Özgün Metin
Vezin: mefā‘īlün mefā‘īlün mefā‘īlün mefā‘īlün
Geçer mi āhumuñ tīri irişdükçe feleklerden
Ṣorarsañ bilesin daḫı feleklerde meleklerden
Benümçün kimse ḳalmadı niyāz itmeye ḳapuñda
Dirīġā kim ḳabūl olmaz biri bunca dileklerden
Ne olur māl-ı dünyāvī vireydüm cānı şükrāne
Ṭolaşsa boynuma görsem biri sīmīn bileklerden
Seḥer tāvus idüp cilve irişmez zülf-i zībāña
Cehāletden ider nāle döger miskīn bileklerden
Ġubār olup tozum her dem tozarsa n'ola bād ile
Baña çoḳ cevr idüp dil-ber geçürmişdür eleklerden
Göricek ḳadd-i bālāñı bu iki merdüm-i çeşmüm
Ṣaçarlar dürr ile la‘li yoluña mā-meleklerden
Gehī vaṣl ü gehī fürḳat zihī taḳdīr-i Rabbānī
Şikāyet eyleme ‘Adlī kevākibden feleklerden
Günümüz Türkçesiyle
1. Ahımın oku göklere eriştikçe onları delip geçer mi? Sorarsan bunu göklerdeki meleklerden de öğrenirsin.
2. Kapında benim için yalvaracak kimse kalmadı; yazık ki bunca dilekten bir tanesi bile kabul olmuyor.
3. Dünya malı da ne ki; gümüş bileklerden biri (gümüş gibi ak bilekli bir güzelin kolu) boynuma dolansa, şükür olarak canımı verirdim.
4. Seher vakti tavus kuşu salınıp güzelliğini gösterse de senin güzel saçına erişemez; bilgisizliğinden inler, zavallı kendini bileklerinden döver. İkinci mısraın son kısmı tam açık değildir; "dögmek" burada dövünmek, yas tutar gibi kendini dövmek anlamında anlaşılmıştır.
5. Toz olup her an rüzgârla savrulsam şaşılır mı; sevgili bana çok cefa edip beni eleklerden geçirmiştir.
6. Boyunun yüceliğini görünce bu iki göz bebeğim, sahip oldukları her şeyden yoluna inci ve yakut saçar (gözüm yoluna ak ve kanlı yaşlar döker).
7. Bazen vuslat, bazen ayrılık: ne güzel bir İlâhî takdir. Ey Adlî, yıldızlardan ve feleklerden şikâyet etme.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Gazel yedi beyittir ve hezec bahrinin "mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif "-lerden" ekidir; kafiye "-ek" sesine dayanır: felek, melek, dilek, bilek, elek, mâ-melek. Kafiye kelimelerinden ikisi tekrar eder: "bileklerden" 3. ve 4. beyitlerde, "feleklerden" de matlada ve maktada geçer. Gazel, matlaı kendi içinde, öteki beyitleri ikinci mısralarıyla matlaa kafiyeli kısa bir aşk şiiridir. Bayram neşrinde 109 numarayla yer alır ve beş nüshada da bulunur (OR, T, M1, M2, İBB); ancak 4. beyit İBB'de yoktur, OR'da da bu beytin "tâvus" kelimesi eksiktir. Anlamı etkileyen öteki farklar şunlardır: 1. beyitte bazı nüshalar "geçer mi" yerine "geçürdüm" (geçirdim), T, M1 ve M2 "tîri" yerine "tîrin", 7. beyitte T, M1 ve M2 "zihî" yerine "gehî" okur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.
Anlam ve Söz Sanatları
Gazel gökle açılır ve gökle kapanır. Matlada âşığın ahı bir oktur; göklere ulaşıp onları delip geçer mi diye sorulur ve cevabı göklerin sakinleri olan melekler bilir. Ahın göğe yükselmesi divan şiirinin en yaygın imgelerindendir. Nüshaların "geçürdüm" okuyuşu soruyu bir iddiaya çevirir: âşık ahının okunu feleklerden geçirmiştir. "Tîr" (ok), "felek" ve "melek" kelimeleri arasında tenasüp, "felek" ile "melek" arasında da ses benzerliği vardır.
Maktada ise aynı felekler şikâyet konusu olmaktan çıkarılır. Divan şiirinde âşık talihsizliğini çoğu zaman yıldızlara ve feleğe yükler; Adlî ise kendine, vuslatın da ayrılığın da Allah'ın takdiri olduğunu hatırlatır ve şikâyet etmemesini söyler. Matladaki göğe yükselen ah ile maktadaki teslimiyet arasındaki karşıtlık gazelin iki ucunu birbirine bağlar. "Vasl" ile "fürkat" arasında tezat vardır; T, M1 ve M2'nin "gehî" okuyuşu bu karşıtlığı "bazen... bazen..." diye üç kez tekrarlayarak sertleştirir.
Aradaki beyitler âşığın yalnızlığını ve çaresizliğini işler. İkinci beyitte sevgilinin kapısında âşık adına aracılık edecek kimse kalmamıştır ve hiçbir dilek kabul görmez. Üçüncü beyitte gümüş gibi ak bir bileğin boyuna dolanması, canın şükür olarak verilmesine değer bulunur; "sîmîn" sözlük anlamıyla gümüşten, gümüş gibi demektir ve divan şiirinde güzelin ak teni için kullanılır. Dördüncü beyitte tavus kuşu, renkli tüyleriyle salınsa da sevgilinin saçına erişemez ve bundan dolayı inler. Kuşun güzelliğinin sevgilinin güzelliği karşısında yetersiz kalması, divan şiirinde sık görülen bir üstün tutma biçimidir.
Beşinci beyitte "gubâr" (toz), "toz" ve "bâd" (rüzgâr) kelimeleri bir küme oluşturur ve beyit "elekten geçirmek" deyimine dayanır. Deyim sözlük anlamıyla birini iyice sınamak, didik didik etmek demektir; burada âşığın sevgilinin cefasıyla elenip toza dönmesi, mecaz ile gerçek anlamı birlikte kullanır. Altıncı beyitte "merdüm-i çeşm" göz bebeğidir; "merdüm" sözlük anlamıyla hem insan hem göz bebeği anlamına gelir. Göz bebekleri, sevgilinin yoluna mallarını saçan kimseler gibi inci ve yakut saçar: inci ak gözyaşı, yakut kanlı gözyaşıdır. "Mâ-melek" sözlük anlamıyla insanın sahip olduğu her şeydir.
Kaynakça
- Yavuz Bayram (hzl.), Adlî Dîvânı (Dîvân-ı Sultân Bâyezîd-i Sânî), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018, s. 147, şiir no. 109 (nüsha farkları aynı sayfanın dipnotunda). ekitap.ktb.gov.tr






