcık ovalarını içine alan Suluova Havzası bu zon içindeki çöküntü alanlarından biridir. Tez, havzanın Orta Pliyosen'de kuzeydoğu kenarındaki bir fay boyunca yarı graben olarak oluşmaya başladığını, dışa kapalı bu çanağın zamanla genişleyerek büyük bir göle, "Suluova Gölü"ne dönüştüğünü anlatır.

Aynı araştırmacının arkadaşlarıyla 2019'da yayımladığı makale ise havzanın başlangıcını Kuvaterner'in başına yerleştirir ve süreci daha ayrıntılı verir. Buna göre havza önce alüvyon yelpazeleriyle dolmuş, çöküntü ilerledikçe ortasında bir tatlı su gölü genişlemiştir. Kalabriyen döneminde, yaklaşık 1,8 ile 0,78 milyon yıl önce, bu geniş göl büyük ve küçük kara memelilerinden oluşan zengin bir faunaya sığınak olmuştur. Orta Pleyistosen'in başlangıcına, yaklaşık 0,79 milyon yıl öncesine doğru bölgede aşınma artmış ve eski Suluova Gölü çevredeki akarsu sistemi tarafından yakalanarak boşalmıştır. Aynı dönemde doğu-batı doğrultulu sağ yönlü ve kuzeydoğu-güneybatı doğrultulu sol yönlü faylar eski havza yapısını kesmeye başlamıştır; makaleye göre bu faylar bugün de etkindir ve bölgedeki depremlerin kaynağıdır. Göl boşaldıktan sonra Akdağ'dan inen derelerin ovaya doğru daha derine kazmaya başlaması beklenir; Derinöz gibi dar geçitlerin bu son bir milyon yıllık aşınma evresinde derinleşmiş olması mümkündür, ancak kanyon için bir yaş tayini yapılmamıştır.

Kanyonun Boyutları ve Görünümü

Kaynaklar kanyonun boyutları konusunda büyük ölçüde birbirini tutar: uzunluğu yaklaşık dört kilometre, genişliği en dar yerlerde bir metre, yüksekliği bazı kesimlerde 45 ile 50 metre arasındadır. Bir başka anlatım yüksekliği 40 ile 50 metre olarak verir. İki aralık birbirini çürütmez; hepsi yaklaşık değerlerdir ve duvarların kanyon boyunca her yerde aynı yüksekliğe ulaşmadığını gösterir. Genişliğin bir metreye indiği noktalarda duvarlar iki yandan birbirine çok yaklaşır ve yukarıdan yalnızca dar bir gökyüzü şeridi görünür.

Kanyonun içi çevredeki ovaya göre belirgin biçimde serindir. Gün ışığı dipteki taşlara sınırlı ulaştığı için dar kesimlerde kaya yüzeyleri ve tabandaki taşlar yosun tutar. Güzergâh üzerinde şelaleler bulunur ve yürüyüşçüler bunların arasından geçer. Duvar çatlaklarına tutunan bitkiler ile tabandaki yeşil örtü, kanyonu çevresindeki kuru yamaçlardan ayırır. Bu fark, bölgenin iklimi düşünüldüğünde daha da belirginleşir: Akdağ florası çalışmasında devlet meteoroloji istasyonu verilerine göre yıllık yağış 334 milimetre, yıllık ortalama sıcaklık 10,3 derece olarak verilir. Bu kadar az yağış alan bir çevrede gölgeli, sürekli nemli bir yarık, yamaçlarda tutunamayan pek çok bitki ve yosun için ayrı bir yaşam alanı oluşturur. Kaynaklar kanyonun yeşil alanlarını ve şelalelerini özellikle vurgular ve ilin yerli ve yabancı ziyaretçi çeken doğal güzelliklerinden biri olarak sayar.

