Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

Ruḫlarına ol sitem-ger sünbül-i pür-çīn ṣalup
Fitne ṣaldı dīne iki kāfir-i bī-dīn ṣalup
Vādi-i ġamdan geçemez zülf ü ḫaddüñ fikr ile
‘Āşıḳuñ şeb-dīz-i āh u eşk-i gül-gūnın ṣalup
Gözleri cellādına virmiş müje ḫançerlerin
Düzd-i dil aṣmaġa iki kākül-i miskīn ṣalup
Dür dişüñ yādıyla bīdārem şeb-i hicrüñde ben
Gözlerümden ṣubḥ olınca ḫūşe-i Pervīn ṣalup
Ṣabr ile ġam naḳdidür ‘ālemde varı neylesün
‘Adli geldi ḫāk-i pāyuña yoġ u varın ṣalup

Günümüz Türkçesiyle

1. O zalim güzel, kıvrım kıvrım sümbül gibi saçlarını yanaklarına salıverdi; dinsiz iki kâfiri (iki kara zülfünü) salarak dine fitne saldı.

2. Âşık, senin zülfünü ve yanağını düşünerek ahının gece karası atını (Şebdîz) ve gül renkli kanlı gözyaşının atını (Gülgûn) koştursa bile gam vadisini aşamaz. (Ah, duman gibi kara; gözyaşı kanla karışık olduğu için gül renklidir. İki sıfat, Hüsrev ve Şîrîn hikâyesindeki ünlü at adlarını hatırlatır.)

3. Gözleri, kirpiklerinin hançerlerini cellatlarına vermiş; gönül hırsızını asmak için de misk kokulu iki perçemini (ip gibi) sarkıtmış.

4. Ayrılık gecende inci gibi dişlerini hatırlayarak uykusuz kalıyorum; sabah olana kadar gözlerimden Ülker yıldızının salkımı gibi gözyaşı döküyorum.

5. Bu dünyada bütün varı yoğu sabır ile gamdan ibaret bir nakittir, ne yapsın; Adlî varını yoğunu bırakıp ayağının toprağına geldi.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir beş beyitlik bir gazeldir. Vezni aruzun remel bahrinden "fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün" kalıbıdır. Redif "ṣalup" (salıp), kafiye ise "pür-çīn, bī-dīn, miskīn, Pervīn" sözlerindeki "-īn" sesidir; ikinci ve beşinci beyitlerde bu ses "gül-gūnın" ve "varın" sözlerinde kısa "-ın" olarak yakalanır. Gazel, Bayram neşrinde 9 numaradadır ve divanın b harfiyle biten gazellerine ayrılan bölümünün (Ḥarfü'l-bā’) başında yer alır; redifteki "ṣalup" kelimesi eski yazıda be harfiyle bittiği için gazel bu bölüme girmiştir. OR, T, M1 ve M2 nüshalarında bulunur, İBB nüshasında yoktur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazelin ustalığı rediftedir. "Salmak" fiili her beyitte başka bir anlamla kullanılır: ilk mısrada saç yanaklara salıverilir, ikinci mısrada fitne salınır; ikinci beyitte at koşturulur, üçüncüde perçem ip gibi sarkıtılır, dördüncüde gözyaşı dökülür, son beyitte ise var yok bırakılıp gidilir. Aynı kelimenin anlamını beyitten beyte değiştirmek, redifi tekdüze bir tekrar olmaktan çıkarır.

İlk beyit sevgilinin saçını iki yönden anlatır. Kıvrımlı, koyu saç önce sümbüle benzetilir; ikinci mısrada ise iki zülüf "dinsiz iki kâfir" olur. Divan şiirinde zülfün karalığı küfrü, yüzün aydınlığı imanı çağrıştırır; saçın yüze dökülmesi böylece dine fitne salmak gibi görülür. "Dīn" ile "bī-dīn" arasında hem ses yakınlığı hem tezat vardır.

İkinci beyit gazelin en zengin beytidir. "Şeb-dīz" kelimesi "gece renkli, yağız", "gül-gūn" ise "gül renkli" demektir. Ah, âşığın göğsünden duman gibi kara yükselir; gözyaşı ise kanla karıştığı için kızıldır. Şair bu iki sıfatı at gibi koşturulan şeylere bağlar ve ah ile gözyaşı, âşığı gam vadisinden geçirmeye çalışan iki ata dönüşür. Şebdîz, İran'ın Sâsânî hükümdarı Hüsrev Pervîz'in efsanevi atının adıdır; Nizâmî'nin işlediği Hüsrev ve Şîrîn hikâyesinde Hüsrev'e vaat edilen dört nimetten biri bu attır ve Şîrîn, Hüsrev'i bulmak için Şebdîz'e binip yola çıkar. Gülgûn adı da Şebdîz'le birlikte anılır: II. Bayezid devrinin şairlerinden Âhî'nin yarım kalan eserlerinden biri "Rivâyet-i Gülgûn u Şebdîz" adını taşır. Bu yüzden beyitteki iki sıfat, hikâyeyi bilen okura iki ünlü atı da hatırlatır ve bir tevriye oluşturur. Bütün bu hıza rağmen âşık gam vadisini aşamaz. T nüshasında "şeb-dīz-i āh u" yerine "kim gice gündüz" okunur; bu okuyuşla mısra "gece gündüz gül renkli gözyaşını salıp" anlamına gelir ve at imgesi kaybolur.

Üçüncü beyit bir infaz sahnesidir. Sevgilinin gözleri, kirpik hançerlerini cellatlarına vermiş; gönül hırsızlık ettiği için perçemler onu asacak ip gibi sarkıtılmıştır. Göz, kirpik, perçem, cellat ve hançer arasında bir tenasüp kurulur. "Miskīn" kelimesi hem "misk kokulu" hem "zavallı, düşkün" anlamına gelebilir; birinci anlam saçın kokusunu, ikincisi yerlere kadar sarkışını düşündürür.

Dördüncü beyitte âşık ayrılık gecesinde uykusuzdur ve sevgilinin inci dişlerini düşünerek sabaha kadar ağlar. Pervîn, Ülker (Süreyyâ) yıldız kümesinin edebî metinlerde kullanılan adlarından biridir. Divan şiirinde iki sıra halinde dizilmiş bu parlak yıldızlar başağa, salkıma, gerdanlığa ve sevgilinin dişlerine benzetilir. Adlî bu iki benzetmeyi birleştirir: inci dişleri hatırlatan gözyaşları Ülker salkımı gibi dizi dizi dökülür. Gece, uykusuzluk ve yıldız arasında da bir tenasüp vardır.

Son beyitte mahlas geçer. Âşığın dünyadaki bütün varlığı sabır ile gamdan ibarettir; "naḳd" kelimesi bu iki duyguyu elde tutulan bir sermayeye çevirir. "Yoġ u var" deyimi hem "nesi var nesi yoksa" hem de "varlık ve yokluk" diye anlaşılabilir. Adlî bunların hepsini bırakıp sevgilinin ayağının toprağına gelir; ilk beyitte saçını salan sevgiliye, son beyitte varını salan âşık karşılık verir.

Nüsha farkları sınırlıdır. İlk beyitteki "sünbül" T nüshasında "kākül", dördüncü beyitteki "Pervīn" ise M1 nüshasında "Perdīn" biçimindedir.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Yavuz Bayram (hzl.), Adlî Dîvânı (Dîvân-ı Sultân Bâyezîd-i Sânî), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018, s. 47, şiir no. 9; nüsha farkları aynı sayfanın dipnotlarında. ekitap.ktb.gov.tr

Akademik çalışmalar

Çevrimiçi kaynaklar