Özgün Metin
Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün
Āh kim derdüme dermān itmege ‘āciz ṭabīb
Derdmend ü mübtelā üftādeyem merd-i ġarīb
Kūy-ı dil-berde raḳībüñ ta‘nı bildürdi baña
Ḫār ucından gülsitān içre ne çekmiş ‘andelīb
‘Andelīb-i dil nice derd ile feryād itmesün
Gül-‘iẕārına görür ḫār-ı raḳīb olmuş ḳarīb
Her ḳaçan dil derdinüñ dermānını itsem su’āl
Ḳaşları yāyın ḳurup müjgān-ı zaḫm olur mecīb
Ger lebüñ cām-ı meyin yād itse minberden yire
Na‘ra urup kendüyi ser-mest ide ol dem ḫaṭīb
Ḳaşlaruñ miḥrābına secde ider ehl-i ṣalāt
Küfr-i zülfüñe perestār iy ṣanem ehl-i ṣalīb
Var daḫı ‘Adlī cihānda ‘ayş u nūş itme ṭaleb
Çün saña bezm-i ezelde cām-ı ġamdandur naṣīb
Günümüz Türkçesiyle
1. Ah, hekim derdime derman bulmaktan âciz; ben dertli, belaya düşmüş, düşkün, garip bir adamım.
2. Sevgilinin mahallesinde rakibin ta‘neleri, bülbülün gül bahçesinde dikenin ucundan neler çektiğini bana öğretti.
3. Gönül bülbülü nasıl dertle feryat etmesin; sevgilinin gül yanağının yanına rakip dikeninin yaklaştığını görüyor.
4. Gönlümün derdine çare ne diye ne zaman sorsam, o kaşlarının yayını kurar ve bana cevap olarak kirpiklerinin açtığı yara gelir. (Kaş yaya, kirpik oka benzetilir; sorunun cevabı yeni bir yaradır.)
5. Hatip, dudağının şarap kadehini bir hatırlasa, o anda nara atıp kendinden geçer ve sarhoş bir halde minberden yere iner.
6. Ey put güzeli, namaz ehli kaşlarının mihrabına secde eder; haç ehli (Hristiyanlar) da zülfünün küfrüne tapar, ona kulluk eder.
7. Adlî, git artık, dünyada zevk ve içki arama; çünkü ezel meclisinde sana düşen pay gam kadehindendir.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Şiir yedi beyitlik bir gazeldir. Vezni aruzun remel bahrinden "fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün" kalıbıdır. Redif yoktur; kafiye "ṭabīb, ġarīb, ‘andelīb, ḳarīb, mecīb, ḫaṭīb, ṣalīb, naṣīb" sözlerindeki "-īb" sesidir. Mahlas son beyitte geçer. Gazel Bayram neşrinde 10 numaradadır ve divanın b harfiyle biten gazellerine ayrılan bölümün ikinci şiiridir. OR, T, M1 ve M2 nüshalarında bulunur, İBB'de yoktur; ancak nüshaların hepsi bütün beyitleri vermez. İlk beyit M1 ve M2'de, üçüncü ve altıncı beyitler ise T nüshasında yoktur. Yedi beytin tamamını yalnız OR nüshası verir. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.
Anlam ve Söz Sanatları
Gazel, aşkın hastalık olarak görüldüğü bilinen bir tabloyla açılır. Âşık dertlidir, hekim çare bulamaz; "derd" ile "dermān", "ṭabīb" ile "derdmend" kelimeleri aynı alandan seçildiği için ilk beyitte bir tenasüp kurulur. "Merd-i ġarīb", yani garip adam ifadesi âşığın kimsesizliğini de anlatır.
İkinci ve üçüncü beyitler gül ile bülbül mazmunu üzerine kuruludur. Divan şiirinde gül sevgiliyi, bülbül âşığı, gülün dikeni de sevgilinin yanından ayrılmayan rakibi temsil eder. Adlî bu eşleşmeyi iki adımda kurar. Önce rakibin ta‘neleri ona bülbülün dikenden neler çektiğini öğretir; yani âşık kendi derdinden bülbülün derdini anlar. Ardından âşığın gönlü doğrudan "gönül bülbülü" olur ve sevgilinin gül yanağına yaklaşmış rakip dikenini görüp feryat eder. Diken gülden ayrılmadığı için rakibin sevgiliye yakınlığı da bu imgeyle açıklanır. "‘Andelīb" kelimesinin ikinci beytin sonunda ve üçüncü beytin başında tekrarlanması iki beyti birbirine bağlar.
Dördüncü beyitte sevgilinin kaşı yay, kirpiği ok olarak düşünülür. Âşık derdine çare sorar, sevgili cevap yerine kaşlarının yayını kurar; cevabı veren de kirpiğin açtığı yaradır. Soru ile cevap, çare ile yara arasındaki karşıtlık beyte ince bir alay katar. T nüshasında "mecīb" (cevap veren) yerine "ḥacīb" (kapıcı, perdeci) okunur; bu okuyuşla kirpik yarası âşığı kapıda karşılayan bekçi olur. Neşrin dipnotunda bu kelime "mücīb" biçiminde anılır; iki yazılış da "cevap veren" anlamındadır.
Beşinci ve altıncı beyitler gazelin en cesur kısmıdır. Beşinci beyitte hatip, yani camide minberde hutbe okuyan din adamı, sevgilinin dudağını şarap kadehine benzeten bir hatırayla kendinden geçer ve nara atarak minberden iner. Divan şiirinde zahit, vaiz ve hatip gibi dindarlık temsilcilerinin aşk karşısında yenik düşmesi sık işlenen bir alaydır. Altıncı beyit bu düşünceyi iki dine yayar. Kaşın kemerli biçimi mihraba benzetildiği için namaz kılanlar sevgilinin kaşlarına secde eder; zülfün karalığı küfrü çağrıştırdığı için de haç ehli, yani Hristiyanlar, onun zülfüne kulluk eder. "Ṣalāt" ile "ṣalīb" kelimeleri ses bakımından birbirine yakındır ve anlamca karşı karşıya durur; mihrap ile küfür, secde ile tapınma da aynı tezadı sürdürür. Sevgiliye "ṣanem" (put) diye seslenilmesi, ona iki taraftan da tapınıldığını söyleyen beyte uygun düşer.
Son beyitte şair kendine döner. Bezm-i ezel ya da bezm-i elest, divan şiirinde ruhların yaratılış sırasında Allah'ın "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" sorusuna "evet" dedikleri ezelî meclistir. Şairlere göre âşıklar sevgililerine bu mecliste âşık olmuş, aşk şarabını o gün içmişlerdir. Adlî bu inanışa dayanarak kendi payının o mecliste gam kadehinden ayrıldığını söyler; bu yüzden dünyada zevk ve içki aramanın anlamı yoktur. Gazelin başındaki çaresizlik, kadere bağlanarak sonuçlanır. Beşinci beytin "meyin" kelimesi M2 nüshasında "meyüñ" biçimindedir.
Kaynakça
- Yavuz Bayram (hzl.), Adlî Dîvânı (Dîvân-ı Sultân Bâyezîd-i Sânî), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018, s. 48, şiir no. 10; nüsha farkları aynı sayfanın dipnotlarında. ekitap.ktb.gov.tr
- Yusuf Şevki Yavuz - İskender Pala, "Bezm-i Elest", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/bezm-i-elest (elest meclisi ve divan şiirindeki yorumu).
Çevrimiçi kaynaklar