Bitki Örtüsü ve Yaban Hayatı

Akdağ, Türkiye'nin önemli bitki alanlarından biri olarak 2005 yılında kabul edilmiştir. Dağın bitkileri ilk kez 1970'lerin ikinci yarısında botanikçi Kerim Alpınar tarafından toplanmış, Alpınar bu örnekleri "Amasya (Akdağ) bitkileri" başlıklı doktora tezinde adlandırmıştır. Ancak tezde örnek toplanan yerlerin önemli bir kısmı dağın sınırları dışında kalıyordu; Baytop ile Alpınar'ın 1980'de yayımladığı "Amasya ve Akdağ florası üzerine yeni gözlemler" adlı yazı da tam bir bitki listesi içermiyordu. Cengiz Yıldırım, Erkan Yalçın ve Arzu Cansaran 2016-2019 arasında dağın bitki örtüsünü incelerken Alpınar'la birlikte çalışmış, iki dönemin bulgularını birleştirerek 2020'de dağın tam listesini yayımlamışlardır.

Bu çalışmada Akdağ'da 705 takson belirlenmiştir; bunların 699'u tohumlu bitkiler, 6'sı eğrelti grubundandır. Türlerin coğrafi kökenine bakıldığında Avrupa-Sibirya ve İran-Turan unsurları öne çıkar; dağ bu iki flora bölgesi arasında bir geçiş kuşağındadır ve Avrupa-Sibirya etkisi daha ağır basar. Araştırmacılar bu bakımdan Akdağ'ı Karaömer, Sakarat ve Tavşan dağlarına benzetir ve İç Anadolu ile Karadeniz arasındaki iklim geçişinin, yaprak döken meşe, çam ve karışık çam-meşe ormanlarından oluşan "kserik Öksin" bitki kuşağını doğurduğunu belirtir. Endemik takson sayısı 74, endemizm oranı yüzde 10,49'dur. Bunların arasında bir orkide alttürü olan Epipactis helleborine subsp. bithynica, bir süsen türü olan Iris histrioides, Astragalus syringus, Alyssum bornmuelleri, Galium bornmuelleri ve Veronica gentianoides'in bir dağ varyetesi gibi "hassas" tehlike kategorisine giren bitkiler bulunur. Dağın yabani elmasının küçük yapraklı bir varyetesi ise "yetersiz veri" kategorisindedir.

Kanyonun bulunduğu Seyfe çevresinden alınan örnekler, kanyonun bitki örtüsü hakkında doğrudan bir fikir verir. Derinöz Barajı çevresindeki karaçam ormanında titrek kavak, yabani hanımeli türlerinden Lonicera orientalis ve karanfil kökü olarak bilinen Geum urbanum kaydedilmiştir. Seyfe ile Karakese arasındaki dere boyunda ise ak söğüt, yabani nane, büyük yapraklı kabalak (Petasites hybridus), yuvarlak yapraklı taşkıran (Saxifraga rotundifolia), Lysimachia vulgaris, ılgın ve Valeriana alliariifolia gibi nemli toprakları seven türler toplanmıştır. Bu türlerin kanyonun içinde de bulunup bulunmadığı ayrıca araştırılmamıştır, fakat aynı derenin daha yukarısındaki bitki topluluğunu yansıtırlar.

Dağın yosun florası da ayrıca incelenmiştir. Kerem Canlı ile Barbaros Çetin, 2009-2011 arasında 227 ile 2040 metre arasındaki 37 istasyondan topladıkları yaklaşık 1500 örnekte 26 familyaya ait 178 yosun taksonu belirlemiş, bunların 94'ünün bitki coğrafyasında kullanılan A3 karesi için ilk kez kaydedildiğini bildirmiştir. Araştırmacılar, Akdağ önemli bitki alanı sayıldığı hâlde yosunlarının daha önce hiç çalışılmadığını vurgular. Kanyonun gölgeli, ıslak duvarlarını kaplayan yosunlar bu zengin topluluğun bir parçasıdır. Dağ, bitkilerinin yanı sıra vaşak, karaca, kurt ve sansar gibi tehdit altındaki memelilere de yaşam alanı sağlar. Aynı araştırma ekibinin Akdağ'ın bitki birlikleri üzerine 2022'de yayımladığı bir başka çalışma da dağda on üç bitki birliği tanımlamış, bunlardan üçünü orman, yedisini dağ bozkırı birliği olarak bilim dünyasına ilk kez kazandırmıştır.

Yürüyüş ve Doğa Sporları

Derinöz'ün başlıca kullanımı kanyon yürüyüşüdür. Mevsime ve yağışa göre değişmekle birlikte güzergâhın büyük bölümünde suyun içinden ilerlenir ve şelalelerden geçilir. Su yükseldiğinde yürüyüş zorlaşır, kurak dönemde ise taşların üzerinden atlayarak ilerlemek daha kolaydır. Dolayısıyla Derinöz'de yürümek, sıradan bir patika gezintisinden çok su ile kaya arasında yön bulmayı gerektiren bir etkinliktir. Islanmaya uygun, tabanı kaymayan ayakkabı ve yedek giysi gibi donanım bu yüzden önerilir. Dar bir kanyonda ani yağışın su seviyesini hızla yükseltebileceği de genel kanyon yürüyüşü kurallarındandır; Tersakan'ın kollarının baharda taşkın verdiği eski kayıtlardan da bilindiğine göre hava durumuna bakmadan kanyona girilmemelidir.

Fotoğraf çekmek isteyenler için dar kesimler, ışığın duvarlar arasından ince bir şerit hâlinde indiği ender yerlerdendir. Kanyon araştırma derneklerinin derlediği ve yüzü aşkın kanyonu içeren Türkiye listelerinde Amasya'dan iki kanyon yer alır ve Derinöz bunlardan biridir. Amasya'da doğaya dayalı sporlar için en elverişli alanlar sayılırken Derinöz, Kızkayası ile birlikte kanyon yürüyüşü denince akla gelen iki yerden biridir. Kanyonun çevresindeki yaylalar ve orman yolları, Akdağ'ın yüksek kesimlerine doğru uzanan daha uzun yürüyüşlere de imkân verir; dağın 1700-2000 metreler arasındaki zirve kesiminde bir televizyon vericisi ve çevresinde geniş otlaklar bulunur.

Su, Baraj ve Erişim

Kanyona giriş her dönemde serbest değildir. Kaynaklardan birine göre kanyonun girişleri, Suluova'nın içme suyunun bu bölgeden sağlanması nedeniyle kısıtlanmıştır. İlçenin resmî tanıtımında da içme suyu ihtiyacının Akdağ kaynaklarından getirilen belediye şebekesi ile yöredeki depolama tesisinden karşılandığı yazılır. Derenin yukarısındaki Derinöz Barajı ise sulama amacıyla kurulmuştur ve Lâdik ile Suluova ovalarının bir bölümünü sular. Hem içme suyu kaynaklarının hem de bir baraj gölünün aynı vadide bulunması, kanyonun bazı kesimlerinin suyun temizliğini korumak amacıyla kapalı tutulabileceğini düşündürür. Gitmeden önce Suluova Kaymakamlığı'ndan ya da Amasya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü'nden güncel durumu sormak gerekir, çünkü giriş koşullarının hangi tarihte değiştiği resmî bir duyuru olmadan kesin olarak söylenemez.

Koruma Durumu

Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın medya arşivinde kanyon, Amasya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü'nün katkısıyla bir doğa görseli olarak kayıtlıdır; kayıtta ayrıntılı bir açıklama bulunmaz. Derinöz'ün tabiat parkı, tabiat anıtı ya da doğal sit alanı olarak tescil edildiğine dair bir bilgiye ulaşılamamıştır. Akdağ'ın önemli bitki alanı sayılması bilimsel bir değerlendirmedir ve kendi başına yasal bir koruma getirmez. İlçede yasal koruma altında olduğu bilinen doğal alan Yedikır Göleti'dir; 1979'da yapımına başlanıp 1986'da işletmeye açılan bu sulama göleti, Kültür Bakanlığı'na bağlı koruma kurulunun 17 Ağustos 1989 tarihli kararıyla birinci derece doğal sit alanı ilan edilmiştir. Derinöz için benzer bir karar alınıp alınmadığı bilinmemektedir.

Amasya'nın Diğer Kanyonlarıyla Birlikte

Amasya'da kanyon denince Derinöz ile birlikte Merzifon'daki Kızkayası anılır. Kızkayası yaklaşık üç kilometre uzunluğundadır ve geçidinde Roma dönemine ait olduğu düşünülen bir köprü, tapınak kalıntıları, değirmenler ve kireç ocakları bulunur; doğa güzelliğine tarihî bir katman da eklenir. Derinöz ise Akdağ'ın eteğinde, kaynaklarda daha çok su içinden geçişle tanıtılan bir kanyondur ve kaynaklarda kanyon içinde tarihî bir yapıdan söz edilmez. İki geçit aynı ilin farklı ilçelerinde, farklı dağ eteklerinde yer alır ve farklı deneyimler sunar.

Suluova'nın doğal ve kültürel uğrak yerleri arasında kanyonun yanı sıra Yedikır Göleti çevresindeki Yedi Kuğular Kuş Cenneti, Kapaklı Orman ve Mesire Alanı, Akdağ sırtlarındaki yaylalar ve Ganibaba Türbesi çevresindeki mesire alanı sayılır. Yedi Kuğular'da görülen kuş türlerinin sayısı kaynaklarda farklı verilir: kimi tanıtımlar iki yüzden fazla türden söz ederken ilçenin resmî kaydı 34 kuş türü tespit edildiğini yazar. Göl, kuşların göç yolu üzerindedir ve kış aylarında su kuşlarının barınağıdır. Kanyon yürüyüşü bu duraklarla aynı güne sığdırılacaksa suyun seviyesi ve girişin açık olup olmadığı önceden öğrenilmelidir.

Kronoloji

Yaklaşık 54-38 milyon yıl önce: Eosen döneminde bölge sığ bir denizle kaplıdır; dönemin sonundaki Alp hareketleriyle Akdağ yükselir.

Yaklaşık 1,8-0,78 milyon yıl önce: Suluova Havzası'nda geniş bir tatlı su gölü bulunur.

Yaklaşık 0,79 milyon yıl önce: Eski Suluova Gölü akarsu sistemi tarafından yakalanarak boşalır, bölgede aşınma artar.

745 (1344-1345): Hüsâmeddîn'e göre bu tarihten sonra "Arguma-Suluova" adlı nahiye, Hakala köyünün adıyla anılmaya başlar.

812 (1409-1410): Tersakan üzerindeki Çeltek Köprüsü'nün bu tarihte var olduğu anlaşılır.

1216 (1802): Kutoğlu Hüseyin Paşa Akdağ eteklerinde kuşatılarak teslim olur.

1974-1978: Kerim Alpınar Akdağ'da ilk sistemli bitki toplamalarını yapar.

1986: Yedikır Göleti işletmeye açılır; 1989'da birinci derece doğal sit alanı ilan edilir.

2003: Derinöz Çayı üzerindeki Derinöz Barajı tamamlanır (kimi listelerde inşaat 1990-2002 olarak verilir).

2005: Akdağ, Türkiye'nin önemli bitki alanları arasına alınır.

2009-2011: Akdağ'ın yosun florası 37 istasyonda incelenir.

2016-2019: Akdağ'ın bitki örtüsü üzerine yapılan saha çalışmaları 2020'de 705 taksonluk tam listeyle yayımlanır.

Doğrulanamayanlar

Kanyonun adının kökeni konusunda güvenilir bir açıklamaya ulaşılamamıştır. Kimi anlatımlarda adın kanyonun derinliğinden ve içindeki suyun serinliğinden geldiği söylenir, ancak bu açıklama belgelenmiş değildir; aynı adın yöredeki fay hattına, çaya ve baraja da verilmiş olması, adın kanyondan önce bütün vadiye ait olduğunu düşündürür. Kanyonu açan derenin Derinöz Çayı ile Ümmet Deresi adlarından hangisiyle resmî kayıtlarda geçtiği, kanyonun hangi kayaç biriminde açıldığı, Derinöz fay hattını izleyip izlemediği ve oluşum yaşı belirlenememiştir. Güzergâhın toplam geçiş süresi, giriş kısıtlamalarının başladığı tarih ve resmî koruma statüsü konularında da başvurulan kaynaklarda bilgi yoktur. Derinöz Barajı'nın tamamlanma yılı ve bağlı olduğu il kaynaklara göre farklı verilmektedir.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Resmî kaynaklar

Diğer kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar